Hacı Bayram’da Gece Boyu Ramazan: Sabahlayanların Manevi Nöbeti

Ankara’da Ramazan geceleri Hacı Bayram’da kimler sabaha kadar kalıyor, bu “sahur vardiyası”nı nasıl bir ritüel, nasıl bir güven duygusu ve atmosfer kuruyor?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Hacı Bayram’da Gece Boyu Ramazan: Sabahlayanların Manevi Nöbeti
EP
Esra Polat Editör

Ankara’nın tarihi Hacı Bayram Veli Camii ve çevresi, Ramazan ayında teravih sonrası dağılmayıp sabaha kadar kalan “sabahlayanlar” için adeta sahur vardiyası mekânına dönüşüyor. Ulus’un gece tekinsizleşen sokaklarından birkaç dakikalık yürüyüşle ulaşılan bu alanda, ibadet, sohbet, çay ocakları, kitapçılar ve sabah çorbası iç içe geçerek şehrin manevi topoğrafyasını görünür kılıyor.

RAMAZAN AYI'NDA HACI BAYRAM’DA GECELER SAHURA KADAR SÜRÜYOR

Ramazan gecelerinde Ankara’nın merkezi Ulus, gece yarısından sonra kepenklerin indiği, sokakların tenhalaştığı, birçok vatandaşın temkinli davrandığı bir bölgeye dönüşüyor. Aynı saatlerde, Ulus’tan Hacı Bayram yokuşuna yönelenler, kısa bir yürüyüşle bambaşka bir atmosferin içine giriyor. Bu geçiş, yalnızca fiziksel bir yer değiştirme değil, vatandaşların ifadesiyle “şehirden çıkmadan başka bir âleme girmek” anlamına geliyor.

Cami avlusuna adım atıldığında, loş ve yer yer ürküten sokakların yerini, cami ve dükkânlardan taşan beyaz ışıklar, insan kalabalığı ve sürekli bir devinim alıyor. Gece boyunca açık kalan çay ocakları, sahaflar, tesbihçi tezgâhları ve ayakta süren sohbetler, burayı Ankara’nın “uyumayan manevi merkezi”ne dönüştürüyor. Güvenlik hissi, çoğu kişinin dilinde benzer kelimelerle tarif ediliyor: “Baba ocağı gibi”, “sığınak gibi”, “şehrin içindeki güvenli kale gibi”.

SABAHLAYANLAR RAMAZAN’IN GECESİNİ NÖBET GİBİ TUTUYOR

Teravih namazının ardından, birçok cemaat üyesi evlerine dönerken, Hacı Bayram çevresinde belirli bir kitle bilinçli olarak kalmayı tercih ediyor. Bu kitle, kendi içinde görünmez bir “gece cemaati” oluşturuyor. Aralarında üniversite öğrencileri, çevre ilçe ve semtlerden gelen gençler, yaşlı esnaflar, derviş meşrep gezginler, gündüz bürokrat, gece ise ruhen sığınak arayan beyaz yakalılar bulunuyor.

Kimse kimseye neden orada kaldığını sormuyor. Bu sessiz mutabakat, Ramazan’ın mahremiyet duygusuyla da örtüşüyor. Bir kısmı cami içinde veya avluda Kur’an okuyarak, zikirle veya kendi iç dünyasına çekilerek vakit geçiriyor. Bir kısmı çay ocaklarında, ağırlaşan gece havasında derinleşen sohbetlere katılıyor. Bazı gruplar, Ankara’nın değişen çehresini, kaybolan mahalle kültürünü, ekonomik zorlukları ve dini-manevi arayışları konuşuyor.

Bu “sabahlayanlar”, şehir hızla değişirken geleneği canlı tutan bir ara kuşak gibi görülüyor. Ankara’nın modernleşme sürecinde kaybettiği mahalle dayanışmasının, bu alanda geceleri yeniden kurulduğu yorumları yapılıyor. Gecenin ilerleyen saatlerinde, “zamanın yavaşladığı”, hatta “durduğu” hissini anlatanlar, burayı şehrin geri kalanından kopuk bir manevi fanus olarak tanımlıyor.

ÇAY OCAKLARI VE KİTAPÇILAR GECE NÖBETİNİ AYAKTA TUTUYOR

Hacı Bayram çevresindeki çay ocakları, Ramazan gecelerinde yalnızca sıcak içecek sunan işletmeler olmaktan çıkıyor, sahur vardiyasının sosyalleşme merkezine dönüşüyor. Çoğu mekânda gece boyu çay, sahur vakti yaklaşırken de çorba, gözleme veya basit sahur tabakları servis ediliyor. Plastik tabureler veya alçak iskemlelerde yan yana oturan insanlar, farklı sosyal sınıflardan gelse de aynı sofrayı paylaşıyor.

Kitapçılar ve sahaflar, özellikle gece 02.00 civarında bile ışıkları yanan nadir kültürel duraklar olarak dikkat çekiyor. Dini literatür, tasavvuf klasiklerinin yanı sıra tarih kitapları, şehir monografileri, emekli memurların ve gençlerin elinde dolaşıyor. Ayaküstü başlayan kitap muhabbetleri, çoğu zaman Türkiye’nin yakın tarihine, Ankara’nın kimliğine, hatta kişisel hikâyelere uzanıyor.

Tesbihçiler de bu gece ekosisteminin vazgeçilmez unsurları. Kehribardan oltu taşına kadar farklı tanelerin hem maddi hem manevi değerine dair anlatılan hikâyeler, geceye kendine özgü bir fon sesi katıyor. Tesbih tanelerinin şakırtısı, çay kaşıklarının ince sesleri, arada duyulan kısık kahkahalar ve hususi sohbetler; Hacı Bayram’ın gece ses manzarasını oluşturuyor.

RAMAZANDA ULUS’UN TEKİNSİZLİĞİNDEN MANEVİ GÜVEN BÖLGESİNE GEÇİLİYOR

Ankara’da gece belirli saatlerden sonra Ulus ve çevresindeki bazı sokaklar, vatandaşlar tarafından genellikle “dikkatli olunması gereken” alanlar olarak tarif ediliyor. Boşalan meydan, kapanan işyerleri, azalan yaya trafiği, bazıları için tedirginlik sebebi. Oysa birkaç dakikalık irtifa değişikliği ve kısa bir yürüyüş, hissiyatı tamamen tersine çeviriyor.

Hacı Bayram platosuna çıkıldığında, kamusal alanın algısı da değişiyor. Burada kamusal alan, modern şehrin soğuk, aceleci, anonim yüzünden sıyrılıp “tanıdık” ve “korunaklı” bir çehre kazanıyor. Cami, türbe, avlu ve onları çevreleyen küçük esnaf halkası, duvarları taşla değil, ortak inanç ve ritüelle örülmüş bir kale duygusu yaratıyor. Vatandaşlar, özellikle aileleriyle gelenler, bu güven hissinin altını çiziyor ve Ankara’da gece vakti kendilerini en rahat hissettikleri yerlerden birinin burası olduğunu vurguluyor.

Bu durum, şehir sosyolojisi açısından, dini mekânların yalnızca ibadet alanı değil, aynı zamanda güvenlik, aidiyet ve aidiyet üzerinden kurulan bir kamusal alan işlevi gördüğünü ortaya koyuyor. Hacı Bayram’da sabahlayanların oluşturduğu atmosfer, bu işlevi Ramazan boyunca görünür kılıyor.

HACI BAYRAMDA SABAH ÇORBASI VE EZANLA KALABALIK DAĞILIYOR

Gecenin ritmi, sahur vakti yaklaştıkça yeniden şekilleniyor. Çay bardaklarının yerini, sıcak çorba kaseleri alıyor. Mercimek, işkembe veya kelle paça gibi çorbalar, lüks bir sunumdan uzak, basit masa ve sandalyelerde ikram ediliyor. Buna rağmen, birçok kişi için “bu çorbanın tadı hiçbir yerde yok” ifadesi sıkça tekrarlanıyor; zira burada yenen içilen her şey, paylaşılan maneviyat ve gecenin atmosferiyle bütünleşiyor.

Sabah ezanının okunmasıyla birlikte fanusun camları çatlamaya başlıyor. İmsakla beraber sahur sofraları dağılırken, gecenin uzun nöbetine katılanlar yavaş yavaş gerçek hayattaki rolleriyle baş başa kalıyor. Memur olan işe hazırlık için evine dönüyor, esnaf dükkanını açmak üzere yol alıyor, öğrenciler kısa bir uykuyla ders gününe yetişmeye çalışıyor. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, gece boyunca kurulan o görünmez şehir çözülüyor; Ulus’un gündüz kaosuna karışacak kalabalık yeniden biçimleniyor.

Bu döngü, Ramazan boyunca her gece tekrar ediyor. Böylece Hacı Bayram’da sabahlayanlar, hem kendi iç dünyalarında bir “ramazan muhasebesi” yapıyor hem de Ankara’nın hafızasında, kaybolmaya yüz tutmuş bir mahalle ruhunu diri tutuyor.

ANKARA’NIN MANEVİ TOPOĞRAFYASI BU GECE RİTÜELİYLE OKUNUYOR

Hacı Bayram Veli çevresindeki bu sahur vardiyası, Ankara’nın Ramazan sosyolojisini anlamak için güçlü bir mercek sunuyor. Ulus’un sokakları, dünyevi karmaşayı, tekinsizlik hissini ve modern şehrin soğuk yüzünü temsil ediyor. Cami avlusu ve türbe çevresi, güvenli alan, manevi sığınak ve toplumsal dayanışma mekânı olarak öne çıkıyor. Gece boyunca süren çay, çorba ve sahur sofraları, sınıfsız bir paylaşım ortamı yaratıyor. Sabahlayanlar ise zamanı yavaşlatan, geleneği bugüne taşıyan, şehrin görünmez hafızasını canlı tutan bir topluluk haline geliyor.

Şehir planlamacıları, sosyologlar ve yerel yöneticiler açısından bu ritüel, Ankara’da dini mekânların sadece ibadet işleviyle değil, gece güvenliği, sosyal dayanışma ve kent kimliği bakımından da nasıl bir rol üstlendiğine dair somut bir örnek niteliği taşıyor. 

Ankara’nın gri ve bürokratik imajının arkasında, Ramazan geceleri Hacı Bayram’da sabahlayanların kurduğu sıcak, canlı ve köklü bir manevi topoğrafya bulunuyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa