Ankara’nın kayıp dereleri nerede, bugünkü sel felaketlerinin asıl nedeni ne?

Ankara’da Kavaklıdere, Hoşdere ve Bentderesi gibi kayıp dereler nereye gömüldü, bugün Akay, Sıhhiye ve Eskişehir Yolu’ndaki sellerin kökeni gerçekten ne?

ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara’nın kayıp dereleri nerede, bugünkü sel felaketlerinin asıl nedeni ne?
ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör

Ankara’da yıllardır süren sel baskınları, tıkanan kavşaklar ve göle dönen bulvarlar, sadece “altyapı yetersizliği” ile açıklanmıyor; kentin altına gömülen dereler, üzerine kurulan semtler ve mevzuata rağmen terk edilen şehircilik ilkeleri bu tablonun ana nedeni olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, başkentin kayıp su yollarının yeniden okunmasını ve planlamada esas alınmasını istiyor.

ANKARA’DA SEL TAŞKINLARI NEDEN OLUYOR?

Ankara denildiğinde akla çoğunlukla gri binalar ve bozkır manzarası geliyor. Oysa kentin tarihi, resmi kayıtlara ve eski imar planlarına göre, su yolları etrafında şekillendi. 1930’larda hazırlanan ve şehircilik literatürüne giren Jansen Planı, Ankara’nın derelerini korumayı, bu hatlar boyunca yeşil kuşaklar oluşturmayı ve yapılaşmayı kontrollü tutmayı öngörüyordu.

Zaman içinde hızlanan göç, rant baskısı ve asfalt odaklı ulaşım politikaları, bu planın önemli bölümlerini kâğıt üzerinde bıraktı. Çubuk Çayı’ndan Kavaklıdere’ye, Bentderesi’nden Hoşdere’ye kadar pek çok su yolu, mevzuatta korunması gerekirken fiilen kapatıldı, üzeri dolduruldu veya yol olarak düzenlendi. Bugün yaşanan ani sel taşkınları, tam da bu “unutulan” dere yataklarında ortaya çıkıyor.

KAVAKLIDERE ADI NEREDEN GELİYOR?

Kavaklıdere semti, adını tesadüfen almadı. Çankaya sırtlarından doğan, bugünkü Kuğulu Park çevresinden geçen ve Tunalı Hilmi ile Esat hattını izleyerek Akay Kavşağı’na ulaşan bir dere, bir dönem bu bölgenin ana omurgasıydı. Cumhuriyet’in ilk yıllarında buralar, Ankaralıların piknik yaptığı, kavak ve söğüt ağaçlarının gölgesinde serinlediği mesire alanı olarak kullanılıyordu.

1950’lerden itibaren artan araç trafiği ve yeni bulvar açma baskısı, Kavaklıdere’nin kaderini değiştirdi. Dere, beton kanallar ve büyük büzler içine hapsedildi, üzeri kapatıldı; bugün Paris Caddesi ve Atatürk Bulvarı’nın bir bölümü, tam da eski su yolunun üzerine oturuyor. Kuğulu Park’taki havuzlar, bir dönemin doğal akışının sadece sembolik bir hatırasına dönüşmüş durumda.

Mühendislik açısından bakıldığında, bu tür kapatma işlemleri için dere debisinin, taşkın tekrarlama periyotlarının ve iklim senaryolarının dikkate alınması gerekiyor. Ancak hem o dönemin teknik imkânları hem de “dereyi yol yapmak” şeklindeki yaklaşım, bugünkü aşırı yağışlarda Kavaklıdere hattının hızla dolmasına ve Akay Kavşağı çevresinde su baskınlarına zemin hazırlıyor.

HOŞDERE İSMİ NEREDEN GELİYOR? 

Ayrancı semtiyle anılan Hoşdere Caddesi de adını gerçek bir akarsudan alıyor. Dikmen ve Yukarı Ayrancı’dan gelen suların toplandığı, akışı sakin ve çevresi yeşil bir hat, halk arasında “hoş dere” diye anılıyordu. Bu isim, bugün sadece cadde tabelasında kalsa da suyun hareketi, zemindeki eğimde ve sel anlarındaki akış yönünde hâlâ kendini belli ediyor.

Şehir güneye doğru büyürken, Hoşdere yatağı dolduruldu, dere büzlere alındı, üstüne asfalt döküldü. Ancak cadde güzergâhı, hâlâ suyun doğal akışını takip ediyor. Bu yüzden caddenin eğimi, neredeyse tamamen hidrolik gerçeklere uygun; yoğun yağışlarda su, tıpkı eski günlerdeki gibi aynı koridoru izleyerek aşağıya doğru hızla akıyor ve alt kotlardaki kavşaklarda birikiyor.

Şehircilik mevzuatına göre, dere yataklarının korunması, taşkın alanlarına kalıcı yapı ve yol planlanmaması gerekirken, pratikte “görünmeyen su, sorun değil” mantığıyla hareket edildi. Bugün ise iklim krizinin tetiklediği ani ve kuvvetli sağanaklar, bu hatalı varsayımı her yağışta boşa çıkarıyor.

ANKARA'DA SEL BASKINLARININ SEBEBİ NE?

Ankara’da her şiddetli yağmurda Akay Kavşağı’nın, Sıhhiye’nin veya Eskişehir Yolu’nun göle dönmesi, uzmanlara göre tesadüf değil. Eski dere haritaları, taşkın görülen bölgelerle neredeyse birebir örtüşüyor.

Bu tablonun arkasında üç temel etken öne çıkıyor:

  • Dere yatakları yola dönüştürülüyor
  • Bentderesi, İncesu, Bülbülderesi, Kavaklıdere ve Hoşdere gibi kolların önemli bölümleri, imar süreçlerinde yol, cadde veya yapı parseli olarak planlandı. Akay Kavşağı ve Sıhhiye, bu kolların birleştiği veya en çukur olduğu noktalarda yer alıyor. Su, milyonlarca yıllık alışkanlığıyla yine aynı güzergâhı seçiyor; ancak karşısında artık toprak değil, asfalt buluyor.
  • Betonlaşma suyun emilimini engelliyor
  • Eskiden geniş toprak yüzeyler yağmur suyunu bir sünger gibi emerken, bugün “geçirimsiz yüzey” oranı çok yükseldi. Asfalt, beton ve yoğun yapılaşma, yağmurun toprağa karışmasını zorlaştırıyor. Sonuçta, kısa sürede yüksek debili yüzey akışı oluşuyor ve tüm yük, yeraltındaki kapalı kesitlere biniyor.
  • Hapsedilen dereler debisini aşıyor
  • Derelerin yer altına alınmasında kullanılan boru ve kanallar, çoğunlukla “ortalama” veya belirli bir tekrarlama periyodu için hesaplanmış kesitlere sahip. İklim değişikliğiyle artan ani ve aşırı yağışlar, bu kapasiteleri aştığında su çıkış arıyor; rögar kapaklarının fırlaması, aniden dolan alt geçitler ve taşan kavşaklar, bu hidrolik baskının sonucu olarak karşımıza çıkıyor. “Su yatağını bulur” sözü, Ankara pratiğinde her yıl yeniden doğrulanıyor.

KAYIP DERELER HANGİLERİ?

Bugün Ankara’da araçla geçtiğimiz veya yürüdüğümüz pek çok nokta, aslında bir zamanların açık derelerinin tam üzerinde bulunuyor. Kavaklıdere hattı, Tunalı Hilmi ve Kuğulu Park’tan Atatürk Bulvarı’na uzanarak Akay’da eski kollarla birleşiyor. 

İncesu Deresi’nin izi, Kolej bölgesi, Kurtuluş Parkı ve Sıhhiye hattında sürülebiliyor; üzeri tamamen kapalı olmasına rağmen yoğun yağışlarda Sıhhiye çevresinde biriken sular, bu koridoru hatırlatıyor.

Bentderesi, Ankara Kalesi eteklerinden Ulus’a doğru inerken, bugün caddeye dönüşmüş bir dere yatağı olarak varlığını sürdürüyor. Geçmişte de taşkınlarıyla bilinen bu hat, günümüzde de yoğun yağışlarda taşma eğilimini koruyor. Esat civarında adı geçen Bülbülderesi ise artık yeraltında akıyor; ancak çevre eğimi ve su birikimi, eski yatağı işaret ediyor.

Çubuk Çayı, Etlik ve yukarı kesimlerden aldığı sularla kenti geçerek Gençlik Parkı’nı da besleyen bir sistemin parçasıyken, baraj sahaları ve kanallar içinde kontrol altında tutulmaya çalışılıyor. Yine de taşkın riski, özellikle çayın yatağına fazla yaklaşan yapılaşmada devam ediyor.

MEVZUAT NE DİYOR?

Türkiye’deki imar ve su yönetimi mevzuatı, dere yataklarının korunmasını, taşkın alanlarında yapılaşmanın sınırlandırılmasını ve taşkın risk haritalarının planlara işlenmesini zorunlu kılıyor. Ancak Ankara örneğinde, hızlı büyüme sürecinde bu ilkelerin büyük ölçüde göz ardı edildiği görülüyor.

Uzmanlar, özellikle şu adımların artık kaçınılmaz olduğunu vurguluyor:

  • Eski dere yataklarının ve doğal su yollarının jeolojik, hidrolojik ve tarihsel verilerle yeniden haritalanması
  • Yeni imar ve kentsel dönüşüm kararlarında, bu hatların “kırmızı çizgi” olarak kabul edilmesi
  • Mümkün olan bölgelerde dere üstlerinin açılması, yeşil koridor ve taşkın alanı olarak yeniden düzenlenmesi
  • Kapalı kesitlerin kapasitelerinin, iklim değişikliğine uyum senaryolarına göre güncellenmesi

Ankara’nın bir “çorak bozkır kenti” olduğu yönündeki algının aksine, kent aslında dereler ve çaylar üzerine kurulmuş bir “vaha potansiyeli” taşıyor. 

Jansen Planı’nın öngördüğü yeşil kuşaklar bütünüyle terk edilmiş olsa da bu vizyonun güncellenmiş bir versiyonunun, hem sel riskini azaltmak hem de kent yaşam kalitesini artırmak için yeniden gündeme alınabileceği belirtiliyor.

Kavaklıdere veya Hoşdere tabelalarının önünden geçerken, ayaklarımızın altında Sakarya üzerinden Karadeniz’e ulaşmaya çalışan, betonun arasından yol arayan suların aktığını hatırlamak, Ankara’nın gerçek coğrafyasını yeniden görmenin ilk adımı olarak değerlendiriliyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa