Ankara sof kumaşı ve tiftik keçisi: İngilizler Ankara’nın tekstil imparatorluğunu nasıl çökertti?

Ankara yüzyıllar boyunca dünyayı giydiren sof kumaşıyla bir tekstil başkentiydi; peki İngilizlerin tiftik keçisi avı ve Balta Limanı düzeni bu gücü nasıl bitirdi?

ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara sof kumaşı ve tiftik keçisi: İngilizler Ankara’nın tekstil imparatorluğunu nasıl çökertti?
ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör

Ankara, 16. ile 18. yüzyıllar arasında tiftik keçisinden üretilen sof kumaşıyla dünyanın sayılı lüks tekstil merkezlerinden biri haline gelir, İngiliz ve Hollandalı tüccarlar Ankara’ya altın ve gümüş akıtır, Osmanlı ise canlı Ankara keçisini idam cezasıyla korunacak bir “stratejik varlık” ilan eder. 1838 Balta Limanı Antlaşması sonrası İngiliz sanayisi ham tiftik ihracatını dayatır, keçi Anadolu dışına kaçırılır, Ankara’da tezgâhlar susar.

ANKARA DÜNYAYI GİYDİREN TEKSTİL BAŞKENTİ OLUR

Ankara’nın bugün daha çok siyasi başkent kimliğiyle anılması, bir dönem sahip olduğu küresel tekstil ve moda gücünü gölgede bırakıyor. Oysa 16. yüzyıldan 18. yüzyıl sonlarına kadar Ankara, tiftik keçisinin sağladığı sof kumaşı ile Avrupa saraylarının, kralların ve aristokratların gardıroplarına yön veriyordu. Kentte binlerce tezgâh çalışıyor, sof üretimi lonca düzeni içinde sıkı şekilde denetleniyor, dokumacılar yüksek katma değerli ihracat sayesinde zenginleşiyordu.

Ankara (tiftik) keçisi, Orta Anadolu’nun iklimine uyum sağlamış, narin ama son derece değerli bir ırktı. Bu keçiden kırpılan ince, parlak ve elastik yüne tiftik, bu yünden dokunan o özel, ışığı metalik biçimde kıran lüks kumaşa ise sof deniyordu. Dönemin Avrupalı tüccarları, sof için “diamond fiber” yani elmas elyaf tabirini kullanıyor, ürünün parlaklığı ve dayanıklılığı Batı’da ayrıcalıklı bir statü sembolüne dönüşüyordu.

ANKARA SOF KUMAŞI AVRUPA SARAYLARINA HÂKİM OLUR

Ankara’nın sof kumaşı, teknik özellikleri nedeniyle dönemin diğer kumaşlarından ayrılıyordu. Doğal beyaz rengi, boyayı eşit ve derin şekilde emmesini sağlıyor, özellikle kırmızı ve mavi tonları uzun yıllar solmadan kalabiliyordu. Sık dokuma yapıldığında yağmur geçirmeyen, buna karşın nefes alabilen yapısı, sof kumaşı hem lüks kaftanlarda hem de uzun ömürlü dış giyimde vazgeçilmez kılıyordu.

İpek benzeri parlaklığı, ipekten daha dayanıklı olmasıyla birleşince sof, Osmanlı sarayından Avrupa saraylarına uzanan bir prestij ürünü oldu. 

Hollandalı ve İngiliz tüccarlar, Levant ticaret ağları üzerinden Ankara’ya kadar gelip sof kumaşını gemilerle Avrupa’ya taşıdı. Ankara’da üretilen bu kumaşlar, Londra ve Amsterdam gibi şehirlerde yüksek fiyatlarla alıcı buldu; Ankara’nın adı, Avrupa tekstil çevrelerinde sof ile özdeşleşti.

OSMANLI ANKARA KEÇİSİNİ DEVLET SIRRI GİBİ KORUR

Stratejik değerin farkında olan Osmanlı yönetimi, Ankara tiftik keçisinin ve sof üretim bilgisinin dışarıya sızmaması için sert tedbirler aldı. Ankara keçisinin canlı olarak ülke dışına çıkarılması, damızlık hayvan kaçırılması veya bu işe aracılık edilmesi, ağır cezalarla, hatta idamla yargılanabilecek suçlar arasına girdi.

Bu yaklaşım, modern anlamda “stratejik gen kaynağı koruması” uygulamalarının erken bir örneği olarak değerlendiriliyor. Zira Osmanlı, sadece bir hayvan ırkını değil, sof üzerinden kurulan yüksek katma değerli üretim zincirini ve Ankara merkezli bir ekonomik ekosistemi korumak istiyordu. Lonca sistemi, kalite denetimleri ve ihracat kontrolü, Ankara’nın sof tekelini yüzyıllar boyunca ayakta tuttu.

İNGİLİZ VE HOLLANDA CASUSLARI TİFTİK KEÇİSİNİ KAÇIRMAK İSTER

Ankara’daki bu tekel yapısı, İngiliz ve Hollandalı tüccarları ham madde ve üretim bilgisini ele geçirmek için alternatif yollar aramaya itti. Levant Company başta olmak üzere Avrupa merkezli ticaret şirketleri, sof kumaşını sadece satın almakla yetinmek istemedi; keçiyi, tiftiği ve dokuma pratiğini kendi topraklarına taşımayı hedefledi.

Seyyahlar, diplomatlar ve tüccarlar üzerinden yürütülen uzun soluklu bir sanayi casusluğu süreci başladı. Önce Ankara keçisinin embriyolarının veya yeni doğan yavrularının kaçırılması denendi ancak yol şartları, iklim farkı ve Osmanlı’nın sıkı kontrolleri bu girişimlerin başarısız olmasına yol açtı. Ege limanlarından gemilere gizlice keçi yükleme teşebbüsleri de çoğu kez yakalanma ve ağır ceza ile sonuçlandı.

BALTA LİMANI DENGELERİ DEĞİŞTİRİR, KEÇİ ANKARA’DAN KOPAR

19. yüzyıla gelindiğinde tablo değişmeye başladı. Osmanlı İmparatorluğu, ekonomik ve siyasi baskı altında giderek daha fazla kapitülasyon ve imtiyaz vermeye itildi. 1838 Balta Limanı Ticaret Antlaşması, bu çerçevede kritik bir kırılma olarak öne çıkıyor. 

İngiltere ile imzalanan antlaşma, İngiliz tüccarlarına Osmanlı pazarına geniş giriş hakkı tanıdı, gümrük düzenini İngiliz sanayisinin lehine çevirdi ve yerli üreticiyi koruyan pek çok engeli devre dışı bıraktı.

Bu dönemden sonra İngilizler, Kraliçe Victoria’nın desteği ve donanmanın lojistik gücüyle Ankara keçisini Osmanlı toprakları dışına çıkarmayı başardı. Önce Güney Afrika’daki Cape Town bölgesine, ardından da Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletine tiftik keçileri götürüldü. İlk sürüler, iklim uyumsuzluğu ve hastalıklar nedeniyle verimsiz kaldı veya telef oldu; elde edilen yün, Ankara’daki kaliteyi tutturamadı.

GÜNEY AFRİKA VE TEKSAS YENİ TİFTİK ÜSSÜNE DÖNÜŞÜR

İngilizlerin ısrarlı ıslah ve melezleme çalışmaları, zamanla sonuç verdi. Güney Afrika’daki kolonilerde ve Teksas’ta yerel ırklarla yapılan çaprazlamalar, iklime daha dayanıklı, yüksek tiftik verimi sağlayan sürüler ortaya çıkardı. Ankara’nın yüzyıllar boyunca geliştirdiği tiftik potansiyeli, bu kez Britanya İmparatorluğu’nun sömürge ağları üzerinden yeniden kurgulandı.

Böylece sof benzeri kumaşların hammaddesi artık sadece Ankara’ya bağlı olmaktan çıktı. Dünya tiftik piyasasında Güney Afrika ve ABD güçlü oyuncular hâline gelirken, Ankara keçisinin anavatanı olan Anadolu, giderek pazar payını kaybetmeye başladı. Ankara merkezli sof kumaşı tekeli kırıldı, üretim bilgisi ve gen kaynağı küresel ölçekte dağınık bir yapıya dönüştü.

HAMMADDE TUZAĞI ANKARA’NIN TEKSTİL GÜCÜNÜ BİTİRİR

Ankara’nın gerilemesindeki tek faktör, keçilerin kaçırılması olmadı. En az bunun kadar belirleyici olan, ticaret modelinin zorla değiştirilmesiydi. 18. yüzyıl öncesinde Ankara, işlenmiş sof kumaşı ihraç eden, yüksek katma değerli bir üretim ve ticaret zincirine sahipti. Dokumacılar, boyacılar, tüccarlar ve loncalar bu zincirden pay alıyor, şehir bir sanayi kenti olarak zenginleşiyordu.

Sanayi Devrimi’nin ardından İngiltere, kendi fabrikaları için ucuz ham madde arayışına girdi. Sof kumaşını Ankara’dan hazır almak istemiyor, tiftik yününü ham halde ucuza temin etmek ve katma değeri Manchester gibi sanayi şehirlerinde yaratmak istiyordu. 1838 Balta Limanı Antlaşması sonrası İngiliz tüccarlar, ham tiftik için Ankara’da yerel dokumacıların ödeyebileceğinin üzerine çıkan cazip fiyatlar sundu.

Bu modelde Ankara artık sof kumaşı satan bir üretim merkezi olmaktan çıktı, ham tiftik satan bir hammadde deposuna dönüştü. Dokumacı ve esnaf, hammadde bulamaz hâle geldi; tezgâhlar birer birer sustu. Uzun yıllar boyunca sof üretimiyle ayakta kalan loncalar zayıfladı, işsizlik ve yoksullaşma arttı. Kısa vadede ham tiftik satışıyla elde edilen gelir, uzun vadede sof üzerinden kaybedilen katma değeri telafi edemedi.

ANKARA TEKSTİLİNİ KAYBEDERKEN DÜNYA TİFTİĞİ YENİDEN PAYLAŞILIR

Bu dönüşüm, Ankara’nın ekonomik dokusunu kökten değiştirdi. Sof üretiminde uzmanlaşmış ustalar, ya meslek değiştirmek zorunda kaldı ya da zanaatını sınırlı ölçekte sürdürerek geçim mücadelesi verdi. Ankara’nın yüzyıllardır biriktirdiği “tekstilde marka şehir” imajı silikleşti; kent, imparatorluğun iç bölgesinde, hammaddesini dışarıya satan, giderek marjinalleşen bir üretim merkezi konumuna geriledi.

Güney Afrika ve ABD’de tiftik üretimi artarken, Ankara keçisinin anavatanında üretim giderek sembolik bir düzeye indi. Ankara’nın sof kumaşıyla kurduğu küresel prestij, yerini ham madde ihraç eden ve ithal sanayi ürünlerini tüketen bir ekonomik düzene bıraktı. Bir anlamda, sof savaşları kaybedildi ve Ankara, kendi icat ettiği lüks üründe söz hakkını yitirdi.

TARİH BUGÜNE ANKARA’DAN STRATEJİK DERSLER BIRAKIR

Ankara keçisi ve sof kumaşı hikâyesi, nostaljik bir kayıptan ziyade erken dönem bir ekonomik savaş ve sanayi casusluğu örneği olarak öne çıkıyor. 

Ankara’nın dünya tekstilinde söz sahibi olduğu dönem, yerli bir ürünün katma değerli hâle getirilip markalaştırıldığında nasıl küresel bir güç aracına dönüşebileceğini gösteriyor.

Bugün dünya tiftik üretiminde Güney Afrika ve ABD başı çekerken, Ankara çevresinde tiftik keçisi yetiştiriciliği sınırlı ölçüde devam ediyor. Bu tablo, stratejik gen kaynaklarını korumanın, tasarım ve işleme kapasitesine sahip çıkmanın ve hammadde yerine marka ve nihai ürün ihracatını öncelemenin ulusal güvenlik ve ekonomik bağımsızlık açısından ne kadar kritik olduğunu hatırlatıyor. Sof savaşlarının sessizce kaybedildiği Ankara, günümüz tartışmalarında yerli üretim ve katma değerli ihracat politikaları için çarpıcı bir tarihsel örnek sunuyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa