Ankara’nın bataklıktan Başkente uzanan sıtma ile mücadele hikâyesi

Ankara’nın “denizsiz, kuru bozkır” şakalarının ardında aslında bataklıklar ve sıtma ile verilen bir sağlık savaşı olduğunu biliyor muydunuz?

ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara’nın bataklıktan Başkente uzanan sıtma ile mücadele hikâyesi
ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör

Cumhuriyet’in ilanından sonra başkent ilan edilen Ankara, sanıldığı gibi sadece “bozkırın ortasında seçilmiş siyasi merkez” değildi; şehir planlaması, hukuk ve sağlık mevzuatı çerçevesinde yürütülen kapsamlı bir bataklık kurutma ve sıtma ile mücadele programının da ana sahnesi oldu. Bugün Sıhhiye, Gençlik Parkı ve Yenişehir olarak bildiğimiz bölgeler, 1920’lerde hem hukuki kararnamelerle hem de mühendislik projeleriyle dönüştürülen riskli sulak alanlar olarak kayıtlara geçti.

ANKARA’NIN BAŞKENT OLMASI SAĞLIK MÜCADELESİNİ ZORUNLU KILDI

Ankara 1923’te başkent seçildiğinde, fiili yerleşim ağırlıklı olarak kale ve Ulus çevresindeki yüksek kesimlerde yoğunlaşıyordu. Bugün şehrin merkezi kabul edilen Sıhhiye, Kızılay, Gençlik Parkı ve İstasyon hattı ise İncesu ve Çubuk çaylarının taşkınlarıyla beslenen geniş bataklık alanlardan oluşuyordu. Bu durum, yalnızca kentsel gelişimin önünde fiziksel bir engel değildi; aynı zamanda sıtma başta olmak üzere salgın hastalıkların yayılması için uygun zemini hazırlayan ciddi bir halk sağlığı tehdidi niteliği taşıyordu.

Erken Cumhuriyet yönetimi, Ankara’nın başkent olmasını sadece idari bir karar olarak görmedi; mekânsal planlama ile sağlık mücadelesini birlikte ele aldı. Bu nedenle bataklıkların ıslahı, sıtma ile mücadele ve şehir içi hava, ışık ve dolaşım şartlarının düzeltilmesi, dönemin belediye düzenlemeleri ve imar kararlarının temel hukukî dayanaklarından biri haline geldi.

SİVRİSİNEKLER ANKARA’DA GİZLİ BİR GÜVENLİK RİSKİNE DÖNÜŞTÜ

Ankara’nın yeni devlet merkezi olarak büyümesi beklenirken, düzlüklerdeki bataklıklar sıtma vakalarını arttırıyor, kamu görevlileri ve halk için ciddi bir sağlık riski oluşturuyordu. Bozkırın ortasındaki bu su birikintileri, özellikle yaz aylarında sivrisinek popülasyonunu çoğaltarak, Ankara’da başkentlik fonksiyonlarını aksatabilecek düzeyde bir hastalık baskısı yaratıyordu.

Yeni yönetim, sıtma ile mücadeleyi sadece sağlık politikası değil, adeta iç güvenlik ve devlet kapasitesinin sürdürülebilirliği meselesi olarak ele aldı. Sıtma savaş istasyonları kuruldu, bataklık alanlarda drenaj çalışmaları başlatıldı, sulak zeminler kurutularak ya rekreasyon alanına dönüştürüldü ya da imara açılmadan önce sağlık açısından uygun hale getirilmesi sağlandı.

“SIHHİYE” ADI SAĞLIK SAVAŞININ HUKUKİ VE SEMBOLİK SONUCUNU TAŞIYOR

Bugün yoğun trafik, kavşaklar ve iş yerleriyle anılan Sıhhiye semti, adını tesadüfen taşımıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu bölge, Ankara’nın en sorunlu bataklık alanlarından biri olarak kayıtlara geçti. Buradaki ıslah süreci, yalnızca mühendislik ve altyapı çalışmalarıyla sınırlı kalmadı; aynı zamanda devletin sağlık politikalarını somutlaştıran bir sembol alan seçimiyle pekiştirildi.

Bataklık zeminin kurutulmasının ardından, bölgeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı (o dönemki adıyla Sıhhiye Vekâleti) binası inşa edildi. Böylece, hukuki düzenlemelerle desteklenen “sıhhatin sağlanması” amacı, tam da hastalık kaynağının üzerine konumlanan bir kamu yapısıyla görünür hale getirildi. Devlet, adeta “hastalığın merkezinin yerine sağlığın merkezini dikiyorum” mesajı verdi.

Sıhhiye Meydanı çevresindeki park ve yeşil alanlar, bugünün kent estetiği açısından sıradan görünebilir; ancak bu alanlar, geçmişte insan sağlığını tehdit eden sazlık ve durgun su alanlarının, kamusal yeşil dokuya dönüştürülmesiyle ortaya çıktı. Böylece bölge hem mevzuata uygun imar düzenlemeleriyle hem de sağlık odaklı yeşil alan politikasıyla “sıhhileştirilmiş” oldu.

GENÇLİK PARKI BATAKLIKLA BİLİM ARASINDA KURULAN KÖPRÜYÜ GÖSTERİYOR

Ankara’nın şehir planlamasında kritik rol oynayan Alman şehir plancısı Hermann Jansen, kentin büyüme alanı olarak öngörülen bu bataklık düzlükleri, tek tip doldur ve imara aç mantığıyla ele almadı. Özellikle bugünkü Gençlik Parkı’nın bulunduğu alan, Jansen Planı’nda hem sıtma riskini azaltacak hem de su unsurunu kontrollü şekilde koruyacak bir rekreasyon bölgesi olarak tasarlandı.

Bu çukur arazideki durgun, hastalık saçan sular tamamen yok edilmek yerine, mühendislik yöntemleriyle kanallara alındı, drene edildi ve büyük bir yapay havuz ile çevresindeki yeşil kuşak formuna dönüştürüldü. Böylece, geçmişte “girilemeyen sulak alan” olan bölge, hem sağlıklı hem de kontrollü bir su kültürü odağına dönüştü.

Gençlik Parkı’ndaki büyük havuz, çoğu zaman Ankaralıların “deniz özlemi” üzerinden romantize edilse de, bu alanın ortaya çıkış mantığı aslında Cumhuriyet’in “doğayı bilim, teknik ve planlama ile dönüştürme” iddiasına dayanıyor. Yani park, sadece bir eğlence ve gezinti alanı değil; bataklığın hukuki, teknik ve sağlık temelli dönüşümünün somut simgesi.

YENİŞEHİR VE KIZILAY MODERN PLANLAMA İLE SAĞLIKLI ALANLARA DÖNÜŞTÜ

Başkent Ankara’nın genişleyebileceği tek alan olan Yenişehir ve çevresi, başta yerleşim için uygun görülmeyen, zaman zaman su baskınına uğrayan düzlüklere dayanıyordu. Jansen’in Ankara Nazım Planı, bu bölgeyi ızgara planlı bulvarlar, geniş caddeler, ışık ve hava alabilen yapı adalarıyla kurguladı. Bu planlama yaklaşımı, sadece estetik bir tercih değil, dönemin halk sağlığı anlayışına dayanan, mevzuatta da karşılığı olan bir zorunluluktu.

Kızılay ve çevresindeki modern merkez, böylece sıtma riski azaltılmış, drenajı yapılmış, güneş alan ve hava dolaşımı güçlü bir yerleşim kurgusuyla ortaya çıktı. Sağlıkla ilgili düzenlemeler, yapılaşma yoğunluğundan yol genişliğine kadar birçok kararı etkiledi. Ankara’daki “geniş bulvar” geleneği, bu bakımdan yalnızca ulaşım değil, salgın hastalıklara karşı sağlıklı bir kent dokusu oluşturma hedefiyle de bağlantılı.

ANKARA’NIN MİMARİSİ TIBBİ ZORUNLULUKLA ŞEKİLLENDİ

Erken Cumhuriyet döneminde Ankara’da atılan her şehircilik adımı, estetikten önce sağlık ölçütleriyle sınandı. Geniş bulvarlar, parklar, havuzlar ve meydanlar, mevzuatla desteklenen “hava, ışık ve hijyen” ilkelerinin kentteki yansımasıydı. Sıhhiye’de kurulan bakanlık binası, Gençlik Parkı’na dönüştürülen bataklık alan ve modern Yenişehir dokusu, Ankara’nın “gri beton” görüntüsünün ardında aslında sağlık odaklı bir kurucu irade olduğunu ortaya koyuyor.

Bugün Sıhhiye’den geçerken yalnızca yoğun bir kavşaktan değil, bir dönem sıtmanın kol gezdiği, sonrasında ise hukuk, mühendislik ve tıbbın ortak müdahalesiyle sağlığa kazandırılmış bir cepheden geçtiğimizi hatırlamak, Ankara’ya bakışımızı kökten değiştirebilir. 

Başkentin “denizsizlik” esprilerinden çok, bataklıktan modern ve sağlıklı kente dönüşen bu zorlu geçmişi, şehir kültürünün merkezine yerleştirmek gerekiyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa