Ankara’da Augustus Tapınağı ile Hacı Bayram Camii Neden Yan Yana? Sır Perdesi Aralanıyor

Ankara’daki Hacı Bayram Camii ile Augustus Tapınağı’nın duvar duvara oluşu sadece hoşgörü mü, yoksa binlerce yıllık “kutsal enerji” sürekliliği mi?

ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara’da Augustus Tapınağı ile Hacı Bayram Camii Neden Yan Yana? Sır Perdesi Aralanıyor
ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör

Ankara’nın merkezinde, Altındağ ilçesindeki Hacı Bayram-ı Veli Külliyesi ve bitişiğindeki Augustus Tapınağı, Friglerden Roma’ya, Bizans’tan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e uzanan kesintisiz bir kutsal alan geleneğini aynı mekânda buluşturuyor. Bu sıra dışı “duvar komşuluğu”, hem inanç tarihine ışık tutuyor hem de Ankara’nın özgün şehir pratiğine ve koruma kültürüne örnek oluşturuyor.

ANKARA’DA KUTSAL TEPE BİNLERCE YIL İBADETE SAHNE OLUYOR

Ankara’nın Ulus semtindeki bu yükselti, arkeolojik verilere göre en az 2800 yıldır kutsal kabul edilen bir alan olarak öne çıkıyor. Frig döneminde ana tanrıça Kybele ve ay tanrısı Men’e adandığı düşünülen bir tapınak ya da açık hava kutsal alanının, bugün Augustus Tapınağı’nın bulunduğu zeminin altında yer aldığı tahmin ediliyor.

Daha sonra Roma İmparatorluğu Galatya bölgesini ele geçirince, bu tepede imparator Augustus ve Roma’nın resmî tanrıları adına anıtsal bir tapınak inşa edildi. Bu yapı, hem bir imparatorluk anıtı hem de bölgedeki yeni siyasi ve dini düzenin sembolü olarak kullanıldı.

Bizans döneminde ise tapınak yıkılmadı; aksine pencereler açılarak ibadet mekânı Hristiyan geleneğine göre yeniden düzenlendi, bir kilise fonksiyonuyla yaşamaya devam etti. Türk-İslam dönemine gelindiğinde ise Hacı Bayram Veli, 15. yüzyılda camisini tam bu tapınağın yanı başına, adeta ona yaslanarak inşa ettirdi. Böylece aynı tepe; Frig Paganizmi, Roma Paganizmi, Bizans Hristiyanlığı ve İslam tasavvuf geleneği tarafından kesintisiz biçimde “dua alanı” olarak kullanılmış oldu.

MEKÂNIN RUHU ANKARA’DA SÜREKLİLİK GÖSTERİYOR

Arkeoloji ve mimarlık literatüründe “Genius Loci” olarak bilinen “Mekânın Ruhu” kavramı, Ankara’daki bu tepeye tam anlamıyla uyuyor. Tarih boyunca yeni dinlerin ve iktidarların, bir önceki inancın kutsal mekânlarını tamamen yok etmek yerine, çoğu zaman onları devralmayı tercih ettiği görülüyor.

Bu tepe de tam olarak böyle bir devamlılığın örneği. Yükseltinin biçiminden topoğrafyasına, bölgedeki hâkim konumundan kent içindeki hafızasına kadar birçok unsur, burayı doğal bir “odak noktası” haline getiriyor. Bu odak noktası, halkın nazarında da “kutsal alan” algısını besliyor.

Ankara pratiğinde, özellikle Hacı Bayram çevresinde, tarihsel sürekliliği koruyan ve yeni dönemlerin eskiyi tamamen silmeden dönüştürdüğü bir yaklaşım dikkat çekiyor. Bu da alanda hissedilen manevi yoğunluğu arttırıyor; ziyaretçiler hem mimari hem de tarihsel katmanları aynı anda deneyimliyor.

DUVAR DUVARA KOMŞULUK TAPINAĞI FİİLEN KORUMUŞ OLUYOR

Hacı Bayram Camii ile Augustus Tapınağı’nın adeta birleşen duvarları, sadece sembolik değil, hukuki ve pratik sonuçlar da doğurmuş durumda. Osmanlı dönemi şehir pratiğinde eski taşların sıkça yeni yapılarda kullanıldığı, yani yapı sökümünün yaygın bir uygulama olduğu biliniyor.

Cami inşa edilirken tapınak duvarlarının yıkılıp taşlarının başka inşaatlarda kullanılmaması, tam tersine cami kütlesinin tapınağa yaslanacak biçimde planlanması, fiili bir koruma kalkanı yaratmış oldu. Böylece tapınağın en kıymetli unsurlarından biri olan ve İmparator Augustus’un icraatlarını anlatan yazıtlar, yani “Res Gestae Divi Augusti”, yüzyıllar boyunca ayakta kalabildi.

Bugün dünyada bu yazıtın en sağlam ve en kapsamlı kopyası Ankara’da bulunuyor. Uzmanlara göre, Hacı Bayram Camii bu duvara dayanmasaydı, tapınağın taşlarının önemli bir bölümü ilerleyen yüzyıllarda sökülüp kaybolabilir, yazıtlar da tahrip olabilirdi. Bu durum, modern koruma mevzuatından çok önce, dönemin uygulamasında “pratik koruma” örneği olarak öne çıkıyor.

ANKARA PRATİĞİ HOŞGÖRÜYÜ VE FAYDACILIĞI BULUŞTURUYOR

Ankara’da bu alanın gelişimi, yalnızca “hoşgörü” söylemi ile açıklanabilecek kadar basit değil. Aynı zamanda güçlü bir “faydacı” ve “pragmatik” bakış açısının izlerini de taşıyor.

Hacı Bayram Veli’nin temsil ettiği Anadolu tasavvuf geleneği, “Yaratılanı severim Yaradan’dan ötürü” anlayışını ön plana çıkarırken, maddi dünyada da mevcut yapıları değerlendirmeyi, israf etmemeyi ve mekânsal sürekliliği gözetmeyi önemsemiş görünüyor. Bu çerçevede, tapınak bir “put” olarak tamamen yok edilmek yerine, hem mimari hem de sembolik olarak yeni dönemin içine dâhil edilmiş durumda.

Caminin tapınağa yaslanışı, “Eski hüküm bitti, yenisi başladı” demekle kalmıyor; aynı zamanda “Geçmişin mekânını reddetmiyor, onun üzerine hakikat anlayışını inşa ediyor” mesajını da veriyor. Bu yaklaşım, Ankara’nın çok katmanlı inanç tarihinde yumuşak geçişlerin ve mekânsal mirasın önemini vurguluyor.

KUTSAL ALAN SÜREKLİLİĞİ İNANÇ TARİHİNİ BİR ARAYA GETİRİYOR

Uzmanların değerlendirmesine göre, söz konusu tepe M.Ö. 8. yüzyıldan itibaren Frig Paganizmi döneminde Kybele ve Men kültleri için kutsal kabul edilen bir mekân olarak ortaya çıkıyor. Roma döneminde aynı alan, imparator kültü ve Roma tanrılarıyla özdeşleşen bir tapınağa ev sahipliği yapıyor.

Bizans döneminde bu tapınak, Hristiyan kilisesine dönüştürülerek yeni inanca hizmet ediyor ve tepe yine ibadet için kullanılan merkezî bir odak olma konumunu koruyor. 15. yüzyıldan günümüze kadar ise Hacı Bayram Camii ve çevresindeki külliye sayesinde İslam tasavvuf geleneğinin en önemli duraklarından biri haline geliyor.

Bu kronoloji, Ankara’nın kalbinde yer alan bu tepenin, dinler, diller, imparatorluklar değişse de “dua” ve “yakarış” fonksiyonunu hiç kaybetmediğini gösteriyor. Ziyaretçiler bugün cami avlusunda dolaşırken, hemen yanlarındaki Roma duvarlarında imparatorun dünyevi başarılarına dair satırları, cami içinde ise bir mutasavvıfın manevi mirasını aynı anda hissedebiliyor.

MEVZUAT VE KORUMA STATÜSÜ ANKARA İÇİN ÖRNEK OLUŞTURUYOR

Günümüzde Hacı Bayram Camii ve Augustus Tapınağı, Ankara’da kültür varlıklarını korumaya yönelik mevzuat kapsamında tescilli ve koruma altındaki alanlar arasında yer alıyor. Sit alanı niteliğindeki bölgede yapılacak her türlü müdahale, ilgili koruma kurullarının onayına tabi tutuluyor.

Bu çerçevede, hem caminin aktif ibadet işlevi hem de tapınağın arkeolojik ve epigrafik önemi dikkate alınıyor. Ankara’daki şehircilik ve restorasyon uygulamalarında, bu alan için geliştirilen koruma yaklaşımları, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde örnek gösterilen bir “çok katmanlı miras yönetimi” pratiği sunuyor.

Kent planlamasında ve ziyaretçi yönetiminde, hem inanç turizmi hem de kültür turizmi boyutları birlikte ele alınıyor. Böylece bir yandan günlük ibadet hayatı aksamadan sürerken, diğer yandan dünyadan gelen araştırmacılar ve turistler için tarihsel veriler korunarak erişilebilir kılınıyor.

SONUÇ: ANKARA’DA BİR TEPENİN “DUA HAFIZASI” KESİNTİSİZ SÜRÜYOR

Hacı Bayram Camii ile Augustus Tapınağı’nın duvar duvara duruşu, Ankara’nın merkezindeki bu tepenin, binlerce yıllık “kutsal alan sürekliliği”nin somut bir kanıtı olarak öne çıkıyor. Yalnızca hoşgörünün değil, aynı zamanda mekânın ruhuna ve tarihsel sürekliliğe saygının da güçlü bir göstergesi kabul ediliyor.

Bugün bu alanı ziyaret edenler, sadece bir cami veya yalnızca bir antik tapınak görmüyor; Friglerden Roma’ya, Bizans’tan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e uzanan uzun bir inanç yolculuğunun aynı zeminde üst üste binmiş katmanlarını deneyimliyor. Duvarın bir yüzünde imparatorluk gücünün yazıtları, diğer yüzünde tasavvufi derinliğin izleri aynı anda yankılanıyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa