Ankara’nın ilk gökdeleni Kızılay Emek İşhanı neden hâlâ şehrin simgesi olarak görülüyor?

Ankara Kızılay’daki Emek İşhanı, başkentin ilk gökdeleni olarak mimari mirasını ve terasındaki efsanevi “Gökdelen Restoran” günlerini hâlâ nasıl yaşatıyor?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara’nın ilk gökdeleni Kızılay Emek İşhanı neden hâlâ şehrin simgesi olarak görülüyor?
EP
Esra Polat Editör

Ankara’nın kalbi Kızılay’da yükselen Emek İşhanı, bilinen adıyla Kızılay Gökdeleni, 1959-1965 yılları arasında inşa edilen, 24 katlı ve yaklaşık 76 metre yüksekliğinde betonarme bir işhanı olarak başkentin ilk modern gökdeleni kabul ediliyor; Uluslararası Üslup’taki mimarisi, teras katındaki tarihi restoranı ve yıllarca süren “gökdelenin önünde buluşalım” alışkanlığıyla Ankara’nın kentsel hafızasında özel yer tutuyor.

ANKARA’DAKİ İLK GÖKDELEN KIZILAY EMEK İŞHANI

Ankara, 1950’lerin sonu ve 1960’ların başında, başkent kimliğini yalnızca siyaset ve bürokrasiyle değil, mimariyle de güçlendirmeye çalışan bir şehir. Kızılay’da yükselen Emek İşhanı tam da bu dönemde ortaya çıkarak, Türkiye’nin gökdelen kavramıyla tanıştığı ilk yapılardan biri haline geliyor.

Mimar Enver Tokay ve İlhan Tayman’ın imzasını taşıyan bina, 1959’da temeli atıldıktan sonra 1965’te tamamlanıyor. O günlerde Ankara’nın silüeti, çoğunlukla 4-5 katlı apartmanlardan oluşurken, Emek İşhanı 24 katıyla kentin gökyüzüne uzanan ilk dikey manifestosu oluyor. Yaklaşık 76 metrelik yüksekliği, onu döneminin hem Ankara hem de Türkiye ölçeğinde çarpıcı bir modern yapı örneğine dönüştürüyor.

Binanın mimari dili, 1950’lerin “Uluslararası Üslup” ya da bilinen adıyla International Style anlayışını takip ediyor. Bu anlayışta süsten çok işlev, gösterişten çok sadelik, geleneksel formdan çok rasyonel çizgi öne çıkıyor. Emek İşhanı’nın cephesinde yaygın cam yüzeyler, alüminyum doğramalar ve düz, tekrarlayan hatlar tam da bu modernist tavrı yansıtıyor.

Bu mimari, yalnızca estetik bir tercih değil, dönemin zihniyetinin de bir aynası niteliğinde. Cumhuriyet’in ikinci kuşağı, Türkiye’yi batılılaşma ve kalkınma hedefi doğrultusunda “yukarı doğru” büyütmek isterken, Kızılay’daki bu gökdelen fiziki olduğu kadar sembolik bir yükseliş anlamı taşıyor. Ankara’da modernleşme, bu bina ile birlikte ilk kez bu kadar görünür bir şekilde göğe doğru uzanıyor.

EMEK İŞHANI GÜNLÜK YAŞAMI VE TİCARETİ NASIL İÇİ İÇE GEÇİRİYOR?

Emek İşhanı yalnızca bir ofis bloğu olarak tasarlanmıyor; kentin günlük hayatını içine çeken çok işlevli bir merkez olarak kurgulanıyor. Alt katlarda yer alan pasajlar ve dükkânlar, halkın binayla kurduğu ilişkiyi güçlendiriyor.

Bugün hâlâ pek çok Ankaralı için “Emek Pasajı” denildiğinde, kitapçıları, küçük dükkânları, fotoğraf stüdyolarını, yılların esnafını hatırlatması tesadüf değil. Bu pasajlar, Kızılay’ın sokak hareketliliğini binanın içine taşıyan, adeta dış mekânı iç mekânla bütünleştiren unsurlar olarak işlev görüyor.

Kamu çalışanlarından öğrencilere, bürokratlardan esnafa kadar geniş bir kesim, yıllarca Emek İşhanı’nı iş takibi, alışveriş, buluşma ve kültürel dolaşım noktası olarak kullanıyor. Bu nedenle bina, yalnızca “yüksek bir yapı” olmakla kalmıyor; sosyal hayatın günlük pratiklerinin yaşandığı bir merkez haline geliyor.

Resmi adı Emek İşhanı olan yapı, halk dilinde “Kızılay Gökdeleni” ismiyle yerleşiyor. Bu isim, hem Ankara’daki lokasyonunu hem de “gökdelen” olma özelliğini tek kelimede birleştiren güçlü bir tanımlama sunuyor. Bugün bile Kızılay’da tarif verirken “Gökdelenin oradan dön” cümlesinin hâlâ kullanılması, yapının kentsel bellekteki kalıcılığını gösteriyor.

EMEK İŞHANI TERASINDAKİ GÖKDELEN RESTORAN NASIL EFSANEYE DÖNÜŞTÜ?

Kızılay Gökdeleni’ni gerçek anlamda efsaneleştiren unsur, yalnızca betonarme gövdesi değil, en üst katında yer alan teras ve burada faaliyet gösteren restoran. Bu teras, 1960’lar ve 70’ler boyunca Ankara’nın sosyal hayatının zirve noktalarından biri olarak anılıyor.

“Gökdelen Restoran” adıyla bilinen bu mekân, dönemin bürokratlarını, siyasetçilerini, sanatçılarını ve gazetecilerini aynı çatı altında buluşturuyor. Başkent Ankara’nın kulisleri, çoğu zaman resmi binaların kapalı odalarından çıkıp, bu terastaki masalara taşınıyor. Hükümet krizlerinden koalisyon pazarlıklarına, atama dedikodularından kutlama yemeklerine kadar birçok siyasi başlık, şehrin en yüksek noktasında konuşuluyor.

Terasın sunduğu panoramik manzara, mekânı daha da özel kılıyor. O yıllarda Ankara’nın en yüksek binası konumundaki Emek İşhanı’ndan, Anıtkabir’den Ankara Kalesi’ne, Bakanlıklar’dan geniş yerleşim bölgelerine kadar kenti kesintisiz izlemek mümkün oluyor. Bu yükseklik, misafirlere yalnızca güzel bir manzara değil, aynı zamanda “başkent” duygusunu tepeden yaşama imkânı sunuyor.

Restoran sadece siyasi kulislerle değil, dönemin eğlence anlayışıyla da hatırlanıyor. Canlı müzik yapan orkestralar, dans pistinde dolaşan şık giyimli hanımefendiler ve beyefendiler, dönemin Ankara’sında “Avrupai” sayılabilecek bir atmosfer yaratıyor. Eski Ankaralıların hafızasında, bu teras çoğu zaman “şehrin en şık günleri”nin adresi olarak yer ediyor.

Zamanla kullanım biçimi ve işletmecisi değişse de, Gökdelen’in terasında yaşanan bu anılar, Emek İşhanı’nı salt bir işhanı olmaktan çıkarıp, kültürel bir referans noktasına dönüştürüyor.

ANKARA’NIN KENTSEL HAFIZASINDA KIZILAY GÖKDELENİ NASIL YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR?

Bugün Kızılay Meydanı, çok daha yüksek, çok daha yeni, cam kaplı plazalarla çevrili. Ancak buna rağmen Emek İşhanı, hâlâ meydanın en güçlü nirengi noktalarından biri olmayı sürdürüyor. “Gökdelenin önünde buluşalım” cümlesi, kuşaklar boyu Ankaralıların dilinde değişmeden kalmış bir sözlü sözleşme gibi.

Bina, yıllar içinde çeşitli tadilatlar geçiriyor; cephesi yenileniyor, iç düzenlemeleri güncelleniyor. Buna rağmen, taşıdığı anlam büyük ölçüde sabit kalıyor. Emek İşhanı, bir beton ve cam yığını olmanın ötesinde, Cumhuriyet döneminin modernleşme arzusunu, Ankara’nın başkent olma gururunu ve şehrin sosyo-kültürel dönüşüm hikâyelerini bünyesinde toplayan bir “yaşayan anıt” işlevi görüyor.

Mimari özellikleriyle bakıldığında Emek İşhanı; 24 katlı, yaklaşık 76 metre yüksekliğe sahip, Uluslararası Üslup (Modernizm) anlayışıyla tasarlanmış bir işhanı. Resmi adı Emek İşhanı olsa da, halk dilindeki karşılığı Kızılay Gökdeleni. Bu çift isimli kimlik, yapının hem kurumsal hem de gündelik hayattaki yerini özetliyor.

Türkiye’de modern gökdelenlerin sayısı arttıkça, Emek İşhanı’nın ilklerden biri olarak önemi daha da belirgin hale geliyor. Bugün İstanbul’un, Ankara’nın ya da diğer büyük şehirlerin finans merkezlerinde yükselen onlarca plaza, aslında bir bakıma Kızılay Gökdeleni’nin açtığı yoldan ilerliyor. Ankara özelinde ise bina, şehir planlamasında dikey büyümenin tarihsel başlangıç noktalarından biri olarak kabul ediliyor.

Ankara’daki kentsel dönüşüm tartışmaları, meydan düzenlemeleri ve tarihî yapıların korunması konuları gündeme geldiğinde, Emek İşhanı da ister istemez bu çerçevenin içine giriyor. Bir yanda modernleşmenin erken simgesi olarak korunması gerektiğini savunanlar, diğer yanda meydanın yeni vizyonuna uygun düzenlemeler talep edenler var. Ancak her iki görüş için de tartışma ortak bir yerden başlıyor: Emek İşhanı, Ankara’nın hafızasından silinemez nitelikte bir yapı.

KIZILAY GÖKDELENİ HEM MİMARİ HEM HUKUK AÇISINDAN NASIL DEĞERLENDİRİLİYOR?

Türkiye’de yüksek yapıların inşası, özellikle 1950’ler sonrası hızlanırken, şehircilik mevzuatında da yükseklik, yoğunluk ve kullanım kararlarını düzenleyen hükümler geliştirilmiş durumda. Emek İşhanı’nın inşa edildiği dönemde, Ankara’da imar planları başkent kimliğine uygun olarak, Bakanlıklar ve Kızılay aksını ana omurga kabul eden bir yaklaşımla hazırlanıyordu.

24 katlı ve yaklaşık 76 metre yüksekliğindeki bu yapının Kızılay’da konumlanması, o dönemin şehircilik pratiğinde “merkezi iş alanı”nın gökdelen tipi yapılarla desteklenmesi düşüncesinin erken bir örneğini oluşturuyor. Yükseklik bakımından bugün artık çok daha katlı binalar mümkün olsa da, Emek İşhanı’nın konumu ve ölçüsü, Kızılay’ın merkezi iş alanı kurgusuna uygun bir ilk adım olarak değerlendiriliyor.

Mevzuat açısından bakıldığında, bu tür yapıların zaman içinde değişen deprem yönetmelikleri, yangın güvenliği standartları ve bina sağlığına dönük düzenlemelerle uyumlu hale getirilmesi gerekiyor. 

Emek İşhanı’nın geçirdiği tadilatlar ve cephe yenilemeleri, büyük ölçüde bu teknik ve hukuki gereklilikler çerçevesinde gerçekleştiriliyor.

Ankara pratiğinde ise bina, “tarihî eser” statüsünden çok, “yüksek kültürel ve simgesel değere sahip modern dönem yapısı” olarak tartışılıyor. Kamuoyunda ve uzman çevrelerde, Kızılay’ın geleceğini planlarken Emek İşhanı’nın silüetteki yerinin korunması, meydanla ilişkisinin güçlendirilmesi ve yapının çok katmanlı hafızasının görünür kılınması gerektiği yönünde güçlü bir eğilim bulunuyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa