Ankara'nın haritası neden batıya kayıyor? İşte Ankara'nın büyüme haritası
Cumhuriyetin ilanıyla bozkırın ortasında kurulan Ankara, modern şehircilik planları ve göç dalgalarıyla bugünlere nasıl geldi, başkent kimliğini nasıl koruyor?
Ankara’nın başkent ilan edilmesiyle başlayan ve günümüze kadar katman katman işlenen kentsel gelişim süreci, erken Cumhuriyet dönemi planlamalarından modern metropol yasalarına uzanan geniş bir eksende şekilleniyor. Şehir, idari merkez olma fonksiyonunun getirdiği nüfus yoğunluğunu ve sanayileşme hamleleriyle oluşan göç dalgalarını, batı aksına doğru genişleyen çok merkezli bir büyüme stratejisiyle yönetiyor.
JANSEN PLANI NEDİR?
Ankara’nın modern bir başkent olarak inşası, rastgele bir büyüme ile değil, 1928 yılında düzenlenen uluslararası yarışmayı kazanan Hermann Jansen’in planıyla başladı.
"Bahçe Şehir" konseptine dayanan bu plan, Ankara Kalesi ve Ulus’u tarihi merkez olarak korurken, Yenişehir (Kızılay) bölgesini modern yaşamın merkezi olarak kurguladı. Dönemin mevzuatı olan 1351 sayılı Ankara İmar Müdürlüğü Teşkilat ve Vazifelerine Dair Kanun, bu planın uygulanmasında yasal zemini oluşturdu. Bakanlıklar bölgesinin (Vekaletler) yerleşimi, geniş bulvarlar ve yeşil kuşaklar, şehrin kuzey-güney aksındaki ilk omurgasını belirledi. Bugün hala protokol yolu olarak kullanılan Atatürk Bulvarı, bu dönemin en somut mirası olarak başkentin iki yakasını bir araya getiriyor.

GECEKONDU BÖLGELERİ APARTMANLAŞMAYA YENİLDİ
1950’li yıllardan itibaren Türkiye genelinde yaşanan köyden kente göç dalgası, Ankara’nın planlı gelişimini zorlayan en büyük faktör oldu. Şehrin çeperlerinde oluşan, imar mevzuatına aykırı ve ruhsatsız yapılaşmalar (gecekondular), Altındağ, Mamak ve Yenimahalle gibi ilçelerin kaderini belirledi. Zamanla çıkarılan İmar Affı kanunları ve 2981 sayılı Kanun, bu bölgelerin tapu tahsis belgeleriyle yasallaşmasının önünü açtı. Ancak asıl dönüşüm, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin yaygınlaşması ve "yap-sat" kültürünün oturmasıyla yaşandı. Tek katlı, bahçeli gecekonduların yerini, bitişik nizam ve yüksek katlı apartman blokları aldı. Bu süreç, şehrin silüetini dikey mimariye dönüştürürken, altyapı ve ulaşım taleplerini de katlanarak artırdı.

KAMU BİNALARI GELİŞİM YÖNÜNÜ BELİRLEDİ
Ankara’nın büyüme haritasına bakıldığında, kamu kurumlarının yer seçiminin şehrin gelişim yönünü doğrudan etkilediği görülüyor. İlk yıllarda Ulus ve Kızılay çevresinde kümelenen kamu binaları, şehrin büyümesiyle birlikte Eskişehir Yolu (Dumlupınar Bulvarı) ve İstanbul Yolu aksına taşındı.
Özellikle 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ile genişleyen yetki alanları, şehrin makroformunu batıya doğru kaydırdı. Bakanlıkların, üniversite kampüslerinin ve devasa hastane komplekslerinin (Şehir Hastaneleri) bu aks üzerinde konumlanması, konut ve ticaret alanlarını da beraberinde sürükledi. Söğütözü ve Çukurambar bölgeleri, bu stratejik kaymanın sonucu olarak, cam kulelerin yükseldiği yeni iş ve yaşam merkezlerine dönüştü.

YENİ YERLEŞİMLER BATI KORİDORUNA TAŞINDI
Şehrin nüfus yoğunluğunu dengelemek ve yaşam kalitesini artırmak amacıyla geliştirilen uydu kent projeleri, Ankara’nın sınırlarını batıya doğru genişletti.
Batıkent, Eryaman, Çayyolu ve Yaşamkent gibi bölgeler, planlı altyapıları, geniş yeşil alanları ve sosyal donatılarıyla orta ve üst gelir grubunun tercihi oldu.
Yapılaşma verileri incelendiğinde; 1980 öncesinde yoğunluğun merkezde toplandığı, 2000 sonrasında ise Çankaya’nın batısı ile Etimesgut ve Sincan hattında muazzam bir konut stoğu artışı yaşandığı görülüyor. Bu bölgelerdeki siteler, güvenlikli ve kendi kendine yetebilen "kapalı konut" (gated community) modelinin Ankara’daki en belirgin örneklerini oluşturuyor.

KENTSEL DÖNÜŞÜM ÇEHREYİ DEĞİŞTİRDİ
Son dönemde 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun kapsamında yürütülen kentsel dönüşüm projeleri, Ankara’nın eskiyen yüzünü yeniliyor. Özellikle Kuzey Ankara Girişi Kentsel Dönüşüm Projesi, şehrin havaalanı güzergahındaki gecekondu görüntüsünü modern konut bloklarına, rekreasyon alanlarına ve tünel yollara bıraktı. Benzer şekilde Dikmen Vadisi projesi, kentsel dönüşümün sadece bina yenilemek olmadığını, aynı zamanda vadi tabanlarının yeşil alan olarak şehre kazandırılabileceğini kanıtladı. Bu projeler, mülkiyet sorunlarının çözümünde hukuki süreçleri ve kamulaştırma bedellerini gündeme getirse de, şehrin marka değerini artıran ve yaşam standartlarını yükselten müdahaleler olarak kayıtlara geçti.
