Ankara'nın kot dairelerindeki kapıcı hayatı: Güneşsiz evlerde yaşam nasıl akıyor?

Ankara’nın kot dairelerinde yaşayan apartman görevlileri, güneş yüzü görmeden nasıl ayakta kalıyor; çocukları bu “yeraltı” hayatından çıkmayı başarabiliyor mu?

ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara'nın kot dairelerindeki kapıcı hayatı: Güneşsiz evlerde yaşam nasıl akıyor?
ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör

Çankaya’nın orta gelirli bir semtindeyiz. Apartman girişinde mermerler parlıyor, duvarlarda modern tablolar asılı. Aynı binanın eksi birinci katında ise asansör motorunun vızıltısı, kalorifer borularının tıkırtısı ve rutubet kokusu birbirine karışıyor. Kaldırım seviyesindeki küçük pencereden içeri sadece araba farları ve geçen insanların ayakkabıları sızıyor. Ankara’nın Keçiören, Mamak ve Çankaya’da sayıları binlerle ifade edilen apartman görevlileri, işlerini ve evlerini kaybetmemek için bu “yeraltı” hayatını yıllardır sessizce sürdürüyor.

İŞ KOT DAİREDE YAŞAMAYA ZORLUYOR

Ankara’da apartman görevliliği, Kat Mülkiyeti Kanunu ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde tanımlı bir hizmet. Uygulamada ise çoğu sözleşme, “lojman niteliğindeki kapıcı dairesinde oturma” şartına bağlı kuruluyor. Yani iş, fiilen kot dairede yaşamaya mecbur bırakıyor. Eski apartmanların büyük kısmında kapıcı daireleri kazan dairesiyle yan yana, ısıtma borularının geçtiği, iyi havalandırılmayan bölümlerde bulunuyor.

Bu dairelerde kışın aşırı sıcak ve havasız, yazın serin ama rutubetli bir iklim hüküm sürüyor. Çoğunun penceresi kaldırım veya otopark kotunda. Gün ışığı birkaç saat bile zor giriyor. Sürekli çalışan hidrofor, asansör ve ısıtma sistemlerinin sesi, gece bile tam anlamıyla susmuyor. Ankara Tabip Odası’na göre, uzun süre gün ışığı almayan ve rutubetli ortamda yaşayanlarda D vitamini eksikliği, solunum yolu sorunları ve romatizma şikayetleri artıyor.

Mamak’ta görüştüğümüz bir apartman görevlisi, “Çocuklarınız ‘Baba, bizim ev neden bu kadar karanlık?’ diye sorduğunda ne diyorsunuz?” sorusuna, “Onlara, ‘Babanız çalışıyor, siz okumaya bakın, güneşli evi siz getireceksiniz’ diyorum.” diye yanıt veriyor.

RUTUBET, BORU SESLERİ VE DÜZENLİ UYKUSUZLUK YAŞATIYOR

Kot dairelerde yaşam, sadece gün ışığı eksikliğiyle sınırlı değil. Çoğu kapıcı dairesinde tavanın hemen üzerinden geçen sıcak su ve kalorifer boruları hem gece gündüz ses yapıyor hem de özellikle kışın evi sürekli bunaltıcı sıcaklıkta tutuyor. Yazın cam açıldığında ise kaldırım seviyesinden gelen egzoz ve toz havayı dolduruyor.

Ankara’da, yoğun kış aylarında kazan dairelerinin neredeyse 24 saat çalıştığı biliniyor. Çankaya Ayrancı’da konuştuğumuz bir görevli, “Rutubet ve boru sesleri arasında uyku diye bir şey kalmıyor; sabah 05.30’da ekmek zilini beklerken zaten uyanık oluyorsunuz.” ifadesini kullanıyor.

Diyafon sesi, bu dairelerin değişmeyen fon sesi. Gün içinde “bakkal”, “su”, “ekmek”, “kargo” çağrıları arasında kesintisiz bir koşuşturma yaşanıyor. Pek çok görevli, “Evimizde otururken kapı zilini duyunca bile irkiliyoruz, sanki hemen bir iş yetiştirmek zorundayız.” diyerek, özel alanları ile iş alanlarının iç içe geçmesinden kaynaklanan yorgunluğu anlatıyor.

HEM EV SAHİBİ HEM HİZMETKAR OLARAK YAŞAM SÜRÜYORLAR

Ankara pratiğinde apartman görevlileri, genellikle bina sakinleriyle iki ayrı kimlikle ilişki kuruyor: Aynı binanın sakini ve aynı zamanda hizmeti sürekli hazır olması beklenen görevli. Çoğu daire, kapıcıya kira bedeli almadan veya çok düşük bir sembolik rakamla tahsis ediliyor. Buna karşılık, asgari ücret civarında bir maaş, artı aidat muafiyeti veya doğalgaz-elektrik katkısı veriliyor.

Bu model, kağıt üzerinde “kirasız ev” gibi görünse de fiilen 24 saatlik bir hizmet beklentisi yaratıyor. Keçiören’de görüştüğümüz bir görevli, “Ev sahibiyim ama evime tam anlamıyla evim diyemiyorum. Çünkü zil çaldığında, o ev bir anda işyerine dönüşüyor.” diyor.

“Servis saati” stresi sabahın ilk ışıklarıyla başlıyor. Ekmek dağıtımı, çöp toplama, merdiven temizliği, asansör takibi gibi işler, günün birçok saatini dolduruyor. Akşamları çöp bırakma saatinde diyafonun susmadığını anlatan apartman görevlileri, “Apartmanda yaşayanlarla komşuluk yapabiliyor musunuz, yoksa aradaki mesafe hep korunuyor mu?” sorusuna çoğunlukla benzer yanıt veriyor: “Anahtarlarını, çocuklarını emanet ederler; ama aynı masada akşam yemeğine oturmak pek akıllarına gelmez.”

ÇOCUKLAR ÜST KATA ÇIKIYOR AMA AKŞAM BODRUMA İNİYOR

Ankara’da kapıcı çocuklarının dünyası ise yukarı katlarla bodrum arasındaki görünmez çizgide şekilleniyor. Aynı apartmandaki diğer çocuklarla okulda, bahçede, asansörde birlikte büyüyorlar. Ancak akşam olduğunda biri apartmanın üst katındaki geniş salona, diğeri ise kot daireye dönüyor.

Çankaya Bahçelievler’de yaşayan bir anne, “Oğlum ilkokulda arkadaşlarının evine çıkarken çok heyecanlanırdı, kendi evine arkadaş çağırmaya hep çekindi.” diyor. “Çocuğunuz okulda babasının mesleğini söylerken çekiniyor mu?” sorusuna ise, “Küçükken söylemek istemiyordu, lisede ‘Babam apartman görevlisi ama ben buradan çıkacağım’ demeye başladı.” sözleriyle cevap veriyor.

Sosyologlara göre, bu ikili hayat çocuklarda hem sınıf farkını çok erken yaşta görüp içselleştirme hem de “buradan kurtulma” motivasyonu yaratıyor. 

Ankara’nın kamu kurumlarında, üniversitelerinde, hastanelerinde bugün görev yapan birçok bürokrat ve doktor, geçmişte kot daireden üst katlara bakan çocuklar olduklarını anlatıyor.

KAPICI DAİRELERİ KİRAYA DÖNÜŞÜYOR, MESLEK SİLİNİYOR

Son yıllarda Ankara’da yeni yapılan sitelerde klasik anlamda “kapıcı” istihdamı hızla azalıyor. Profesyonel site yönetimleri, temizlik ve bakım hizmetleri için şirketlerle sözleşme yapmayı tercih ediyor. Böylece “kapıcı dairesi” diye projelendirilen alanlar ya normal daireye çevrilip kiraya veriliyor ya da depo, teknik oda gibi amaçlarla kullanılıyor.

Bu dönüşüm, eski apartmanlarda çalışan görevli aileler için ayrı bir endişe kaynağı. Keçiören’de 20 yılı aşkın süredir aynı binada çalışan bir görevli, “Aidatlar arttı, yönetimler temizlik şirketlerine bakıyor. Bir gün ‘Artık daireyi kiraya vereceğiz’ derlerse hem iş hem ev aynı anda gidecek.” diyor.

Bu noktada kira vermeme avantajı ile düşük ücret ve zor koşullar arasındaki denge, giderek apartman görevlileri aleyhine bozuluyor. 

Ankara’da yükselen kiralar nedeniyle kot daireler bile artık ciddi bir gelir kapısı olarak görülüyor. Yönetimlerin, “Bu daireyi kiraya verirsek aidatı düşürürüz” hesabı, kapıcı ailesinin yıllardır kurduğu hayatı bir kararla riske sokabiliyor.

GÜNEŞ GÖREN BİR EVE TAŞINMA HAYALİ SÜRÜYOR

Kot dairelerde yaşayan apartman görevlilerinin ortak hayali, emekli olduklarında güneş gören bir evi nihayet hak etmek. Bir kısmı memlekete dönüp küçük de olsa kendi evini yapmak istiyor. Bir kısmı ise Ankara’nın çeperlerinde, kira ödeyerek de olsa normal bir daireye taşınmayı planlıyor.

“Emekli olunca nereye yerleşmek istiyorsunuz?” sorusuna Mamak’ta görüştüğümüz bir görevli, “Memlekette küçük bir arsa aldım, tek katlı, güneşi tam alan bir ev yapacağım. Çocuklar da ‘Baba, bu sefer ev neden bu kadar aydınlık?’ diye sorsun istiyorum.” diye yanıt veriyor.

Ankara’nın Keçiören, Çankaya, Mamak gibi ilçelerinde her gün yanından geçilen kot daire kapıları, aslında şehrin görünmez emek hikayelerini saklıyor. Asansörün indiği en alt katta, mermer merdivenlerin bittiği yerde, güneşe hasret ama çocuklarının geleceğine sıkı sıkı tutunan bir hayat akmaya devam ediyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa