Ankara’dan dünyaya Uygur Türkü İlham Tohti için Nobel adaylığı çağrısı
Ankara’daki toplantıda, 12 yıldır Çin esaretindeki Uygur Türkü akademisyen Doç. Dr. İlham Tohti’nin Nobel Barış Ödülü’ne adaylığı ele alındı. Tohti’nin evrensel insan hakları mücadelesindeki sembolik rolüne dikkat çekildi.
Ankara’da bir otelde, Yesevi Hareketi, İlham Tohti İnisiyatifi Hareketi, İsa Yusuf Alptekin Vakfı ve İzmir Düşünce Platformu’nun paydaşlığında bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantının ana gündemini, Çin Komünist Partisi (ÇKP) hükümetinin uydurma gerekçelerle yıllardır suçsuz yere tutsak ettiği Uygur Türkü Doç. Dr. İlham Tohti’nin Nobel Barış Ödülü’ne adaylığı oluşturdu. Etkinliğe sivil toplum temsilcileri, akademisyenler ve düşünce dünyasından isimler katıldı.
İLHAM TOHTİ’NİN TUTUKLANMA SÜRECİ HATIRLATILDI
İlham Tohti İnisiyatifi Hareketi Başkanı Enver Can, işgalci devlet Çin’in başkenti Pekin’de öğretim üyesi olarak görev yapan ekonomist Doçent Doktor İlham Tohti’nin 2014 yılında tutuklanarak müebbet hapis cezasına çarptırıldığını anımsattı. Can, bu kararın ardından Tohti’nin durumunu uluslararası kamuoyuna taşımak amacıyla harekete geçtiklerini söyledi.
“EVRENSEL VİCDANIN SİMGELERİNDEN BİRİ”
Enver Can, İlham Tohti’nin yalnızca Uygur Türkleri için değil, tüm dünyada insan hakları savunucuları açısından da önemli bir figür olduğunu belirtti. Can, “Bugün İlham Tohti yalnızca Uygur halkının değil, evrensel insan hakları mücadelesinin de vicdani simgelerinden biri olarak kabul ediliyor.” ifadesini kullandı.

NOBEL VURGUSU VE AKADEMİK ÇAĞRI
İlham Tohti’nin Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmesinin, şiddete başvurmadan hak arama mücadelesinin ve hukuku esas alan direniş anlayışının küresel ölçekte teyit edilmesi anlamına geleceğini vurgulayan Can, özellikle akademik çevrelerin ve düşünce insanlarının sürece daha güçlü destek vermesi gerektiğini dile getirdi.
BARIŞÇIL ÇÖZÜM ARAYIŞLARINA DİKKAT ÇEKİLDİ
Can, Nobel adaylığının yalnızca bireysel bir ödül meselesi olmadığını, aynı zamanda Uygur meselesinde barışçıl çözüm yollarının güçlendirilmesi açısından da önem taşıdığını söyledi. Bu sürecin, Tohti’nin özgürlüğü için uluslararası baskının artmasına katkı sağlayacağını ifade etti.
UYGUR TÜRKLERİNE YÖNELİK UYGULAMALAR ANLATILDI
Yesevi Hareketi Ankara Başkanı Miraç Gür ise konuşmasında Çin’de Uygur Türklerine yönelik bazı uygulamalara değindi. Gür, Uygur Türklerinin sırf Türk ve Müslüman oldukları için Çin nezdinde “iyi vatandaş” ve “kötü vatandaş” şeklinde sınıflandırıldığını, bunun da sosyal kredi sistemi üzerinden yapıldığını aktardı.
TELEFONLARA SINIRSIZ ERİŞİM VE DİJİTAL GÖZ HAPSİ
Gür, Uygur Türklerinin cep telefonlarına zorunlu olarak bazı programların yüklendiğini ve bu yazılımlar aracılığıyla kişisel verilerin otomatik biçimde toplandığını söyledi. Fotoğraflar, mesajlaşmalar, internet kullanımı ve dijital ayak izlerinin Çin tarafından izlenebildiğini belirten Gür, bu durumun sürekli bir gözetim ortamı oluşturduğunu ifade etti.
SOSYAL KREDİ SİSTEMİ VE PUANLAMA
Bu dijital takip sonucunda Uygur Türklerine puanlama yapıldığını dile getiren Gür, sosyal kredi sistemi aracılığıyla insanların “iyi” ya da “kötü” vatandaş olarak nitelendirildiğini aktardı. Gür, dini kimlik, etnik köken ve kültürel farklılıkların bu puanlamada olumsuz etki yarattığını söyledi.
AKADEMİSYENLERDEN NOBEL DEĞERLENDİRMESİ
Toplantıda söz alan Profesör Doktor Ömer Kul, Nobel Barış Ödülü’nün siyasi yönü bulunduğunu düşündüğünü ifade etti. Buna rağmen İlham Tohti’nin duruşu, yaşadıkları ve ödediği bedeller nedeniyle bu ödülü hak ettiğini dile getirdi.
“HİÇBİR ŞEY OLMAZSA BİLE SESİMİZİ DUYURDUK”
Kul, ödülün verilmesi halinde bir insanın hayatının kurtulmasına ve insanca yaşamasına katkı sağlanabileceğini söyledi. Ödül verilmemesi durumunda bile İlham Tohti üzerinden Doğu Türkistan meselesinin anlatıldığını, Uygur Türklerinin maruz kaldığı asimilasyon ve baskıların kamuoyuna aktarıldığını vurguladı.
GELECEĞE YÖNELİK KAYGILAR PAYLAŞILDI
Profesör Doktor Kul, mevcut politikaların devam etmesi halinde 15-20 yıl sonra Doğu Türkistan’da kendini Müslüman, Türk ya da Uygur olarak tanımlayan insanların kalmayabileceği yönündeki endişelerini dile getirdi. Bu durumun yalnızca bölgesel değil, insanlık adına da ciddi bir tehdit oluşturduğunu ifade etti.