Ankara’da eski mahalle mi, yeni site hayatı mı daha gerçek?

Ankara’da Ulus ile Çayyolu arasındaki fark sadece mesafe mi, yoksa iki farklı hayat tarzı mı anlatıyor? Eski Ankara’nın tarihi dokusu ile Yeni Ankara’nın site yaşamı, şehir planlaması, sosyoloji ve günlük pratikler üzerinden her geçen gün daha mı keskin ayrışıyor?

ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ankara’da eski mahalle mi, yeni site hayatı mı daha gerçek?
ZDA
Zeliha Demirci Aktaş Editör

Ankara’da Ulus ile Çayyolu arasındaki ayrım, yalnızca doğu-batı ekseninde bir ulaşım meselesi değil; planlama mevzuatının, göç dinamiklerinin, gelir dağılımının ve kentsel dönüşüm politikalarının ürettiği sosyolojik bir fay hattı niteliğinde yaşanıyor. Bir yanda 3194 sayılı İmar Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden çok önce şekillenmiş tarihi kent dokusu, diğer yanda planlı gelişim bölgeleriyle batıya doğru büyüyen, yüksek gelir gruplarına hitap eden yeni konut alanları dikkat çekiyor.

ANKARA’DA ESKİ ANKARA RUHU HANGİ SOKAKLARDA YAŞIYOR?

Ankara’nın merkezi iş alanı tarihsel olarak Ulus ve çevresinde oluştu. Birinci ve İkinci Meclis binaları, Hacı Bayram-ı Veli Külliyesi, Anafartalar ve Çıkrıkçılar bölgeleri, erken Cumhuriyet döneminin hem siyasi hem ticari omurgasını oluşturdu. Plansız değil, ancak bugünün yönetmelikleriyle kıyaslandığında “organik” sayılabilecek bir anlayışla, yaya odaklı ve yoğun kullanımlı bir doku ortaya çıktı.

Ulus’ta sokakların darlığı, yaya trafiğinin yoğunluğu ve esnaf ağı, günümüzün araç odaklı planlama mantığına meydan okuyan bir şehir pratiği sunuyor. Burada yürümek bir zorunluluk değil, gündelik hayatın değişmez parçası. Büfe, lokanta, pasaj, han, hal ve küçük esnaf, kentlinin ihtiyaçlarını “sokak üstünden” karşılıyor. Bu yapı, 2000’li yıllarla birlikte artan AVM odaklı tüketim biçimlerinin aksine, kamusal alanı canlı tutuyor.

Sosyolojik açıdan Ulus, alt ve alt-orta gelir gruplarının, göçmenlerin ve Ankaralı eski yerleşik nüfusun kesişim noktası olarak öne çıkıyor. Resmi dairelere işi düşenler, ucuz alışveriş arayanlar, tarih ve inanç turizmi için gelenler aynı sokakları paylaşıyor. Eski Ankara’nın “gerçek hayat” hissi, tam da bu karışımın içinden doğuyor.

ÇAYYOLU’NDA YENİ ANKARA NEYİ VAAT EDİYOR?

Ankara’nın batıya doğru büyümesi, Eskişehir Yolu aksı üzerinden 1980’ler sonrası ivme kazandı. Mevzuata dayalı olarak planlanan konut alanları, kooperatifleşme, toplu konut projeleri ve sonrasında yüksek güvenlikli sitelerle “Yeni Ankara” imajını besledi. Çayyolu, Ümitköy, Yaşamkent ve çevresi; üst-orta ve yüksek gelir gruplarına yönelik, otoparklı, peyzajlı, sosyal tesisli kapalı sitelerle dikkat çekiyor.

Burada sokak, geleneksel anlamda bir “yaşam alanı” değil; daha çok araç trafiğinin aktığı, siteleri birbirine bağlayan bir geçiş hattı. Yürümek, Ulus’ta olduğu gibi ihtiyaç değil; daha çok spor, hobi ya da “wellness” aktivitesi. Bakkala yürüyerek gitmek yerine, markete arabayla uğrayıp siteye dönmek, standart pratik haline geliyor.

Çayyolu’nun sosyolojik profili, beyaz yakalılar, kamu üst kademesi, özel sektör profesyonelleri ve serbest meslek gruplarından oluşuyor. Gelir seviyesi, tüketim alışkanlıklarını da belirliyor: Sokak arasındaki küçük dükkanlar yerine zincir marketler; han ve pasajlar yerine AVM’ler ve “cadde konseptli” kafe-restoranlar gündelik hayatın sahnesini oluşturuyor.

ULUS İLE ÇAYYOLU ARASINDAKİ UÇURUMU HANGİ MEVZUAT BESLİYOR?

Bu iki semt arasındaki fark, yalnızca estetik tercih veya yaşam tarzıyla açıklanmıyor; aynı zamanda planlama tarihinin ve mevzuatın ürettiği bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor. Ulus’un temel dokusu, güncel imar yönetmeliklerinin büyük bölümünden önce oluştu. Dar parseller, bitişik nizam yapılar, yüksek yaya yoğunluğu ve karma kullanım (konut + ticaret) bu dönemin karakteristik unsuru.

3194 sayılı İmar Kanunu, Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği ve büyükşehir belediyelerinin nazım ve uygulama imar planları, kentin batısında daha geniş yollar, otopark zorunluluğu, yeşil alan standartları ve yapılaşma şartlarıyla “modern” kabul edilen yerleşimler kurdu. 

Çayyolu bu planlı gelişim modelinin tipik örneği olarak, site içi güvenlik, kapalı otopark, sosyal tesis ve aidat sistemiyle yeni bir yaşam örgüsü yaratıyor.

Bu süreçte, kentsel dönüşüm projeleri çoğunlukla merkezi olmayan bölgelerde yoğunlaşırken, Ulus gibi tarihi bölgelerde “koruma” ile “canlandırma” arasında gidip gelen tartışmalı uygulamalar gündeme geliyor. Sonuç olarak, Eski Ankara’nın merkezi algılanan bir “geçmiş”, Çayyolu ve benzeri bölgeler ise “gelecek” ve “prestij” sembolü olarak konumlanıyor.

ANKARA’DA ULAŞIM ALIŞKANLIKLARI NASIL İKİ FARKLI ŞEHİR YARATIYOR?

Ulaşım, Ulus–Çayyolu ayrımının en görünür yüzlerinden biri. Ulus’a erişim; otobüs, dolmuş, metro ve yaya akışı ile sağlanırken, özel araç kullanımı park yetersizliği ve trafik yoğunluğu nedeniyle oldukça sınırlayıcı bir deneyime dönüşüyor. Buna rağmen bölge, hâlâ Ankara içi ve dışından gelenler için merkezi bir kavşak.

Çayyolu’nda ise metro hattı bulunsa da, pratikte birçok hane için özel araç hâlâ birincil ulaşım aracı. Site yaşamı ve düşük yoğunluk, toplu taşıma duraklarına yürüme mesafesini artırırken, günlük rutinde “arabaya binip AVM’ye, markete, kafeye gitmek” normalleşiyor. Bu durum, karbon ayak izi, trafik yoğunluğu ve kamusal alan kullanımı açısından kent bütününe yansıyan sonuçlar üretiyor.

Ulus’un yaya odaklı, Çayyolu’nun araç odaklı yapısı; sadece ulaşım alışkanlığını değil, insanların birbirleriyle temas etme biçimlerini de şekillendiriyor. Ulus’ta sokakta karşılaşma, esnafla selamlaşma, kalabalık içinde yol alma norm iken, Çayyolu’nda asansörde kısa bir “iyi akşamlar” ile sınırlı kalan, daha mesafeli bir ilişki biçimi öne çıkıyor.

ESTETİK ANLAYIŞ FARKI ANKARA’NIN RUHUNU NASIL BÖLÜYOR?

Ulus’un estetiği, yaşanmışlık ve yıpranmışlık üzerinden okunuyor. Eskimiş cepheler, restore edilmiş tarihi yapılarla yan yana duruyor; tabelalar, pasaj girişleri, kaldırım üstü tezgahlar görsel bir karmaşa yaratıyor. Bu karmaşa, kimi için “kimlikli bir kaos”, kimisi için “çöküntü alanı” olarak algılanıyor.

Çayyolu’nda ise estetik, yenilik, düzen ve pürüzsüzlük üzerinden kuruluyor. Site içi peyzaj, bakımlı çimler, homojen cephe kaplamaları ve standart tabelalar, “steril bir güzellik” hissi veriyor. Fakat bu sterilite, bazı Ankaralılar için “ruhsuzluk” ya da “şehrin gerçekliğinden kopukluk” anlamına da gelebiliyor.

Bu iki farklı estetik anlayış, Ankara’nın zihinsel haritasını da ikiye bölüyor: Bir yanda tarih, hafıza, yorgun ama canlı sokaklar; diğer yanda planlı, sakin, öngörülebilir, ama mesafeli bir yeni kent parçası.

ANKARALI İÇİN İDEAL DENGE NEREDE KURULUYOR?

Pek çok Ankaralı için hayat pratiği, bu iki uç arasında gidip gelmek üzerine kurulu. Hafta içi Çayyolu’nda site yaşamında, kapalı otoparktan ofise-AVM’ye uzanan bir rota izlerken; hafta sonu Ulus, Kale, Hamamönü gibi bölgelere yapılan kısa gezilerle “Eski Ankara”nın hafızasına temas ediliyor.

Ulus’ta yaşayan ve çalışan pek çok kişi için de Çayyolu, iş veya misafirlik nedeniyle gidilen, ama “köklenilmeyen” bir adres. 

Böylece Ankara, gündelik pratikte iki ayrı şehir gibi işliyor: Biri geçmişin yükü ve gerçekliğiyle, diğeri geleceğin konforu ve bireyselleşmesiyle tanımlanıyor.

Kentsel politika açısından bakıldığında, bu ayrımın daha da derinleşmemesi için, tarihi merkezlerin canlandırılması, kamusal alanların güçlendirilmesi, doğu-batı ekseninde adil ulaşım ve konut politikaları kritik önem taşıyor. Aksi halde, Eski Ankara ile Yeni Ankara arasındaki makas, sosyolojik bir kopuşa dönüşme riski taşıyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa