Avrupa tartışıyor: Şans ve sabır dilemek mi, ''kolay gelsin'' demek mi?
Hizmet sektörü çalışanlarına kurduğumuz cümlelerin ardındaki gizli psikoloji ve Türk kültürünün eşsiz özelliği uzmanlar tarafından detaylıca açıklandı.
Sosyal medyada bugünlerde hızla yayılan yeni bir tartışma, hizmet sektörü çalışanlarına yönelik iletişim dilimizi yeniden şekillendiriyor. Uzmanlar, kasiyerler ve kuryeler başta olmak üzere, hizmet sektöründeki birçok mesleği ifa edenlere veda ederken kullanılan bazı ifadelerin örtük bir üstenci tavır barındırdığını bilimsel verilerle ortaya koydu.

HİZMET ÇALIŞANLARINA SÖYLENEN SÖZLERİN GİZLİ PSİKOLOJİSİ
Bugünlerde internet dünyası, kasiyerlere, garsonlara veya kuryelere veda ederken kullanılan kelimelerin etik boyutunu tartışıyor. Birçok kişi "iyi şanslar" veya "Allah sabır versin" gibi ifadeleri samimi bir iyi niyet göstergesi olarak kabul ediyor. Ancak madalyonun diğer yüzünde durum oldukça farklı bir boyuta ulaşıyor. Huffington Post tarafından gündeme getirilen bir tartışmada, uzun yıllar hizmet sektöründe ter döken bir çalışanın isyanı dikkat çekiyor. Çalışan, bu tür ifadelerden hiç hoşlanmadığını belirterek, "Bana arkasında gizli bir 'Siz çok zor ve düşük profilli bir iş yapıyorsunuz, ben asla yapamazdım' iması varmış gibi geliyor" diyerek rahatsızlığını dile getirdi. Bu durum, iyi niyetle söylenen sözlerin karşı tarafta nasıl bir aşağılanma veya acıma duygusu yarattığını açıkça gösteriyor.

TÜRK KÜLTÜRÜNÜN EŞSİZ İFADESİ: KOLAY GELSİN
Tam bu noktada Türk kültürünün ne kadar derin ve kapsayıcı bir yapıya sahip olduğu bir kez daha kanıtlandı. Türkiye'yi ziyaret eden ve Türk kültürü üzerine araştırmalar yapan yabancı akademisyenler, "Türklerde en çok sevdiğiniz ifade nedir?" sorusuna tereddütsüz "Kolay gelsin" cevabını veriyor. Yabancı uzmanlar, dünyadaki başka hiçbir dilde ve kültürde bu ifadenin tam bir karşılığı olmadığını hayranlıkla anlatıyor. Batı kültürlerinde söylenen "iyi şanslar" veya "sabır dilerim" gibi sözler, çalışana "Ben üstünüm, senin yaptığın bu zor işi ben yapmam, umarım kurtulursun" gibi gizli bir kibir mesajı veriyor. Oysa Türk insanının her fırsatta kullandığı "kolay gelsin" sözü, hiçbir hiyerarşi barındırmadan, emeğe duyulan saf saygıyı ve dayanışmayı temsil ediyor. Bu eşsiz ifade, üstenci bir tavır takınmadan karşı tarafın yükünü hafifletme amacı taşıyor.

NEDEN "KOLAYSA BAŞINA GELSİN" DENİYOR?
Türk kültüründe "kolay gelsin" temennisinin temelinde, o an ki eylemi gerçekleştiren kişi için bu durumun daha iyi olması temennisi yatıyor. Yemek yiyen birine "afiyet olsun", hasta ya da kaza geçirmiş birine "geçmiş olsun" denildiği gibi, bir iş yapan kişiye de "daha kolay olması" temennisinde bulunmak için "kolay gelsin" deniliyor. Ancak "kolay gelsin" selamlamasına mukabele edilirken en çok yapılan hata ise "kolaysa başına gelsin" cevabı. Zira Türk kültüründe, Türk misafirperverliğinde böyle "buddua eder gibi" bir karşılık bulunmuyor. "Kolay gelsin" temennisinin doğru karşılığı, Türk geleneklerine yakışır bir ifade olan "kolayı başına gelsin" cevabı.

TÜRKİYE'DE YAŞAYAN YABANCILARIN DA EN ÇOK SEVDİĞİ SELAMLAMA
Fransa'nın eski Ankara Büyükelçisi Isabelle Dumont, Türkiye'de görev yaptığı süre boyunca duyduğu en güzel temenninin, en güzel selamlamanın "kolay gelsin" olduğunu belirtiyor ve bunun hem bir dil hem bir kültür olduğunu ifade ediyor:

"Türkçede bir kelimeyi çok seviyorum. Bir kelime değil, iki kelime. 'Kolay gelsin.' Çünkü Fransızcada yok böyle bir şey. Yani Fransız dilinde yok, Fransız kültüründe de yok. Aslında bir dil ve bir kültür; beraber görüyorum ben. Fransa'ya gittiğim zaman bazen tuhaf hissediyorum. Bir insan sokakta çalışıyor. Ona bir 'kolay gelsin' demek istiyorum. Çünkü doğal olarak artık söylemek istiyorum. Yapamıyorum. Çünkü Fransızcada yok."
Almanya Büyükelçisi Sibylle Katharina Sorg ise "kolay gelsin"in içinde, hayatı nasıl görebileceğinizin hikayesinin bulunduğunu söylüyor:

"Benim en sevdiğim, 'Kolay gelsin.' Neden? Bu iki kelime içinde dünyayı ve hayatını nasıl görebileceğiniz bir hikaye var. İngilizcede insanların çalışmaya çalışan birine 'kolay gelsin' diye hayal edilebileceği bir fikir yoktur. Bu bir gizli bir şeydir. Burası günün ve geleceği için çok sinirli bir umut. Ve bu çok kolay olacak. Bu benim en sevdiğim kelime."
İYİ ŞANSLAR DİYENLERİN BİLİNÇALTINDA NELER YATIYOR?
Etik tartışmaları bir kenara bıraktığımızda, gün içinde bir çalışana ısrarla "iyi şanslar" diyen insanların psikolojik profilleri de büyük önem taşıyor. Uzmanlar, bu ifadeyi kullanan kişileri üç temel kategoriye ayırıyor:
- Geçmişin İzlerini Taşıyanlar: Daha önce benzer zorlu işlerde çalışan bu kişiler, saatlerce ayakta kalmanın ne demek olduğunu çok iyi biliyor ve aslında geçmişteki kendilerine saf bir dayanışma mesajı gönderiyor.
- Kelimeleri Yanlış Seçen İyilik Melekleri: Kötü bir niyeti olmayan, sadece karşıdakinin yükünü hafifletmeye çalışan ancak iletişim sırasında dilsel olarak çuvallayan bireyler bu grupta yer alıyor.
- Onay Bekleyen Sosyal Maskeliler: Psikolojide "başkalarını memnun etme hastalığı" olarak bilinen bu durumu yaşayanlar, gerçek bir empatiden ziyade etrafa "ne kadar düşünceli bir insan" imajı çizmek için bu kelimeleri kullanıyor.

TOPLUMSAL STATÜ VE ELİTİST TUZAKLARA DİKKAT
Tartışmanın felsefi ve sosyolojik boyutu ise çok daha derin bir anlam taşıyor. Ünlü gazeteci ve filozof Athénaïs Gagey'nin analizlerine göre, bu tür ifadelerin yarattığı huzursuzluk niyetin kötülüğünden değil, toplumsal statüler arasındaki devasa uçurumdan kaynaklanıyor.

Belirli meslek gruplarına sürekli sabır dilemek, farkında olmadan iş kolları arasında hiyerarşik bir sınıflandırma yaptığımızı itiraf etmek anlamına geliyor. Ancak sırf bu elitist tuzağa düşmemek için çalışanı tamamen görmezden gelmek ve sessiz kalmak da asla doğru bir çözüm olarak kabul edilmiyor.

Siyaset felsefecisi Nancy Fraser'ın "tanınma hakkı" kavramına dikkat çeken Gagey, beceriksizce yapılmış bir moral desteğinin bile kibirli bir sessizlikten çok daha iyi olduğunu savunuyor.
