Ankaralı çalışanlara güneş yasağı: Ofis hayatı başkentte görünmez bir krize dönüştü

Ankara’da memurlar ve beyaz yakalılar neden zemin kat, penceresiz ofislere sıkıştı; “pencere hakkı” gerçekten yeni bir çalışma hakkı başlığı mı oluyor?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankaralı çalışanlara güneş yasağı: Ofis hayatı başkentte görünmez bir krize dönüştü
EP
Esra Polat Editör

Ankara’nın memur kenti kimliği, hızlı göç ve kontrolsüz yoğun yapılaşma, kentin göbeğinde yeni ve görünmez bir kriz yarattı: penceresiz ya da sınırlı gün ışığı alan zemin kat ofisler. Kızılay, Ulus, Sıhhiye ve Eskişehir Yolu aksındaki kamu ve özel sektör binalarında çalışan binlerce kişi, tüm mesaisini yapay ışık ve yetersiz havalandırma altında geçiriyor. Uzmanlara göre bu tablo, sadece konfor eksikliği değil; “pencere hakkı” ve “temiz hava hakkı” ekseninde derinleşen bir çalışma hakkı sorunu.

ANKARA’DA MEMURİYET YOĞUNLUĞU PENCERESİZ OFİSLERİ ÇOĞALTIYOR

Türkiye’nin en büyük kamu istihdam merkezi olan Ankara, her yıl binlerce yeni memur ve beyaz yakalıyı kendine çekiyor. Bu istihdam baskısı, kent merkezindeki kiraları yukarı iterken, eski apartman ve iş hanlarının hızla ofise dönüştürülmesine yol açıyor. Özellikle zemin ve bodrum katlar “ucuz ofis” çözümü olarak öne çıkıyor. Dar cephesi olan, arkaya bakan, küçük ışıklıklarla yetinen ya da tamamen penceresiz odalar, “merkezi lokasyon” etiketiyle ofis diye kiraya veriliyor.

Kamu kurumlarının çevresindeki özel iş merkezlerinde ihalelere giren şirketler, fotokopi ve kırtasiye işletmeleri, muhasebe büroları, danışmanlık ve proje firmaları bu tür içe kapalı alanlara sıkışmış durumda. Ulaşımda vakit kaybetmemek için “Ankara merkezde olayım da nasıl olursa olsun” diyen çalışanlar, farkında olmadan tüm günlerini gün ışığından yoksun geçiriyor. Ortaya, Ankara’ya özgü, memur yoğunlaşmasıyla beslenen bir iç mekân çalışma krizi çıkıyor.

MEVZUAT GÜN IŞIĞI VE HAVA İSTİYOR, ANKARA GERÇEĞİ BUNU BOZUYOR

Türkiye’de İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve bağlı yönetmelikler, çalışanların sağlıklı ve güvenli ortamda çalışma hakkını tanıyor. Çalışma alanlarında yeterli aydınlatma, uygun havalandırma ve yapı ruhsatı ile iskan süreçlerinde doğal ışık ve doğal havalandırma, teknik olarak aranan şartlar arasında yer alıyor. Kağıt üzerinde tablo net görünüyor.

Ankara’daki uygulama ise bambaşka bir manzara çiziyor. Birçok binada projede “depo”, “teknik hacim” ya da arka servis alanı olarak ayrılan zemin ve bodrum bölümler zaman içinde ofise dönüştürülüyor. Bu alanlar alçıpan bölmelerle küçük odacıklara ayrılıyor; içte kalan odalar neredeyse hiç gün ışığı almıyor. Bazı ofislerde tek hava değişimi, koridora açılan kapı ve tavana iliştirilmiş eski tip klima üniteleriyle sağlanıyor. Mevzuat teoride varlığını korurken, denetimlerin zayıflığı ve “idare eder” yaklaşımı, çalışanları fiilen penceresiz çalışma düzenine mahkûm ediyor.

TMMOB VE MİMARLAR ODASI PENCERESİZ OFİSİ HAK İHLALİ SAYIYOR

Ankara’daki bu tablo, sadece bireysel şikâyetlerin değil, meslek odalarının da gündeminde. TMMOB’a bağlı Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin “Kapalı Ofislerde Yaşam” ve “İç Mekân Sağlığı” temalı panel ve etkinliklerinde, zemin altı ve penceresiz çalışma alanları açıkça eleştiriliyor. Resmî söylemde, bu tür ortamların İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne ve İş Sağlığı ve Güvenliği yönetmeliklerine aykırı olduğu vurgulanıyor.

Türk Tabipleri Birliği ve Mimarlar Odası raporlarında sık geçen “doğal aydınlatma standartlarına uyulmalı”, “iç ortam hava kalitesi ve sirkülasyonu sağlanmalı” ve “zemin altı çalışma yasağı” gibi teknik ifadeler, kamuoyu dilinde daha net ve çarpıcı bir dizeye dönüşüyor: “Güneş görme hakkı”, “temiz hava hakkı” ve “pencere hakkı”. Böylece “pencere hakkı”, teknik bir hukuk terimi olmasa da, politik ve sendikal bir talep başlığı olarak güç kazanıyor. Akademik çevreler, özellikle “hasta bina sendromu”, iç hava kalitesi ve doğal ışık eksikliğini belgeleyen işçi sağlığı raporlarının, bu talebin bilimsel temelini oluşturduğunu belirtiyor.

GÜN IŞIĞI EKSİKLİĞİ BEDENİ DE ZİHNİ DE ZORLUYOR

İş sağlığı uzmanlarına göre, gün ışığına erişim lüks değil, biyolojik bir gereklilik. Penceresiz veya çok az ışık alan ofislerde çalışanlarda baş ağrısı, göz yorgunluğu, kronik yorgunluk, uyku düzeninde bozulma, biyolojik saatin şaşması, depresif duygu durum, motivasyon kaybı, dolaşım ve solunum problemleri ile konsantrasyon düşüklüğü daha sık görülüyor.

Sabah karanlık bir zemin kata girip akşam hava kararmaya yakın çıkan, yani gün içinde hiç doğal ışık görmeyen çalışanlar, sürekli kapalı mekânda kalma hissiyle psikolojik baskı yaşıyor. Çalışma psikologları, bu ortamların kaçış davranışlarını, işe yabancılaşmayı ve uzun vadede tükenmişlik sendromunu tetiklediğini vurguluyor. Ankara özelinde penceresiz ofislerin yaygınlaşması, hem kamu kurumlarında hem özel sektörde verimliliği aşağı çeken yapısal bir risk alanına dönüşüyor.

KAPALI OFİSLERDE HAVA KALİTESİ ÇALIŞMA HAKKINI YENİDEN TANIMLIYOR

Ankara’daki penceresiz ofis sorununun ikinci kritik boyutu, iç hava kalitesi başlığında yoğunlaşıyor. Özellikle eski binalarda merkezi havalandırma sistemi bulunmuyor, split klimalar ve kapalı devre sistemler devreye giriyor, filtreler düzenli temizlenmediği için partikül yükü artıyor. Bu tablo, karbondioksit birikimi, oksijen düşüklüğü, nem ve küf sorunları, toz ve alerjen yoğunluğu ile solunum yolu enfeksiyonlarında artış riskini büyütüyor.

Uzmanlar, iç hava kalitesi kavramının mevzuatta daha güçlü ve ölçülebilir biçimde yer alması gerektiği görüşünde birleşiyor. İş hukuku alanında çalışan akademisyenler ise penceresiz ve havasız ofisleri, çalışma hakkının ruhuna aykırı koşullar olarak nitelendirerek tartışmayı teknik normların ötesine, temel haklar alanına taşıyor. 

Soruyu net soruyorlar: Bir çalışanın gün ışığına erişimi ve soluduğu havanın kalitesi, açıkça tanımlanmış bir çalışma hakkı olarak yasal güvence altına alınmalı mı?

UZMANLAR PENCERE HAKKINA ÇERÇEVE ÇİZİLMESİNİ İSTİYOR

TMMOB, Mimarlar Odası, TTB, sendikalar ve sivil toplum örgütleri, Ankara özelinde “pencere hakkı”nı somut bir zemine çekmek için çeşitli öneriler dile getiriyor. Yeni yapılacak kamu ve özel binalarda çalışma alanlarının belirli bir oranının doğrudan gün ışığı almasının yasal zorunluluk haline gelmesi isteniyor. Ofis planlamalarında iç çekirdek ve dış cephe dağılımında, personel lehine asgari oranlar tanımlanması talep ediliyor.

Zemin ve bodrum katların ofis olarak kiralanması için doğal aydınlatma ve havalandırma açısından net ve ölçülebilir kriterler getirilmesi, depo ya da teknik hacim olarak planlanan alanların sonradan sessizce ofise çevrilmesine karşı ruhsat ve iskan denetimlerinin sıkılaştırılması öneriliyor. Mevcut binalarda iç hava kalitesinin periyodik olarak ölçülmesi, sonuçların şeffaf biçimde çalışanlarla paylaşılması, standart altı değerler için işverenlere yaptırım uygulanması gerektiği belirtiliyor. İş sağlığı denetimlerinde yalnızca kişi başı metrekare değil, “gün ışığı erişimi” ve “hava değişim oranı” gibi göstergelerin de kontrol edilmesi gerektiği vurgulanıyor.

ANKARA’YA ÖZGÜ PLANLAMA HATALARI ÇALIŞANLARI ZEMİN KATA İNDİRİYOR

Uzmanlar, Ankara’daki sorunun sadece bina içi standartlarla değil, kentsel planlama tercihleriyle birlikte ele alınması gerektiğini belirtiyor. Kenti memuriyet merkezine dönüştüren politikalar, işe gidiş geliş saatlerinde artan trafik yoğunluğu ve toplu taşıma yükü, çalışanları “merkeze en yakın yer, nasıl olursa olsun” tercihiyle baş başa bırakıyor. Kızılay ve çevresinde başlangıçta konut olarak tasarlanmış pek çok bina, zaman içinde kat kat ofise dönüştürülmüş durumda. Depo veya dükkân olarak düşünülen zemin katlar bölünerek küçük ofislere çevriliyor; pencereler çoğu zaman cadde yerine dar baca boşluklarına bakıyor, bazı odalarda ise hiç pencere bulunmuyor.

Erken Cumhuriyet döneminde inşa edilen ve hâlâ kullanılan kamu binalarında da benzer bir pratik sürüyor. Bodrum ve zemin kattaki odalar “geçici” denilerek personel ofisine dönüştürülüyor, bu geçicilik yıllarca kalıcı hale geliyor. İşini kaybetme endişesi taşıyan çalışanlar ise bu koşulları sorgulamakta zorlanıyor.

ANKARALI ÇALIŞANLAR SOSYAL MEDYADA PENCERE HAKKINI GÜNDEME TAŞIYOR

Ankara’da kamu ve özel sektörde çalışanlar, penceresiz ofis gerçeğinin artık görmezden gelinmemesini istiyor. Şikâyetler çoğu zaman önce kurum içi yazışmalarda ve kapalı toplantılarda dile getiriliyor; ancak son dönemde sosyal medyada paylaşılan fotoğraflar, “hiç güneş görmeyen ofis” hikâyeleri ve anonim şikâyet hesapları konuyu kamuoyunun önüne taşıdı. 

Özellikle genç beyaz yakalılar, “pencere hakkı”, “güneş görme hakkı” ve “temiz hava hakkı” etiketleriyle yeni bir dijital itiraz dili kuruyor.

Uzmanlara göre Ankara’da penceresiz ofis sorununu çözmek için mevzuatın güçlendirilmesi, merkezi ilçelerdeki zemin ve bodrum ofislere yönelik ayrıntılı bir envanter çıkarılması ve çalışanların şikâyet mekanizmalarının iş güvencesi sağlayacak biçimde yeniden tasarlanması gerekiyor. “Pencere hakkı” ifadesi bugün için hukuki bir madde olmayabilir; ancak Ankara’nın karanlık zemin katlarından yükselen ses, bu kavramı giderek daha somut bir çalışma hakkı talebine dönüştürüyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa