Ankara banliyö trenleri neden bu kadar özleniyor?

Ankara’da Kayaş–Sincan hattında yıllarca işleyen banliyö trenleri, bugün neden hâlâ bu kadar konuşuluyor, modern Başkentray konforuna rağmen Ankaralıların hafızasında nasıl canlı kalıyor, bu nostalji hangi detaylarda saklanıyor?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara banliyö trenleri neden bu kadar özleniyor?
EP
Esra Polat Editör

Ankara’nın doğusunu Kayaş’tan alıp batıda Sincan’a bağlayan eski banliyö trenleri, yalnızca ulaşım aracı değil, öğrenciden memura, işçiden esnafa kadar herkesin aynı vagonda buluştuğu bir kent sahnesi oluşturdu. Bugün yerini alan Başkentray daha güvenli ve konforlu olsa da, Ankara pratiğinde o eski trenlerin sosyolojik mirası hâlâ sürüyor ve “eski mi iyi, yeni mi?” tartışması bitmiyor.

ANKARA BANLİYÖ HATTI NEDEN BİR DÖNEMİN AYNASI SAYILIYOR?

Ankara’nın “gri” olduğu sıkça söylenir ama bu griliğin içinde en renkli sahneler yıllarca Kayaş–Sincan arasındaki banliyö hattında yaşandı. O hat, doğu yakasındaki Mamak ve Cebeci’den, batıda Etimesgut ve Sincan’a kadar kentin hem coğrafi hem sınıfsal haritasını rayların üzerine serdi. TCDD’nin işlettiği eski kırmızı-beyaz ve mavi-beyaz banliyö trenleri, bir yandan şehrin büyümesine eşlik ederken, diğer yandan da mevzuat sınırlarının zorlandığı, “fiilî” bir Ankara pratiği oluşturdu.

Bu trenler, resmi olarak toplu taşıma aracıydı; fakat fiiliyatta, öğrencinin sınav stresini, işçinin mesai yorgunluğunu, memurun evrak telaşını aynı vagonda harmanlayan hareketli bir sosyoloji laboratuvarıydı. Özellikle sabah ve akşam saatlerinde kapasitenin üzerinde yolcu alınması, bugün güvenlik mevzuatına aykırı kabul edilse de, o dönemin Ankara’sında “normal” sayılan bir pratikti.

KAPI AĞZI YOLCULUĞU NASIL BİR ANKARA RİTÜELİNE DÖNÜŞTÜ?

Eski banliyö trenlerini Ankara’da efsaneleştiren unsurlardan biri de “kapı ağzı yolculuğu” idi. Yönetmelik gereği kapıların kapalı ve yolcunun içeride olması gerekirdi; ama uygulamada, özellikle yaz akşamları Sincan yönüne giden trenlerde kapıların çoğu zaman açık bırakıldığı görülürdü. Kapı ağzında durmak, rüzgârı yüzüne vurmak, hatta bozkıra doğru hafifçe sarkmak, gençler için bir tür “Ankara delikanlılığı diploması” sayılırdı.

Bu durum, resmi anlamda riskli ve yasaklıydı; TCDD görevlileri sık sık kapıları kapatmaya, yolcuları içeriye çekmeye çalışırdı. Ancak kentin gündelik pratiğinde, kapı ağzı yolculuğu, özgürlük duygusu ve “Ankaralı olma hâli” ile özdeşleşti. Bugün Başkentray’da otomatik, sensörlü ve kilitli kapılarla bu dönemin kapandığı, güvenlik ve mevzuatın nostaljinin önüne geçtiği bir realite oluştu.

ANKARA’NIN DOĞU YAKASI BU HATTA NASIL TEMSİL EDİLDİ?

Kayaş’tan başlayan ve Mamak üzerinden Cebeci’ye uzanan doğu yakası, eski Ankara’nın emek yoğun, kömür kokulu yüzünü yansıttı. Özellikle kış sabahlarında, gecekondudan apartmana dönüşen mahallelerin arasından istasyona yürüyen yolcular, nefesleriyle camları buğulandıran kalabalığı oluştururdu.

Cebeci İstasyonu, bu hattın hafızasında ayrı bir yer tuttu. Siyasal Bilgiler, Hukuk ve Konservatuvar öğrencileri, ellerinde kitap, çantalarında notlarla raylara adeta koşarak iner çıkar, sınav dönemlerinde tren vagonları ders çalışılan, not paylaşılan geçici sınıflara dönüşürdü. Ankara’nın düşünce hayatına yön veren pek çok isim, bir dönem bu banliyö trenlerinin plastik tutamaklarına asılı kalarak okula gidip geldi.

Mevzuat anlamında Cebeci çevresi, kentsel dönüşüm ve imar planlarıyla düzenlenmeye çalışılırken; pratikte banliyö treni, bu bölgedeki öğrenciyi, memuru ve mahalleliyi kent merkezine bağlayan en ucuz ve erişilebilir araç olarak öne çıktı.

ŞEHRİN KALBİNDE ANKARA GAR VE YENİŞEHİR NEDEN STRATEJİK NOKTAYDI?

Kurtuluş, Yenişehir ve Ankara Garı çevresi, bu hattın “bürokrasi ve merkez” ayağını oluşturdu. Sıhhiye köprüsünün altına sıkışmış, basık ve karanlık Yenişehir İstasyonu, Ankara’nın belki de en aceleci, en telaşlı yüzünü gösterirdi. Burada trenden inenler çoğunlukla bakanlık, kamu kurumu, adliye ve üniversite yönüne dağılan memurlar, avukatlar, öğrencilerdi.

Ankara Garı ise hat üzerinde yalnızca bir durak değil, Cumhuriyet tarihine dokunan simgesel bir geçiş noktasıydı. Banliyö trenleri, yüksek hızlı trenler ve ana hat trenleriyle aynı çatı altında buluşarak, Ankara’nın “taşra ile başkent” arasındaki bağını görünür hâle getiriyordu. Tarihi gar binasının gölgesinden geçen her banliyö, bir anlamda Cumhuriyet’in kuruluş hafızasına selam verip batıya doğru yoluna devam etti.

TCDD’nin işletme düzenlemeleri, sinyalizasyon ve peron kullanım planları, bu merkez istasyonlarda daha sıkı bir mevzuat çerçevesine oturtulmuş olsa da, gündelik hayatta yolcu akışı çoğu zaman bu bürokratik çerçevenin sınırlarını zorladı. Özellikle pik saatlerde, peronlarda resmi uyarılar ile pratikteki kalabalık arasında belirgin bir gerilim yaşanıyordu.

BATI YAKASINDA SİNCAN VE ETİMESGUT İÇİN BU HAT NE İFADE ETTİ?

Batı yakasında Gazi, Etimesgut, Lale ve Sincan istasyonları, Ankara’nın sanayi, lojman ve işçi sınıfı yüzünü temsil etti. Gazi çevresinde, tren penceresinden içeri Atatürk Orman Çiftliği’nin ağaç, toprak ve zaman zaman da hayvan kokusu dolardı. Kısa bir süreliğine bozkırın ortasında bir yeşil mola hissi yaşanırdı.

Etimesgut ve Lale, özellikle lojmanlarda yaşayan kamu personeli ile sanayi bölgelerinde çalışan işçiler için kritik duraklardı. Sincan ise hattın sonu değil, birçok Ankaralı için hayatın başladığı noktayı sembolize etti. Sanayi tesisleri, organize sanayi bölgeleri ve yoğun işçi nüfusu, bu hattı “şehir merkezine açılan tek damardan biri” hâline getirdi.

Pratikte, sabah saatlerinde Sincan’dan kalkan trenler, mevzuatın öngördüğü taşıma kapasitelerinin sınırına dayanarak, çoğu zaman ayakta ve dip dibe yolculukla Ankara merkezine doğru doldu. Akşam saatlerinde ise aynı hat, tersine bir göçle kent merkezinden batıya, lojmanlara ve mütevazı apartmanlara doğru akan bir insan seli taşıdı.

VAGONLARDAKİ SEYYAR SATICILAR HANGİ ANKARA KÜLTÜRÜNÜ YAŞATTI?

Eski banliyö trenlerinde, Ankara’nın sokak ekonomisi rayların üzerine taşındı. Elinde büyük tepsilerle vagonlar arasında dolaşan simitçiler, “Taze simit, gevrek simit!” diye seslenirken, arkalarından “Sıcak çay, limonlu çay!” diyen satıcılar gelirdi. Resmi mevzuatta, hareket hâlindeki trenlerde bu tür seyyar satışların sınırlandırılması ve denetlenmesi öngörülüyordu; fakat pratikte, özellikle yoğun hatlarda göz yumulduğu dönemler yaşandı.

Bu satıcılar, trenin metal ve soğuk atmosferini kısa süreliğine bir mahalle kahvesinin sıcaklığına dönüştürdü. Yolculuk, yalnızca nokta A’dan B’ye gitmek değil, simit paylaşmak, çay eşliğinde sohbet etmek, gazeteye göz atmak ve yan koltuktakiyle gündemi tartışmak anlamına geldi. Bugün Başkentray’da kapalı sistem, kamera ve güvenlik uygulamaları nedeniyle bu tablo büyük ölçüde ortadan kalktı; nostaljiyi besleyen unsurlardan biri de tam olarak bu kayıp sıcaklık oldu.

ESKİ BANLİYÖ İLE MODERN BAŞKENTRAY ARASINDAKİ FARKLAR 

Bugün Ankara’da aynı hat üzerinde hizmet veren Başkentray, rayların ve istasyonların fiziksel olarak aynı çizgiyi takip etmesine rağmen bambaşka bir yolculuk deneyimi sunuyor. Mevcut ulaşım ve demiryolu güvenlik mevzuatına uyumlu şekilde:

Vagonlarda otomatik iklimlendirme bulunuyor; yazın cam açma, kışın cam buğusu pratiği yerini sabit bir iç sıcaklığa bıraktı.

Kapılar otomatik ve sensörlü; hareket hâlindeyken açık kalması teknik olarak mümkün değil. Kapı ağzı yolculuğu, mevzuata uygun biçimde tarihe karıştı.

Gürültü seviyesi azaldı; eskiden “tak-tuk” ray sesi ve yüksek motor uğultusu, bugün yerini sessiz ve sarsıntısı azaltılmış bir sürüşe bıraktı.

Kamera ve anons sistemleri, yolcu güvenliğini ve düzeni önceleyen bir “steril” yolculuk standardı yarattı.

Eski trenlerdeki kaotik ama samimi ortam, yerini bireysel kulaklıklar, telefon ekranları ve daha içe dönük bir yolculuk hâline bıraktı. 

Bu dönüşüm, Ankara’nın toplu taşıma pratiğini mevzuata daha uygun ve güvenli bir zemine çekti; ama aynı zamanda, kolektif hafızada “o eski günler”e duyulan özlemi güçlendirdi.

ANKARA’NIN BANLİYÖ HATTI GELECEKTE NASIL HATIRLANACAK?

Kayaş’tan Sincan’a uzanan yolculuk, kağıt üzerinde yalnızca belirli kilometrelik bir demiryolu hattı olarak görünebilir; ancak Ankara’nın hafızasında, şehrin büyümesi, göç alması, gecekondudan siteye dönüşmesi ve sınıfsal hareketliliğiyle iç içe geçmiş bir hikâye anlatır.

Eski banliyö trenleri hurdaya ayrıldı, yerlerine modern, mevzuata tam uyumlu Başkentray setleri geldi. Fakat Mamak yokuşundan istasyona koşan öğrencinin nefesi, Sincan’dan merkeze dönen işçinin yorgun bakışı, Yenişehir’de perona sıkışmış memurun telaşı ve Gazi’de AOÇ kokusuyla karışan bozkır havası, hâlâ Ankara’nın paslanmış raylarında gezen birer hatıra olarak varlığını sürdürüyor.

Bugün, Google’a “Ankara banliyö treni”, “Kayaş Sincan eski tren”, “Başkent ray nostalji” yazanların aradığı aslında tek bir şey: Modern düzen ve güvenlik içinde bile kaybolmayan, o eski Ankara’nın samimi, biraz da yıpranmış ama içten hikâyeleri. 

Bu hikâyeler, mevzuat değişir, tren setleri yenilenir, istasyonlar restore edilir; ama rayların hafızasında yaşamaya devam eder.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa