Ankara yeraltı tünelleri: Kale’den Hatip Çayı’na inen gizli dehlizler efsane mi, tarihsel gerçek mi?

Ankara’nın altında, kaleden dereye indiği söylenen tüneller, metro kazılarında ortaya çıktığı iddia edilen boşluklar ve bakanlıkların altındaki sığınak ağı gerçekten var mı, yoksa şehir efsanesi mi?

ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara yeraltı tünelleri: Kale’den Hatip Çayı’na inen gizli dehlizler efsane mi, tarihsel gerçek mi?
ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör

Ankara’da uzun yıllardır konuşulan yeraltı tünelleri iddiaları, özellikle Ankara Kalesi–Hatip Çayı hattı, Ulus–Sıhhiye metrosu ve Bakanlıklar bölgesindeki sığınaklar üzerinden gündeme geliyor. Tarihsel kayıtlar, arkeolojik bulgular ve soğuk savaş dönemi mevzuatı, bu yapıların en azından bir kısmının varlığını mümkün ve mantıklı kılıyor, ancak ayrıntılar resmen açıklanmıyor.

ANKARA’NIN ALTINDA İKİNCİ BİR HARİTA OLUŞUYOR

Ankara gibi çok katmanlı başkentlerde, yeraltı yapıları hem tarihsel savunma ihtiyacının hem de modern güvenlik ve altyapı planlamasının sonucu olarak ortaya çıkıyor. Roma’dan Cumhuriyet’e uzanan bu süreçte, kaleler için gizli kaçış rotaları, su tünelleri, sarnıç bağlantıları ve kamu binaları için sığınak zorunluluğu, kentin altında görünmeyen bir ağ oluşmasına yol açıyor. Bu ağın boyutu ise çoğu zaman resmi raporlar yerine kulaktan kulağa yayılan hikâyelerle biliniyor.

KALEDEN DEREYE İNEN DEHLİZLER TARTIŞMAYI SÜRDÜRÜYOR

Ankara Kalesi ile eski Hatip Çayı (Bentderesi) hattı arasındaki tüneller, kentteki en eski ve en inatçı efsaneler arasında yer alıyor.

Tarihsel mantık, kaleden dereye uzanan bir yeraltı bağlantısını makul kılıyor. Kuşatma altındaki bir kalede en kritik ihtiyaç su olduğu için, yerleşimi güvenceye alan kalelerde gizli su yolları ve merdivenli kuyular yapılması, Roma ve Bizans dâhil pek çok dönemde kullanılan bilinen bir askeri yöntem kabul ediliyor. Bu yüzden Ankara Kalesi için de benzer bir sistem öngörülmesi yalnızca romantik bir efsane olarak görülmüyor.

Kaledeki bazı burçların altında aşağıya doğru inen, zamanla molozla dolmuş dar açıklıkların bulunması, bunların en azından bir kısmının sarnıç, bir kısmının olası tünel başlangıcı olabileceği yorumlarını güçlendiriyor. Restorasyon süreçlerinde bu boşlukların çoğu statik güvenlik gerekçesiyle kapatılıyor, ayrıntılı kamuoyu raporu ise sunulmuyor.

Efsane, bu tünelleri atlı askerlerin bile geçebileceği kadar geniş, adeta yeraltı yolu gibi tasvir ediyor. Oysa jeolojik yapı, dönemin mühendisliği ve savunma pratiği dikkate alındığında, bu dehlizlerin büyük olasılıkla dar, basık, sınırlı personel ve su taşıma amaçlı acil durum koridorları olması daha gerçekçi görünüyor. Yani iddia tamamen uydurma sayılmasa da, ölçeksiz bir abartı içerdiği değerlendiriliyor.

METRO KAZILARI TARİHSEL KATMANLARI GÖZLERDEN UZAK TUTUYOR

Ulus–Sıhhiye başta olmak üzere Ankara metrosunun bazı etaplarında yaşanan duraksamalar, şehirdeki yeraltı efsanelerini en çok besleyen başlıklardan biri olmaya devam ediyor.

Kent merkezindeki kazı alanlarında Roma Hamamı ve Antik Tiyatro gibi kalıntıların ortaya çıkması, bölgenin çok yoğun bir antik yerleşim katmanına sahip olduğunu zaten kanıtlıyor. Bu durum, metro tünelleri açılırken haritalarda yer almayan başka boşluk, mahzen veya eski kanal sistemlerine rastlanması ihtimalini hem teknik hem tarihsel açıdan güçlendiriyor.

Şehir içinde dolaşan doğrulanmamış anlatılara göre, bazı tünel açma makineleri beklenmedik boşluklara denk geliyor, yer yer tuğla örgülü geniş odalar bulunuyor, kimi noktalarda ise yer altı sularının yönünü değiştiren insan yapımı antik kanallar ortaya çıkıyor. Bu anlatılar, resmî olarak teyit edilmese de, Ankara merkezinin Roma ve Bizans dönemine ait altyapı kalıntıları barındırdığı bilgisiyle kısmen uyumlu duruyor.

Resmi makamlar, gecikme ve güzergâh değişikliklerini çoğunlukla zemin sıvılaşması, güvenlik zafiyeti veya arkeolojik koruma gerekçeleriyle açıklıyor. Komplo teorisyenleri ise bulunan yapıların hem kapsam hem karmaşıklık olarak modern şehrin taşıma ve inşaat planlarını zorlayacak kadar büyük olduğunu, bu yüzden detayların kamuoyuyla paylaşılmadığını savunuyor. Gerçekte ise, mevzuata uygun olarak tespit edilen kalıntıların belgelenip koruma kuruluna bildirildiği, projenin devamını engellemeyecek ölçüde olanların teknik çözümlerle “atlanarak” ilerlenmesi, küresel metropollerde de görülen olağan bir uygulama olarak öne çıkıyor.

SOĞUK SAVAŞ SIĞINAKLARI BAŞKENTİN ALTINI BİRLEŞTİRİYOR

Ankara’nın yeraltı gizemlerinin en somut ayağı, yakın tarihe, özellikle de Soğuk Savaş dönemine uzanıyor. Başkent statüsü ve nükleer tehdit algısı, devlet kurumlarının ciddi bir sığınak ve yeraltı bağlantı ağı kurmasına zemin hazırlıyor.

Kızılay ve Bakanlıklar ekseninde yer alan TBMM, Genelkurmay, bakanlık binaları ve kritik bürokratik merkezlerin altına sığınak yapılması, dönemin sivil savunma mantığı ve mevzuatıyla uyumlu, olağan bir uygulama kabul ediliyor. Birçok eski kamu binasının projelerinde, bodrum kotlarının altında dahi, kalın betonarme duvarlı, basınç dalgasına dayanıklı tasarlanmış sığınak alanları yer alıyor.

Kentte sıkça dile getirilen iddia, bu sığınakların tek tek izole yapılar olmadığı, birbirine tünellerle bağlanmış bir “yeraltı bürokrasisi” oluşturduğu yönünde. Senaryoya göre olası bir hava saldırısı veya nükleer tehdit halinde, karar alıcılar binalar arasında yeraltından güvenli şekilde hareket edebiliyor, bürokrasi kesintisiz işleyişini sürdürebiliyor.

Bu tür tünellerin en azından sınırlı ölçekte var olması, güvenlik doktrinleri ve stratejik planlama açısından gerçekçi kabul ediliyor. Tartışmalı olan nokta, bu ağın boyutu. “Tüm Ankara’yı saran, metro hatlarının bile altına uzanan, bağımsız enerji ve havalandırma altyapısına sahip ikinci bir yeraltı şehri” tasviri, eldeki bilgiler ışığında daha çok spekülatif bir kurguya benziyor. Yine de, kritik kurumlar arasında kısıtlı ama işlevsel bağlantı koridorları bulunması, hem teknik hem siyasi bağlamda yüksek olasılık taşıyor.

ANKARA’NIN ALTINDAKİ GERÇEKLER VE ABARTILAR BİRBİRİNE KARIŞIYOR

Kale–dere aksındaki tünel iddiaları ele alındığında, atlı birliklerin geçebileceği genişlikte dev galerilerden söz etmek gerçekçi görülmüyor. Buna karşılık, su teminini ve kuşatma dayanıklılığını artırmak için inşa edilen dar dehlizler, merdivenli kuyular ve sarnıç bağlantıları ihtimali, hem teknik hem tarihsel açıdan güçlü karşılık buluyor.

Metro kazılarıyla ilişkilendirilen “gizlenen dev odalar ve bilinmeyen yaratıklar” anlatıları ise, sembolik ve abartılı bir şehir efsanesi niteliği taşıyor. Buna rağmen, Roma ve Bizans dönemine ait kanalizasyon hatları, mahzenler veya kısmen çökmüş altyapı boşluklarının tespit edilmiş olması, kent merkezinin geçmişte de yeraltını yoğun kullandığını gösteren makul bir açıklama sunuyor.

Sığınak ve tünel ağı konusunda ise tablo tersine dönüyor. Tüm şehri çepeçevre saran, her semti birbirine bağlayan tek parça bir nükleer sığınak zinciri ihtimali düşük bulunsa da, Bakanlıklar eksenindeki stratejik binalar arasında ciddi bir bağlantı sistemi olması, hem mevzuat hem dönemin güvenlik anlayışı göz önünde bulundurulduğunda yüksek olasılık taşıyor. 

ZİHİN KARANLIĞI BİLİNMEYENİ BÜYÜTMEYE DEVAM EDİYOR

Sonuçta Ankara’nın altındaki dehlizler bütünüyle hayal ürünü sayılmıyor. Farklı dönemlerin su tünelleri, sarnıçları, kaçış koridorları, kanalizasyon hatları, mahzenleri ve sığınakları, yeraltında üst üste binen, çoğu unutulmuş boşluklar yaratıyor. Ancak insan zihni, görünmeyen ve erişilemeyen her alanı daha karanlık, daha geniş ve daha tehlikeli tasarlamaya meyilli.

Bugün metroda giderken vagonda duyulan boğuk uğultu, teknik olarak trenin raylarla, tünelin betonla kurduğu temasın sıradan bir sonucu kabul ediliyor. Yine de pek çok Ankaralı için o ses, Roma’dan kalmış bir su kanalının, Bizans döneminden bir dehlizin, ya da Soğuk Savaş yıllarında dökülen betonun içinden sızan yankısı olarak hayal edilmeye devam ediyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa