Ankara’da AOÇ’de kokoreçli sahur geleneği nedir, sekülerle muhafazakârı aynı taburede nasıl buluşturuyor?
Ankara AOÇ’de Ramazan geceleri kokoreçli sahur geleneği nasıl ortaya çıktı, kimler geliyor, bu ağır menüye rağmen neden vazgeçilmez bir ritüel oldu?
Ankara’nın Ramazan takviminde artık ayrı bir satırı hak eden Atatürk Orman Çiftliği sahurları, gece yarısından imsak vaktine kadar binlerce kişiyi kokoreç tezgahlarının etrafında buluşturuyor. Şehrin dört bir yanından gelen Ankaralılar, AOÇ’de yarım ekmek kokoreç ve dondurma eşliğinde sahur yaparak hem şehirle hem de birbirleriyle temas kuruyor. Bu manzara, klasik ev sahurunu aşan ve kent hafızasında yer eden yeni bir Ramazan pratiğine dönüşmüş durumda.
ANKARA’DA KOKOREÇLİ SAHUR GELENEĞE DÖNÜŞÜYOR
Ramazan boyunca Ankara gündüzleri ağır iş temposu ve resmi kurumların gölgesinde geçerken, geceleri AOÇ çevresinde bambaşka bir ritim tutturuyor. İftarını evde ya da dışarıda açan, teravih namazını kılan ya da kılmayan, sahura kadar ayakta kalmak isteyen binlerce kişi, gece yarısından sonra aynı güzergahta buluşuyor.
Sahne tanıdık: Yol kenarına dizilmiş salaş tezgahlar, dumanı göğe yükselen ızgaralar, kaldırıma taşan plastik masa ve tabureler, kömür ve baharat kokusunun karıştığı ağır ama çekici bir hava… Lüks restoran masalarından çok uzak bu atmosfer, Ramazan gecelerinde Ankara’nın en kalabalık “ortak alanlarından” biri haline geliyor.
Bu sahur pratiğinin merkezinde, kuşkusuz kokoreç var. Sakatat oluşu, yağlı ve baharatlı yapısı nedeniyle “gece yenmez, sahurda hiç yenmez” denilebilecek bir yemek; ama tam da bu “uygunsuzluğu”, onu bir Ramazan ritüeli haline getiriyor. Ankaralılar, beslenme uzmanlarının hafif sahur önerilerini bilerek rafa kaldırıp, o anın keyfini ve birlikte olma hissini öne çıkarıyor.
SAKATAT SAHURDA RASYONELİ REDDEDİYOR
Ankara’daki AOÇ sahur pratiği, beslenme mantığı açısından bakıldığında çelişkili görünüyor. Uzmanlar, Ramazan’da sahur için çorba, peynir, yumurta, hafif kahvaltılıklar ve su tüketimini öneriyor. AOÇ’de ise tablo bambaşka: Yarım ekmek arası bol yağlı, bol baharatlı kokoreç, yanında ayran ya da şalgam, ardından da soğuk sütlü dondurma.
Teoride bu menü ertesi gün orucu zorlaştıracak cinsten. Yine de AOÇ’ye akın edenler için mesele artık sadece “ertesi gün susamak ya da acıkmak” değil. Burada öncelik, o duman altı atmosferin parçası olmak, şehrin ritmine Ramazan vesilesiyle gece vakti dahil olmak.
Kokoreç, bu açıdan bakıldığında yalnızca bir sokak lezzeti değil; rasyonel beslenme ezberinin bozulduğu, duygusal tatminin ve anı biriktirmenin öne çıktığı bir simgeye dönüşüyor. Sokak lambalarının altında, kömür dumanının içinde ısırılan her lokma, “Bu da bizim Ramazan geleneğimiz” cümlesinin görünmez altını çiziyor.
Dondurma ve AOÇ sütü ise bu ağır menünün “vicdan hafifletici” tamamlayıcısı gibi. Sıcak ve yoğun kokorecin ardından yenilen soğuk dondurma, hem fiziksel hem psikolojik bir denge arayışı sunuyor. Pek çok Ankaralı için “kokoreç + dondurma” ikilisi, AOÇ sahurunun tamamlanmış sayılabilmesi için neredeyse zorunlu bir final.
RAMAZANDA ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ'NDEKİ KOKOREÇCİLER HERKESE KAPISINI AÇIYOR
AOÇ’deki kokoreç sahurlarını diğer sahurlardan ayıran en güçlü özellik, ortaya çıkardığı sosyolojik manzara. Aynı tezgahın önünde yan yana bekleyen insanlar, Ankara’nın çok katmanlı toplumsal yapısının canlı bir kesitini sunuyor.
Kuyrukta, teravih namazından yeni çıkmış yaşlı amcalar, başörtülü kadınlar, geceyi dışarıda geçiren üniversite öğrencileri, konserden dönen gençler, nöbetten çıkmış sağlık çalışanları, mesaisini tamamlamış bürokratlar ve pijamasıyla arabasına atlayıp gelen mahalle sakinleri aynı sırayı paylaşıyor.
Giyim kuşama bakıldığında da benzer bir çeşitlilik dikkat çekiyor. Bir yanda takkeli, şalvarlı, klasik Ramazan siluetleri; diğer yanda kot pantolonlu, deri montlu, kulaklıkla müzik dinleyen gençler; kimi takım elbiseli, kimi eşofmanlı. Normalde aynı mekanda karşılaşmaları zor olabilecek bu profiller, AOÇ’nin dumanlı gecelerinde sadece kokoreç kuyruğunun birer halkası.
Bu sahnede kimse kimseye “Neden buradasın, oruç tuttun mu, teravihe gittin mi?” diye sormuyor. Geçerli tek soru, tezgahın başındaki ustadan gelen “Acılı mı olsun, acısız mı?” sorusu. Seküler ya da muhafazakâr kimlikler, o plastik taburelerde yan yana oturulduğunda silikleşiyor; yerini ortak bir lezzet deneyimine ve Ankara’ya özgü bir gece muhabbetine bırakıyor.
EV SAHURU YERİNİ KAMUSAL SAHURA BIRAKIYOR
Geleneksel ev sahuruyla AOÇ sahurunu yan yana koyduğumuzda, fark sadece menüde değil, mekân ve motivasyonda da belirginleşiyor.
Ev sahurunda çoğunlukla çay, peynir, zeytin, yumurta, domates, zeytinyağı gibi hafif kahvaltılıklar başrolde. Atmosfer daha sessiz, loş ışık altında, aile bireylerinin kendi aralarında konuştuğu, mahremiyetin ve ibadete hazırlığın öne çıktığı bir ortam. Motivasyon, ertesi gün daha rahat oruç tutmak ve evin içinde huzurlu bir hazırlık yapmak.
AOÇ’deki sahurda ise gürültü, kalabalık, araba sesleri, ustaların tezgahtan yükselen “Sıradaki yarım ekmek hazır!” anonsları var. Menüde kokoreç, ayran ya da şalgam, ardından dondurma veya süt yer alıyor. Burası bir ev değil; herkesin herkese görünür olduğu kamusal bir alan. Ama tam da bu yüzden, sosyalleşme, şehrin ritmini hissetme ve “Ben de bu kalabalığın bir parçasıyım” diyebilme motivasyonu çok güçlü.
Ev sahuru, “özel alan” vurgusunu taşırken; AOÇ sahuru, Ankara’nın en “kozmopolit sahur mekanlarından” biri olarak öne çıkıyor. Aynı şehirde yaşayan ama gün içinde birbirine değmeyen hayatlar, burada aynı masada, aynı dumanın altında buluşabiliyor.
ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ RAMAZANIN RUHUNU HERKESE YAŞATIYOR
Ankara, çoğu zaman gri binaları, resmi kurumları, ağır bürokrasisi ve kapalı kapılar ardında dönen toplantılarıyla anılıyor. Ramazan gecelerinde AOÇ’ye gidildiğinde ise bu resmin arka planında başka bir Ankara beliriyor: Daha samimi, daha gürültülü, daha kokulu; ama bir o kadar da insani.
Kokoreç tezgahlarının önünde kurulan bu sahur geleneği, Ramazan’ı sadece cami, ev ve iş üçgeninden ibaret görmeyen bir pratik olarak öne çıkıyor. Şehrin görünmez sosyolojik duvarları, gecenin serinliğinde ve kokoreç dumanının içinde bir nebze yumuşuyor.
Mevzuat ve resmi pratikler açısından bakıldığında ise tablo iki katmanlı. Bir yanda belediyelerin ve ilgili kurumların denetim sorumluluğu, gıda güvenliği, çalışma saatleri ve toplu alan düzenlemeleri bulunuyor. Diğer yanda, bu alanın Ankara’nın hafızasında ve Ramazan kültüründe tuttuğu yer var. Uygulamada, denetimler ve düzenlemelerle birlikte, AOÇ hattında bu kültürün kontrollü şekilde yaşamasına alan açıldığı görülüyor.
Sonuç olarak, AOÇ’de kokoreçli sahur, sadece mideyi doldurma eylemi değil; Ankara’nın resmî yüzünün arkasındaki sıcak tarafı gösteren, seküler ile geleneksel yaşam tarzlarının yan yana, hatta iç içe durabildiği, modern bir kent geleneği olarak karşımıza çıkıyor.