Ankara Ulus’ta gizli roma şehri: Augustus Tapınağı ve Roma Hamamı’nın sırrı ne?
Ankara Ulus’un göbeğinde, modern binaların altında dünya tarihini değiştiren Roma mirası yattığını biliyor musunuz; bu kalıntılar aslında ne saklıyor?
Ankara’nın tarihi merkezi Ulus’ta, Hacı Bayram Veli Camii çevresi ile Çankırı Caddesi hattında, günümüz trafiği ve alışveriş telaşının hemen altında 2000 yıllık Roma Ancyra’sının kalıntıları bulunuyor. Augustus Tapınağı, Roma Hamamı ve Julianus Sütunu, hem dünya tarihini aydınlatan yazıtları hem de gelişmiş mühendislik örnekleriyle başkentin ortasında sessizce varlığını sürdürüyor.
ANKARA ULUSTAKİ ROMA ŞEHRİNİN SIRRI NE?
Ankara Ulus bölgesi, çoğu Ankaralının yalnızca “tarihi merkez” olarak bildiği bir alan olmaktan çok daha fazlasını barındırıyor. Bugün Hacı Bayram Veli Camii’ne ibadet için gidenler, Ulus Hali’nde alışveriş yapanlar ya da Çankırı Caddesi’nden işe yetişmeye çalışanlar, farkında olmadan Roma İmparatorluğu’nun politik, dini ve sosyal mirasının üzerinde yürüyor. Arkeologlar ve tarihçiler, bu bölgenin Anadolu’daki en önemli Roma kent katmanlarından birini oluşturduğunu vurguluyor.


AUGUSTUS TAPINAĞINA YAZILMIŞ METİNLER NE ANLATIYOR?
Ulus’ta Hacı Bayram Veli Camii’nin hemen bitişiğinde yer alan Augustus Tapınağı, yalnızca birkaç duvardan ibaret bir antik yapı görünümünde olsa da, aslında Roma tarihinin en kritik metinlerinden birine ev sahipliği yapıyor. MÖ 25 – MS 20 yılları arasında Augustus döneminde inşa edildiği kabul edilen tapınak, Frig dönemi kutsal alanının üzerine oturtulmuş durumda.
Tapınağın duvarlarına kazınmış olan ve Latince ile Yunanca yazılmış metinler, İmparator Augustus’un kendi dönemini anlattığı Res Gestae Divi Augusti metninin en eksiksiz kopyasını içeriyor. Bu yazıt, dünyada “Monumentum Ancyranum” yani “Ankara Anıtı” adıyla biliniyor. Roma’nın ilk imparatorunun siyasi vasiyeti niteliğindeki bu metin, fetihleri, imar faaliyetlerini, halka yaptığı yardımları ve iktidar anlayışını satır satır aktarıyor. Tarihçiler, Ankara’daki bu metin olmasa, Augustus dönemiyle ilgili bilgilerin büyük bölümünün eksik kalacağını ifade ediyor.


Augustus Tapınağı'NIN ÖNEMİ
Augustus Tapınağı çevresi, dinler tarihi açısından da dikkat çekiyor. Roma öncesinde Frig tanrıçası Kybele ve Men için kutsal kabul edilen bu tepe, imparatorluk döneminde Augustus’a adanmış bir tapınakla taçlanıyor. Yüzyıllar sonra, Türk-İslam döneminde, hemen yanı başına Hacı Bayram Veli Camii inşa ediliyor.
Bugün caminin duvarı ile tapınağın dev taş blokları adeta sırt sırta duruyor. Pagan Roma mirası ile İslamî mimarinin aynı avluda buluşması, hem Ankara’nın çok katmanlı tarihinin hem de mekânsal sürekliliğin somut bir göstergesi olarak görülüyor. Uzmanlar, bu yan yana duruşu, dünyada nadir görülen bir tarihsel hoşgörü sembolü olarak yorumluyor.
ROMA HAMAMININ ÖNEMİ
Ulus’tan Çankırı Caddesi’ne doğru ilerleyenlerin sıkça yanından geçtiği, geniş bir açık hava müzesi alanı olarak görülen Roma Hamamı, yalnızca yıkanma alanı değil, antik Ancyra’nın sosyal yaşam merkeziydi. MS 212–217 yılları arasında İmparator Caracalla tarafından, sağlık tanrısı Asklepios adına inşa ettirilen kompleks, dönemin Roma şehircilik anlayışını başkent Ankara’da somutlaştırıyor.
Kazılar, hamamın girişinde Caracalla’nın devasa bir heykelinin bulunduğunu ortaya koyuyor. Arkeolojik ve yazılı kaynaklara göre imparatorun bu kadar büyük bir kompleks yaptırmasında, şehri onurlandırma isteğinin yanında, kendi fiziksel ve ruhsal rahatsızlıklarına şifa arayışı da etkili olmuş olabilir. Hamamın çevresi, dönemin Ankaralılarının buluştuğu, spor yaptığı, sosyalleştiği ve haber aldığı bir merkez işlevi görüyordu.
HİPOKAUST SİSTEMİ MODERN ISITMAYA ÖRNEK OLUYOR
Roma Hamamı’nın ziyaretçilere en çarpıcı gelen yönlerinden biri, zeminde görülen yüzlerce kısa tuğla sütun. Bu sütunlar, antik dönem ısıtma teknolojisinin kalbi olan hipokaust sisteminin parçaları. Sütunların üzerinde mermer bir zemin yer alıyor, dışarıdaki ocaklarda yakılan ateşin sıcak havası bu boşluklarda dolaşarak zemini ısıtıyordu.
Sıcak duman daha sonra duvarların içindeki künklerden yukarı doğru hareket ediyor, böylece duvar yüzeyleri de ısınıyordu. Bugün modern yerden ısıtma sistemlerinin atası sayılan bu teknoloji, Ulus’un göbeğinde, açık havada çıplak gözle incelenebilir durumda. Ankara’daki mimarlık ve mühendislik çevreleri, bu sistemin hem eğitim hem de kültürel miras açısından önemli bir saha dersi niteliği taşıdığını belirtiyor.
JULIANUS SÜTUNU NEDEN ÖNEMLİ?
Ulus Meydanı’na ve Valilik binasına yakın noktada yükselen, tepesinde geleneksel olarak leylek yuvası görülen yalnız sütun da bu Roma mirasının bir parçası. Julianus Sütunu, MS 362 yılında İmparator Julianus’un Ankara’yı ziyareti onuruna dikilmiş kabul ediliyor. Gövdesindeki yivli, tırtıklı yüzey, geç Roma estetiğinin tipik bir örneğini yansıtıyor.
Halk arasında ise bu sütun yüzyıllar boyunca “Belkıs Minaresi” adıyla anıldı. Efsaneye göre, Saba Melikesi Belkıs ile Hz. Süleyman’ın sarayı burada bulunuyordu. Tarihsel gerçeklik bu iddiayı desteklemese de, sütunun etrafında şekillenen bu anlatılar, Ankara’nın hafızasında Roma eserlerinin yalnız taş ve tuğladan ibaret olmadığını, aynı zamanda efsane ve inançlarla iç içe geçtiğini gösteriyor.

ANKARA’NIN ROMA MİRASI GÜNÜMÜZDE KORUNMAYA ÇALIŞILIYOR
Augustus Tapınağı bugün kısmen ayakta duran duvarlarıyla koruma altında bulunuyor; tapınak Bizans döneminde kiliseye çevrilmiş olması nedeniyle hem Roma hem de Hristiyanlık tarihi açısından izler taşıyor. Hacı Bayram çevresinde yapılan düzenlemeler, alanın hem ibadet hem de ziyaret amaçlı kullanımına olanak tanıyor.
Roma Hamamı ise Ulus’ta açık hava müzesi olarak ziyaretçilere açık. Temelleri, hipokaust sütunları, sütun dizileri ve geniş güreş alanı (palaestra) hâlâ net şekilde seçilebiliyor. Hem yerli hem yabancı turistler, Ankara’nın sadece bir “memur kenti” olmadığını, imparatorluklar tarihi içinde önemli bir durak olduğunu bu alanda yakından gözlemleyebiliyor.
ANKARALILAR TARİHİN ÜZERİNDE YÜRÜMEYE DEVAM EDİYOR
Kent tarihçileri, Ulus bölgesinde yer alan Roma kalıntılarının, Ankara’nın kent kimliği projelerinde daha görünür hale getirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Ulaşım akslarının ve yaya yollarının bu alanlarla bütünleşik planlanması, özellikle gençlerin bu mirası gündelik hayatın doğal bir parçası olarak deneyimlemesini sağlayabilir.
Bir sonraki Hacı Bayram ziyaretinde cami avlusundan tapınağın eski taşlarına bakmak, ya da Çankırı Caddesi’nden geçerken Roma Hamamı’ndaki tuğla sütunlara göz atmak, Ankaralıların yaşadıkları şehre bakışını değiştirebilecek potansiyele sahip.
Uzmanlara göre, Ulus’un altındaki bu Roma katmanı, Ankara’nın geleceğini planlarken göz ardı edilmemesi gereken güçlü bir tarihsel referans olarak öne çıkıyor.