Ankara’ya taşradan gelenler nasıl alışıyor? Uyum ve yabancılık hikâyeleri
Ankara’ya taşradan gelenler büyükşehre uyum sürecinde hangi zorlukları yaşıyor, hangi semtlerde tutunuyor, yabancılık duygusu yerini nasıl yeni bir aidiyete bırakıyor?
Türkiye’nin dört bir yanından Ankara’ya eğitim, iş, tayin ve göç gerekçeleriyle gelen binlerce kişi, başkentte yeni bir hayat kuruyor. Taşradan gelenler, memur şehri Ankara’nın mesafeli ama düzenli yapısına ilk anda yabancılık hissederken, zamanla semtler, dernekler, hemşehri ağları ve belediye hizmetleri üzerinden yeni aidiyetler geliştiriyor. Uyum sürecini kim, nerede, ne kadar sürede ve hangi desteklerle yaşadığı değişiyor.
BAŞKENTE GÖÇ DÜZENLİ BİR HAYAT VADEDİYOR
Ankara’ya taşradan gelişlerin önemli bölümü memuriyet, üniversite eğitimi ve sağlık–güvenlik tayinleri üzerinden şekilleniyor. Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) ile atanan genç memurlar, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu kapsamındaki akademik atamalarla gelenler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu çerçevesindeki zorunlu hizmet tayinleri, başkente sürekli bir iç göç akışı yaratıyor.
Bu göç, düzensiz değil; çoğu zaman resmi mevzuat ve atama takvimleriyle planlanmış bir hareket. Taşradan gelenler için Ankara, “devlet kapısı” ve daha öngörülebilir bir yaşamın adresi olarak görülüyor. Ancak bu düzenli yapı, sosyal ilişkilerde mesafeli bir atmosfer yaratarak, yeni gelenlerde “herkes işine bakıyor” hissini güçlendiriyor.
İLK YABANCILIK HİSSİ ZAMANLA GÜNLÜK RUTİNE DÖNÜYOR
Küçük şehirlerden veya kasabalardan Ankara’ya gelenlerin ilk gözlemleri, çoğunlukla “insanların aceleci ve mesafeli” olduğu yönünde. Uzun mesafeler, metro–otobüs aktarmaları, kalabalık siteler, kimsenin kimseyi tanımadığı apartmanlar, ilk aylarda belirgin bir yalnızlık duygusu yaratıyor.
Bu süreçte yeni gelenler;
- İş–ev–ulaşım üçgeninde mekanik bir rutine,
- Mahalle bakkalı yerine zincir marketlere,
- Aile/akraba dayanışması yerine bireysel sorumluluğa,
alışmak zorunda kalıyor. Ankara’da komşuluk ilişkileri tamamen bitmiş değil; ancak taşrada görülen “kapı açık, çay hazır” pratiği yerini daha kontrollü ve randevulu buluşmalara bırakıyor.

HEMŞEHRİ DERNEKLERİ VE ODALAR YENİ AĞLAR OLUŞTURUYOR
Ankara, aynı zamanda hemşehri dernekleri ve federasyonları açısından da yoğun bir merkez. İç Anadolu’dan Karadeniz’e, Güneydoğu’dan Ege’ye kadar pek çok il ve ilçe derneği, başkentte kültürel etkinlikler düzenliyor. Bu dernekler, özellikle yeni gelen ve yalnızlık hissi yaşayan kişiler için güçlü bir sosyal ağ işlevi görüyor.
Dernekler;
- Hemşehri buluşmaları,
- Yöresel yemek günleri,
- Burs ve eğitim destekleri,
- İş ve staj bağlantıları,
üzerinden “tanıdık bir ortam” sunuyor. Dernekler ve vakıflar, Dernekler Kanunu ve ilgili mevzuata tabi; bu çerçevede kültürel faaliyet ve dayanışma, yeni Ankaralıların aidiyet geliştirmesinde önemli rol oynuyor.
ÖĞRENCİLER KAMPÜSLER VE YURTLAR ÜZERİNDEN AĞ KURUYOR
Taşradan gelen üniversite öğrencileri için uyum süreci, çoğu zaman yurt, kampüs ve kulüp denkleminde ilerliyor. Devlet yurtları, özel yurtlar ve apartlar, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile ilgili yönetmeliklere tabi; burada kalan öğrenciler, ortak mutfak, etüt salonu, kantin ve sosyal alanlarda birbirleriyle hızlıca ağ kuruyor.
Kampüs içi kulüpler, öğrenci toplulukları ve bölüm etkinlikleri, farklı şehirlerden gelen gençlerin ortak bir “Ankara hikâyesi” yazmasına imkân veriyor.
Başlangıçta memleket vurgusu öne çıksa da zamanla “ODTÜ’lü, Hacettepe’li, Gazi’li, Ankara Üniversitesi’li” kimlikler, taşra kimliğine eklenen yeni bir üst aidiyet hâlini alıyor. Öğrenciler için Ankara, “okuduğum şehir” olmaktan çıkıp “hayata atıldığım şehir”e dönüşüyor.
MAHALLE KÜLTÜRÜ DÖNÜŞÜYOR VE YENİ AİDİYETLER OLUŞUYOR
Ankara’da taşradan gelenlerin yerleştiği semtler de aidiyetin yönünü belirliyor. Daha eski mahalle dokusunu koruyan Dikmen, Keçiören’in iç mahalleleri, Mamak’ın eski semtleri, Altındağ’ın bazı bölgeleri, apartman içi tanışıklığın ve esnaf ilişkilerinin daha güçlü kaldığı yerler olarak öne çıkıyor.
Öte yandan; Çayyolu, Yaşamkent, İncek, Eryaman, Batıkent’in modern siteleri, daha çok genç beyaz yakalıların ve çekirdek ailelerin adresi.
Bu bölgelerde mahalle kültürü, site yönetimi ve sosyal tesis etrafında şekilleniyor. Çocuk parkı, yürüyüş yolları, spor salonu gibi alanlar, yeni gelenlerin gündelik hayatta birbirine temas ettiği yerler hâline geliyor. Taşradan gelenler zamanla “bizim site, bizim mahalle” söylemini benimseyerek yeni şehir kimliğine eklemleniyor.
BELEDİYE HİZMETLERİ VE KAMUSAL MEKANLAR UYUMU KOLAYLAŞTIRIYOR
Ankara Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri, son yıllarda sosyal belediyecilik uygulamalarıyla göçle gelenlere dolaylı uyum desteği sunuyor. Halk ekmek noktaları, sosyal tesisler, kütüphaneler, kadın–aile merkezleri, gençlik merkezleri, spor alanları, hem ekonomik hem sosyalleşme açısından yeni Ankaralıların hayatında önemli yer tutuyor.
5393 sayılı Belediye Kanunu ve ilgili yönetmelikler çerçevesinde sunulan sosyal yardımlar, kurslar, meslek edindirme programları, taşradan gelenlerin hem ekonomik hem sosyal adaptasyonunu destekliyor. Özellikle kadınların ve gençlerin bu merkezler aracılığıyla yeni arkadaşlıklar kurması, Ankara’yı “yabancı şehir” olmaktan çıkarıp “benim de söz sahibi olduğum şehir”e dönüştürüyor.

YALNIZLIK VE YABANCILIK HİSSİ PSİKOLOJİK DESTEK İHTİYACINI ARTIRIYOR
Her uyum hikâyesi sorunsuz ilerlemiyor. Taşradan Ankara’ya gelen bazı kişiler, uzun süre yalnızlık, yabancılık ve köksüzlük hissini aşamıyor. Aileden ve alışılmış sosyal çevreden uzak kalmak, şehir temposuna alışamamak, iş–ev dışı sosyal ağ kuramamak, özellikle genç yetişkinlerde kaygı ve depresyon belirtilerini tetikleyebiliyor.
Bu noktada;
- Üniversitelerin psikolojik danışmanlık merkezleri,
- Belediyelerin ücretsiz psikolojik destek hizmetleri,
- Sağlık Bakanlığı’na bağlı kamu hastanelerinin ruh sağlığı birimleri,
önemli bir güvence sunuyor. Gizlilik ilkesi ve hasta hakları mevzuatı, bu süreçte başvuranların korunmasını sağlıyor. Yardım istemenin zayıflık değil, uyum sürecini sağlıklı yönetme adımı olduğu vurgulanıyor.

YENİ AİDİYETLER “HEM ORALI HEM BURALI” KİMLİĞİ YARATIYOR
Zamanla Ankara’da büyüyen çocuklar, taşradan gelen ailelerin ikinci kuşağı olarak “hem memleketli hem Ankaralı” kimliği geliştiriyor. Okul arkadaşlıkları, mahalle bağları, iş hayatı, yerel futbol takımları, kültür–sanat etkinlikleri, kentin sembol mekânları (Kızılay, Tunalı, Gençlik Parkı, Anıtkabir, Atatürk Orman Çiftliği) üzerinden yeni bir aidiyet ağı örülüyor.
Taşradan gelenler için “memlekete dönmek” fikri, çoğu zaman emeklilik ya da yaz tatili planına dönüşürken, gündelik hayatın merkezi Ankara olmaya devam ediyor.
Böylece Ankara, sadece bir tayin yeri değil, yeni bir “memleket” hâlini alıyor; nüfus kütüğünde değil ama hayat hikâyesinde kalıcı bir başlığa dönüşüyor.