Ankaralı olmak ne demek ve başkent kimliği nasıl oluşuyor?

Bürokrasinin ve memuriyetin merkezi Ankara’da yerel kimlik nasıl şekilleniyor ve sonradan gelenler gerçekten Ankaralı sayılabiliyor mu?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankaralı olmak ne demek ve başkent kimliği nasıl oluşuyor?
EP
Esra Polat Editör

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre kozmopolit bir nüfus yapısına sahip olan Ankara genelinde yaşayan vatandaşlar, doğum yeri kütüğünden ziyade şehirde geçirdikleri süre ve kültürel entegrasyon düzeyine göre yerel kimlik kazanıyor. 

Başkentlilik bilinci, hemşehrilik hukuku ve kentsel aidiyet çerçevesinde şekillenen, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’ndaki kayıttan öte sosyal bir statü olarak tanımlanıyor.

BİR İNSANIN MEMLEKETİ DOYDUĞU YER Mİ DOĞDUĞU YER Mİ?

Ankara’da yaşayanların büyük bir çoğunluğu, kütük olarak başka şehirlere kayıtlı olmasına rağmen kendini "Ankaralı" olarak tanımlıyor. 

Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) sonuçlarına bakıldığında, şehirde yaşayan Çorumlu, Yozgatlı, Çankırılı veya Kırşehirli sayısı oldukça yüksek çıkıyor. Ancak sosyolojik açıdan bakıldığında, "doyulan yer" kavramı "doğulan yer"in önüne geçiyor. İkinci ve üçüncü kuşak, dedelerinin geldiği şehri sadece bayram ziyaretlerinde görürken, eğitimini, mesleğini ve sosyal çevresini Ankara’da kuruyor. Bu durum, yasal olarak "nüfus kütüğü" kavramı ile sosyal "aidiyet" kavramı arasında bir ayrım yaratsa da, şehir bilinci bu demografik çeşitlilik üzerinden yükseliyor. Ankara, göçle gelenleri kendi kuralları ve düzeni içinde eriterek yeni bir melez kimlik yaratıyor.

ANKARALI OLMAK NE DEMEK?

Ankaralı olmanın en belirgin özelliği, şehrin geneline sinmiş olan "nizam ve intizam" kültürüdür. Bu kültürün temelinde ise 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu yatar. 

Şehrin büyük bir kısmının kamu personeli veya memur çocuğu olması, toplumsal hayatta kurallara uyma refleksini geliştirmiştir. Ankaralı olmak; kırmızı ışıkta gece yarısı bile beklemek, yürüyen merdivenin sağında durmak ve banka kuyruğunda sessizce sırasını beklemektir. Bu disiplin, dışarıdan gelenler tarafından "soğukluk" veya "aşırı ciddiyet" olarak algılansa da, Ankaralılar için güvenli ve öngörülebilir bir yaşam alanının garantisidir. Mevzuata ve yönetmeliklere saygı, bu şehirde yazılı olmayan bir anayasa gibi işler ve toplumsal sözleşmenin temelini oluşturur.

ANKARA'DA HEMŞEHRİ DERNEKLERİ UYUM SÜRECİNİ HIZLANDIRIYOR

Şehirdeki aidiyet duygusunun kurumsallaşmasında, 5253 sayılı Dernekler Kanunu kapsamında kurulan hemşehri dernekleri ve federasyonlar kritik bir rol oynuyor. "Ankaralılar Derneği" veya "Seymenler Kulübü" gibi oluşumlar, şehrin yerli kültürü olan Seymenlik geleneğini yaşatmaya çalışırken, diğer illerin dernekleri de kendi kültürlerini Ankara potasında eritiyor. 

Bu sivil toplum kuruluşları, düzenledikleri etkinliklerle hemşehrilik bilincini canlı tutuyor. Ancak zamanla bu mikro kimlikler, "Başkentli" üst kimliği altında birleşiyor. Bir kişi memleketini "Kırıkkale" olarak belirtse bile, Ankara’nın ayazından, trafiğinden veya simidinden bahsederken kullandığı sahiplenici dil, gerçek aidiyetin nereye ait olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

ANKARA'DA YEREL AĞIZ VE JARGON NASIL?

Ankara’da aidiyetin en samimi göstergesi, kullanılan dilde ve sokak jargonunda gizlidir. Türk Dil Kurumu standartlarına aykırı olsa da, sokakta "kardeş" kelimesinin yerini alan "la" ünlemi veya "bebe" hitabı, bir samimiyet ve kabul görme belgesidir. 

Özellikle "Angaralı" (yerli/doğma büyüme) ile "Ankaralı" (sonradan gelen/memur) ayrımı, bu jargon üzerinden yapılır. Yerli halkın yoğun olarak yaşadığı Altındağ, Mamak ve Sincan gibi bölgelerde bu dil daha baskınken, Çankaya ve çevresinde daha resmi bir Türkçe hakimdir. Ancak bir futbol maçında veya trafik tartışmasında en "beyefendi" Ankaralının bile yerel ağza geçiş yapması, bu kimliğin ne kadar içselleştirildiğinin bir kanıtıdır.

ANKARALILAR SONRADAN ŞEHRE GELENLERE NASIL BAKIYOR?

Ankaralı olmanın turnusol kağıdı, şehre dışarıdan gelen eleştirilere karşı takınılan tavırdır. Şehrin gri, denizsiz veya bürokratik olduğu yönündeki eleştiriler, bir İzmirli veya İstanbullu tarafından yapıldığında, tüm Ankaralılar ortak bir savunma hattı oluşturur. 

"Deniz yoksa göl var", "Buranın insanı merttir" veya "İstanbul'un karmaşası burada yok" gibi argümanlar, hemşehrilik hukukunun sözlü savunmasını oluşturur. 

Bu durum, psikolojideki "biz ve onlar" ayrımını tetikler. 

Ankaralı, şehrini en acımasız şekilde kendisi eleştirir ancak bir başkasının eleştirmesine asla müsaade etmez. Bu kolektif savunma refleksi, aidiyetin en güçlü duygusal bağını oluşturur.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa