Ankara eskiden nasıldı? Tapu kayıtları “Burası Dutluktu” sözünü doğruluyor

Ankara’da “burası eskiden dutluktu” diyenler abartıyor mu? Tapu Kadastro arşivleri, bağ evlerinden gökdelenlere uzanan 100 yıllık mülkiyet hikâyesini nasıl anlatıyor?

ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara eskiden nasıldı? Tapu kayıtları “Burası Dutluktu” sözünü doğruluyor
ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör

Cumhuriyet arşivleri ve Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Ankara’ya ait tarihi kayıtları, kentin 1920’lerden bugüne geçirdiği mülkiyet dönüşümünü adım adım ortaya koyuyor. Osmanlı son döneminden itibaren bağ, bostan ve tarlaların nasıl arsaya, oradan da yüksek rantlı konut, plaza ve AVM’lere dönüştüğü; kamulaştırma, gecekondu ve apartmanlaşma aşamalarıyla birlikte hukuki dayanaklarıyla izlenebiliyor.

ANKARA’DA BAĞ VE BAHÇE KÜLTÜRÜ KAYBOLDU

Tapu kütüklerinde 1920’ler ve öncesine ait Ankara kayıtlarında, en yaygın nitelik “bağ”, “bostan” ve “tarla” olarak görünüyor. Bugün yoğun konut dokusuyla bilinen Keçiören ve Etlik, o dönemlerde varlıklı ailelerin yazlık bağ evlerinin yer aldığı, “kargir ev ve bağ” şeklinde tanımlanan sayfiye alanlarıydı. Çankaya ise bugünkü protokol aksından uzak, “kayalık, çalılık, taşlık” vasıflı arazilerle kaplı; daha çok yayla karakterinde bir bölge olarak kayıtlara geçti.

Osmanlı Türkçesiyle tutulan eski tapu defterlerinde sınırlar çoğunlukla bugünkü gibi koordinatla değil, “Ahmet Ağa bağı”, “dere yatağı”, “eski kuyu”, “kuru çay” gibi doğal ve şahsi referanslarla tarif edildi. Bu durum, Ankara’nın bir bürokrasi merkezine dönüşmesinden önce, canlı bir tarım kasabası ve bağ kültürüyle yaşayan bir yerleşim olduğuna dair somut hukuki delil niteliği taşıyor.

JANSEN PLANI ANKARA’DA MÜLKİYET DENGESİNİ DEĞİŞTİRDİ

1930’lu yıllarda Alman şehir plancısı Hermann Jansen’in hazırladığı imar planı, Ankara’da yalnızca yapılaşma biçimini değil, tapu kütüklerindeki vasıf ve malik profilini de köklü biçimde dönüştürdü. Kızılay ve Sıhhiye gibi bölgeler, kayıtlarda önceleri bataklık, çay yatağı veya boş arazi olarak görünürken, plan sonrasında “arsa” vasfına çevrildi; bu teknik değişiklik, arsanın piyasa değerinde ani sıçramalara yol açtı.

Modern başkent kurma hedefiyle devlet, geniş ölçekli kamulaştırmalara gitti. Böylece pek çok parselde mülkiyet, yerel eşraf ve toprak sahiplerinden Hazine’ye geçti; ardından kamu hizmet binaları, bakanlık yapıları, meydanlar ve bulvarlar için yeniden düzenlendi. Bu hareket, tapu kütüklerinde “şahıstan Hazine’ye, Hazine’den kamu hizmetine tahsis” zinciri olarak izlenebiliyor.

Jansen Planı ile birlikte Ankara, klasik bir Anadolu kasabasından planlı “memur kenti”ne dönüşürken mülk sahipliği yapısı da değişti. Tapu kayıtları, yerel ailelerin yerini, giderek Ankara’ya atanan bürokratlar ve yeni orta sınıf memur profiline bırakan bir el değişimini belgeliyor.

GECEKONDU ÇAĞI TARLAYI KÂĞITTA BIRAKTI

1950–1990 arası dönem, Ankara’nın mülkiyet ve imar tarihine, “gecekondu ve apartmanlaşma” çağı olarak geçti. Kırdan kente yoğun göçle birlikte, Tapu Sicil Müdürlükleri ve Kadastro birimlerinde iş yükü katlanarak arttı. Tarım arazilerinin fiilen parçalara ayrılıp gayri resmi satılması, tapu tahsis belgeleri ve hisseli tapu uygulamalarının hızla yaygınlaşmasına neden oldu.

Dikmen, Mamak, Yenimahalle’nin kıyı kesimleri ve vadi tabanları, fiiliyatta hızla gecekondularla dolarken, tapu kayıtlarında uzun süre “tarla” olarak görünmeye devam etti. Bu kopukluk, mülkiyet hukuku ile fiili kullanım arasındaki en çarpıcı uçurumlardan biri olarak bugün hâlâ açılan davalarda ve kentsel dönüşüm süreçlerinde karşımıza çıkıyor.

Hisseli tapular, tek bir parsel üzerinde çok sayıda paydaş doğurarak, miras ve satış işlemlerini daha karmaşık hale getirdi. Yönetmelikler ve af düzenlemeleriyle getirilen “tapu tahsis” belgeleri, Ankara pratiğinde kalıcı mülkiyet iddialarına dönüştü ve belediyeler ile TKGM birimlerinin masa başı yükünü yıllarca belirledi.

SÖĞÜTLÜKLER ALIŞVERİŞ MERKEZİNE, MISIR TARLALARI REZİDANSA DÖNÜŞTÜ

Ankara’nın bilinen semtlerinin tarihsel tapu vasıfları incelendiğinde, gündelik konuşmada duyulan “burası eskiden dutluktu, bostandı” cümlesinin abartı olmadığı açıkça ortaya çıkıyor. 

Tapu arşivlerine göre:

Bugün iş merkezleri ve alışveriş merkezleriyle anılan Söğütözü, geçmiş kayıtlarında “söğütlük, dere yatağı, bostan” gibi niteliklerle anılan, suya yakın, sulak tarım alanlarıydı. Bölgenin adına ilham veren söğüt ağaçlarından bugün yalnızca bölge ismi ve birkaç tabelada iz kalmış durumda.

Çukurambar, yakın geçmişe kadar mısır tarlaları ve yer yer “çorak arazi” olarak tapuya işlenmişken, özellikle 1990’lardan sonra lüks rezidansların ve yüksek katlı konut projelerinin yoğunlaştığı bir bölgeye dönüştü. Aynı parsellerde, eski kayıtlarda “tarla” ifadesi geçerken, güncel kayıtlarda “konut alanı, ticaret+konut alanı” gibi niteliklerin yer aldığı görülüyor.

Keçiören, eskiden “bağ evi, meyve bahçesi, bostan” olarak kayıtlarda yer alırken, bugün Türkiye’nin en yoğun nüfuslu kentsel alanlarından birine dönüşmüş durumda. Tapu kütüklerindeki nitel değişimi, kentin bağ kültürünün neredeyse tamamen silinip yerini çok katlı betonlaşmaya bıraktığını gösteriyor.

Balgat, tapuda uzun yıllar “köy yerleşimi, mera” vasfıyla kayıtlıyken, şehir büyüdükçe Ankara’nın tam merkezinde kalan bir iş, hizmet ve teknoloji aksı haline geldi. Aynı şekilde Beşevler’de, eski kayıtlarda “eğitim arazisi, boşluk alan” tanımları görülürken, bugün bölge üniversiteler, yurtlar ve konutlarla planlı bir kampüs-kent örüntüsü sunuyor.

TAPU ARŞİVLERİ HEM HUKUKİ HEM EKONOMİK HAFIZA TUTUYOR

Tapu Kadastro arşivleri, yalnızca mülkiyetin kime ait olduğunu değil, bir kentin hafızasını ve ekonomik yönelimini de gösteren resmi bellek işlevi görüyor. “Ahmet Efendi Bağı” olarak geçen bir parselin zaman içinde “X Plaza”ya dönüşmesi, sadece ad değişimi değil; aynı zamanda bir aile tarihinin, komşuluk ilişkilerinin ve o mahalle kültürünün tasfiyesi anlamına geliyor.

Kuyud-ı Kadime olarak bilinen eski tapu kayıtları, sözlü tarihte anlatılan “burada eskiden dere vardı, bostan vardı” ifadelerini sayısal ve hukuki olarak doğrulayan en güvenilir kaynaklardan kabul ediliyor. Bir alanın geçmişte “sulak bostan”, “bataklık” veya “dere yatağı” olarak işlenmiş olması, bugün o bölgede zemin emniyeti, sıvılaşma riski, taşkın ihtimali gibi konularda mühendislik ve şehircilik açısından kritik uyarı niteliği taşıyor.

ANKARA’NIN YARINI İÇİN DODURGA VE TEMELLİ UYARISI GELİYOR

Uzmanlara göre, bugün Ankara’nın çeperinde “dağ başı” olarak görülen Dodurga, Temelli aksı, Eskişehir yolu çevresi ve kuzeybatı koridorundaki çok sayıda bölge, tapu hareketliliği açısından 20–30 yıl önceki Çukurambar ve Söğütözü’nü hatırlatıyor. 

Arsa vasfına geçişler, imar planı değişiklikleri ve hisseli alım-satımlar, yakın gelecekte buralar için de “Eskiden tarlaydı, kimse yüzüne bakmıyordu” cümlesinin kurulacağını işaret ediyor.

Mülkiyetin tarım arazisinden arsaya, arsanın rant odaklı yüksek yoğunluklu yapılaşmaya doğru evrilmesi, Ankara özelinde mevzuat değişiklikleri, imar afları, kamulaştırma politikaları ve piyasa dinamiklerinin ortak ürünü olarak okunuyor. 

TKGM arşivleri ise bu süreci, parsel parsel ve tarih tarih takip etmeye imkân veren, hukuken bağlayıcı tek resmi kaynak olarak öne çıkıyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa