Ankara’da hava kirliliği neden artıyor? Rüzgar koridorlarını kim kesti?

Ankara’nın kışın boğucu havası sadece egzoz ve kömürden mi ibaret, yoksa gökdelenler ve yanlış imar kararları şehrin rüzgar koridorlarını mı kesti?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara’da hava kirliliği neden artıyor? Rüzgar koridorlarını kim kesti?
EP
Esra Polat Editör

Ankara’da kış aylarında artan hava kirliliği, sadece araç trafiği ve yakıt kalitesiyle değil, son 20 yılda gökdelenlerle kapatılan rüzgar koridorları ve yanlış imar planlarıyla açıklanıyor. Meteoroloji mühendisleri ve şehir plancıları, özellikle Eskişehir Yolu, Çukurambar, Oran, İncek, Keçiören ve Etlik’te yükselen yapıları, Ankara’nın doğal hava akışını bozan başlıca etkenler olarak gösteriyor.

ANKARA BİR HAVZA OLARAK KİLİTLENİYOR

Uzmanlara göre Ankara, coğrafi olarak etrafı tepelerle çevrili bir çanak içinde yer alıyor ve bu nedenle hava kalitesi, rüzgarın şehri süpürme kapasitesine doğrudan bağlı bulunuyor. Kuzey ve batıdan gelen rüzgarlar, normalde kirli havayı şehir merkezinden alıp doğuya taşıyarak doğal bir havalandırma sistemi işlevi görüyor. Ancak bu sistem, tepelerde yükselen yüksek katlı yapılar ve dolan vadiler nedeniyle giderek daha az çalışır hale geliyor. Sonuçta, özellikle Kızılay, Sıhhiye, Bahçelievler gibi çanağın “dibinde” yer alan bölgelerde kirli hava adeta zemine yapışıp kalıyor.

Meteoroloji mühendisleri, şehir üstündeki rüzgar desenlerinin 1990’lı yıllara kıyasla ciddi ölçüde değiştiğini, ölçüm istasyonlarında rüzgar hızında ve yön sürekliliğinde bozulmalar saptandığını belirtiyor. Bu tablo, sadece hissedilen boğucu havayı değil, resmi hava kirliliği verilerindeki artışı da teknik olarak açıklıyor.

MİMARİ İHANET RÜZGARI KESTİĞİNİ GÖSTERİYOR

Meteoroloji ve şehircilik literatüründe “yüzey pürüzlülüğü” olarak tanımlanan kavram, Ankara örneğinde somut bir “mimari ihanet dosyası”na dönüşmüş durumda. Yüzey pürüzlülüğü, rüzgarın yer yüzeyinde karşılaştığı engellerin boyu ve yoğunluğu arttıkça, rüzgarın hızının ve etkisinin azalması anlamına geliyor. Eski Ankara’da tepelerin daha çok boş, yapılaşmanın daha alçak ve seyrek olması sayesinde rüzgar, kent içine daha rahat süzülüyordu. Bugün ise aynı tepeler ve sırtlar, 30–40 katlı yapılarla doldukça, rüzgar ya yön değiştiriyor ya da tamamen kırılıyor.

Uzmanlar, rüzgarın şehre girmek istediğini, fakat Eskişehir Yolu boyunca dizilen plaza ve rezidans bloklarına çarptığında hızını kaybedip dağıldığını anlatıyor. Bu etki, tek bir bina ile değil, hat boyunca dizilen yüksek yapılarla “beton duvar”a dönüşüyor. Böylece Ankara’nın gökyüzünde görünmeyen, ama nefesi kesen bir sedde oluşuyor.

BATI KORİDORU RÜZGAR KAPISINI KAPATIYOR

Ankara’nın hakim rüzgarı çoğunlukla batı ve kuzeybatı yönlerinden eserken, Eskişehir Yolu hattı ve Çukurambar–Söğütözü çevresi kritik bir “hava eşiği” işlevi görüyor. Eski imar dokusunda daha alçak yoğunluklu yapılaşmanın olduğu bu bölgede, son yıllarda art arda yükselen gökdelenler, meteoroloji mühendislerinin ifadesiyle adeta “rüzgar tıkacı”na dönüşmüş durumda.

Batıdan gelen taze hava, bu yüksek yapıların oluşturduğu pürüzlü yüzeye çarptığında yavaşlıyor, parçalanıyor ve kent merkezine ulaşmadan yukarı yönlü veya yanlara sapıyor. Bu nedenle Bahçelievler, Emek, Maltepe ve Kızılay hattı, geçmişe göre daha uzun süre kirli hava altında kalıyor. Resmi olmayan ölçümler ve sahadan gelen gözlemler, bu bölgelerde sis ve kirli hava tabakasının, rüzgarlı geçmesi gereken günlerde bile dağılmadığını ortaya koyuyor.

GÜNEY SIRTLARI HAVA KAPISINI KAPATIYOR

Oran ve İncek, Ankara’nın en yüksek rakımlı, en rüzgarlı sırtlarından oluşuyor. Normal şartlarda bu bölgeler, yukarı kotlardan aşağıya doğru inen temiz hava akımlarının başlangıç noktası niteliğinde. Ancak son 15–20 yılda bu sırtların, yoğun konut kuleleri ve site bloklarıyla dolması, güneyden gelen hava hareketini de sınırlandırdı.

Uzmanlar, güney sırtlarındaki kulelerin, bir “perde etkisi” yarattığını, eğimli arazinin rüzgarın hızlanmasına izin vereceği yerde, tam tersine frenleyici bir duvar gibi çalıştığını vurguluyor. Bu durumda güneye yakın bölgeler nispeten daha temiz hava alırken, şehrin çanak içindeki merkezi, kirli hava kabuğunun içinde bırakılıyor. Şehir plancıları, yükseklik limitlerinin ve yoğunluk kararlarının, bölgenin rüzgar rejimi dikkate alınmadan verildiğine dikkat çekiyor.

KUZEYDE YOĞUN YAPILAŞMA SÜRTÜNMEYİ ARTIRIYOR

Kuzeyden esen poyrazın Ankara için özellikle kışın önemli bir “temizleyici” rolü olduğu biliniyor. Ancak Keçiören ve Etlik gibi bölgelerde yıllar içinde biriken yoğun ve çoğu zaman plansız, bitişik nizam yapılaşma, rüzgarın kent merkezine inmesini zorlaştıran geniş bir sürtünme alanı yaratmış durumda.

Meteoroloji mühendisleri, bu bölgelerin üzerine yerleştirilen yüksek yoğunluklu konut dokusunun, rüzgarın hızını alçak kotlara inmeden önce kırdığını, küçük ölçekli türbülans alanları yarattığını açıklıyor. Bu türbülanslar, rüzgarı “ufalayarak” etkisizleştiriyor ve kent merkezini süpürecek güçlü hava hareketinin oluşmasını engelliyor.

ENVERZİYON ŞEHRİN ÜZERİNDE KAPAK OLUŞTURUYOR

Ankara’nın kış sabahlarını karakterize eden gri ve ağır hava, teknik olarak “sıcaklık terselmesi” ya da yaygın kullanımıyla “enverziyon” olarak adlandırılıyor. Normal atmosfer koşullarında yer yüzeyi gün içinde ısınırken, bu ısınmayla birlikte yükselen hava da kirleticileri yukarı taşır ve daha üst katmanlarda dağıtır. Enverziyonda ise tam tersi bir durum gerçekleşiyor: Özellikle soğuk ve sakin kış gecelerinin ardından, yer yüzeyine yakın hava çok soğuyor, üstte nispeten daha sıcak bir tabaka oluşuyor.

Bu sıcak tabaka, adeta şehrin üstüne oturan görünmez bir kapak gibi davranıyor. Zemine yakın kirli hava yükselmeye çalıştığında bu kapağa çarpıyor ve tekrar aşağıya dönüyor. Eğer yeterli rüzgar yoksa, kirli hava günlerce aynı tabakanın içinde hapsoluyor. Ankara’da gökdelenler ve yüksek yoğunluklu yapı adaları, enverziyonu kırabilecek rüzgarların girişini engellediği için, bu kapak daha kalıcı ve ölümcül hale geliyor.

GÖKDELENLER RÜZGARI KIRDIĞI İÇİN KİRLİLİK KALICI HALE GELİYOR

Normal koşullarda, güçlü bir rüzgar, enverziyon tabakasını dağıtabilir ya da kısmen zayıflatabilir. Ancak Ankara’da rüzgar koridorlarının yapılaşmayla tıkanması, enverziyonlu gün sayısının artmasına ve kirliliğin uzun süre kalmasına neden oluyor. Uzmanlar, “Nefes alamıyoruz çünkü rüzgarı alamıyoruz” diyerek durumu özetliyor.

Bu çerçevede Ankara’nın hava sorununu tek başına egzoz emisyonuna veya kömür kullanımına indirgemek, resmi verilere de aykırı düşüyor. Aynı miktarda kirletici, rüzgar koridorlarının açık olduğu bir kentte kısa sürede seyrelirken, Ankara gibi çanak formundaki ve rüzgarı kesilmiş bir şehirde günlerce üst üste birikiyor. Böylece kronik hava kirliliği, kent sakinleri için günlük yaşamın parçası haline geliyor.

HUKUKİ ZEMİN VE ANKARA PRATİĞİ BİRBİRİYLE ÇELİŞİYOR

Türkiye’deki imar ve çevre mevzuatı, kağıt üzerinde hava kalitesini ve sağlıklı kentleşmeyi gözeten pek çok hüküm içeriyor. Çevre Kanunu, Hava Kalitesinin Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliği, İmar Kanunu ve Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği, planlama süreçlerinde doğal eşikler, topoğrafya, hakim rüzgar yönleri ve hava kalitesi sınır değerlerinin gözetilmesini zorunlu kılıyor.

Ayrıca Büyükşehir Belediyeleri, 5216 sayılı kanun ve ilgili diğer düzenlemeler uyarınca nazım imar planları hazırlarken, hava kirliliğini artırıcı yoğunluk kararlarından kaçınmak, rüzgar koridorlarını korumak ve yeşil alan sürekliliğini sağlamakla yükümlü. Ancak Ankara pratiğinde, özellikle son 20 yılda, yüksek yapı kararlarının ve yoğunluk artışlarının çoğu zaman parsel bazlı plan değişiklikleriyle, bölgesel hava akışı dikkate alınmadan alındığı eleştirisi yapılıyor.

Şehir plancıları, plan notlarında yer alan yükseklik sınırlamalarının çeşitli istisnalarla aşıldığını, “emsal artışı” ve “kentsel dönüşüm” başlıkları altında verilen yoğunluk kararlarının, bölgesel rüzgar rejimi analizine dayanmadığını savunuyor. Meteoroloji mühendisliğinden bilimsel görüş alınmadan hazırlanan bu planların, Ankara’nın bugün yaşadığı hava kriziyle doğrudan ilişkili olduğu belirtiliyor.

ANKARA ÖZELİNDE RÜZGAR KORİDORLARI PLANLANMADAN İNŞA EDİLDİ

Birçok dünya kentinde, yeni gökdelen bölgeleri planlanırken rüzgar tüneli testleri, akış simülasyonları ve mikroiklim analizleri zorunlu tutuluyor. Ankara’da ise Eskişehir Yolu, Söğütözü, Çukurambar, Oran ve İncek gibi bölgelerde yüksek yapılaşma kararları alınırken, şehrin genel hava sirkülasyonuna etkisinin bütüncül bir şekilde değerlendirilmediği ifade ediliyor.

Mevzuat, planların hazırlanmasında iklimsel verilerin kullanılmasını öngörse de, Ankara için rüzgar koridorlarını korumaya yönelik spesifik bir “hava koridoru planı” bulunmuyor. Bu da pratikte, her yeni gökdelenin, şehir makroformu içinde küçük ama birikimli bir tıkaç etkisi yaratmasına yol açıyor. Ortaya çıkan sonuç, hukuken “ihmal” sınırını zorlayan, bilimsel olarak ise “öngörülebilir bir kirlilik senaryosu” olarak tanımlanıyor.

VATANDAŞLAR SAĞLIK RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA KALIYOR

Nefes alamama hissi, sadece psikolojik bir sıkışma değil, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için doğrudan bir sağlık riski anlamına geliyor. 

Kış aylarında partikül madde ve azot dioksit değerlerindeki artış, solunum yolu hastalıkları, kalp-damar sorunları ve erken ölümlerle ilişkilendiriliyor. Ankara’da düzenli ölçüm yapılan istasyonlardan elde edilen veriler, enverziyonlu ve rüzgarsız günlerde sınır değer aşımlarının daha sık gerçekleştiğini gösteriyor.

Uzmanlar, Ankara’nın hava kalitesini kalıcı olarak iyileştirmenin, sadece yakıt türü değişikliği veya toplu taşıma yatırımıyla sınırlı olmadığını, rüzgar koridorlarını yeniden açacak cesur planlama kararlarına ihtiyaç bulunduğunu vurguluyor.

ÇÖZÜM İÇİN PLANLARIN RÜZGARLA YENİDEN YAZILMASI GEREKİYOR

Şehir plancıları ve meteoroloji mühendisleri, Ankara için acil eylem adımlarını şöyle özetliyor: Öncelikle kentin baskın rüzgar yönleri, topoğrafya ve mevcut yapılaşma verileri kullanılarak detaylı bir “rüzgar koridoru haritası” çıkarılmalı. Bu harita, hem nazım imar planlarının hem de bölgesel plan değişikliklerinin temel referansı haline getirilmeli.

Yeni gökdelen bölgeleri için rüzgar tüneli analizi zorunlu hale getirilmeli, var olan yüksek yapı adaları çevresinde ise hava akışını kısmen de olsa rahatlatacak yeşil omurgalar, açıklıklar ve yükseklik kademelenmesi kullanılmalı. Özellikle Eskişehir Yolu, Çukurambar, Söğütözü, Oran, İncek, Keçiören ve Etlik gibi kritik bölgelerde, ilave yükseklik ve yoğunluk artışları durdurulmadan, Ankara’nın nefes borusunu açmak mümkün görülmüyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa