Eski Bakanın ölümü soruşturmasında yeni aşama
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un ölümüne ilişkin soruşturmada, otopsi videosu ve tanık ifadesindeki çelişkiler nedeniyle dava açıldı.
Okunma Süresi: 3 dakika 7 saniye
Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016’da Beykoz’daki çiftliğinde ölü bulunmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında iki ayrı iddianame hazırlandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından hazırlanan dosyalardan birinde İstanbul Adli Tıp Kurumunda görevli İsmail Çoban, Çağdaş Köse ve Samet Çalışkan hakkında “kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği” suçlamasıyla kamu davası açıldı. Diğer dosyada ise Denizolgun’un olay tarihinde özel doktoru olduğu belirtilen Nurettin Demirkol hakkında “yalan tanıklık” suçlaması yöneltildi.

OTOPSİ VİDEOSU İÇİN ÜÇ KEZ YAZIŞMA YAPILDI
Soruşturmanın yeniden derinleştirilmesi kapsamında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Şubat 2026’da İstanbul Adli Tıp Kurumuna otopsi işlemine ait görüntü kaydı bulunup bulunmadığını sordu. Kurum ilk yanıtında yalnızca fotoğrafların bulunduğunu bildirdi. Savcılık 1 Haziran’da video ve fotoğraf kayıtlarının gönderilmesini istedi. Kurumdan gönderilen CD’de 145 fotoğraf bulundu. Bunun üzerine 14 Temmuz’da üçüncü kez yazı gönderilerek özellikle video kaydının bulunup bulunmadığının araştırılması talep edildi. Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi, 16 Temmuz tarihli yanıtında otopsiye ilişkin video kaydının bulunmadığını bildirdi.
FETHİ KABİR KARARIYLA AYNI GÜN VİDEO KAYDI BİLDİRİLDİ
Soruşturmadaki dikkat çekici gelişmelerden biri 18 Ağustos 2026’da yaşandı. Denizolgun’un mezarının açılarak yeniden inceleme yapılmasına yönelik fethi kabir kararı alınırken, aynı gün Adli Tıp Kurumundan Başsavcılığa gönderilen yazıda otopsi video kayıtlarının bulunduğu bildirildi. Kurum, kayıtların flaş bellek ve CD’ye aktarılarak Başsavcılığa gönderildiğini belirtti. Fethi kabir işlemi ise 19 Ağustos’ta gerçekleştirildi. Soruşturma kapsamında Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi Başkan Vekili İsmail Çoban, zabıt katibi Çağdaş Köse ve kayıtların muhafaza edildiği fotoğrafhanede görevli Samet Çalışkan’ın ifadeleri alındı. İddianamede, video kaydının mevcut olduğu halde Başsavcılığa daha önce “video yok” şeklinde cevap verildiği değerlendirmesine yer verildi. Üç görevli hakkında TCK’nın 204/2. maddesi kapsamında dava açıldı. Adli Tıp Kurumunun da görevliler hakkında idari soruşturma yürüttüğü ve kınama cezası verdiği belirtildi.
ÖZEL DOKTORUN İFADESİ DE SORUŞTURMAYA KONU OLDU
İkinci iddianamenin konusu ise olay tarihinde Özel Hisar Hastanesinde dahiliye uzmanı olarak görev yapan Nurettin Demirkol oldu. Demirkol, 26 Ağustos 2026’da Başsavcılıkta yeminli tanık olarak ifade verdi. İddianameye göre Demirkol, Denizolgun’un özel doktoru olmadığını, ölümü şüpheli bulmadığını ve polisi kimin aradığını bilmediğini söyledi. Ayrıca olay yerinde Denizolgun’un yüzünde veya vücudunda kan görmediğini ve çiftlikte yalnızca Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu ifade etti.
155 KAYITLARI VE HTS VERİLERİ İNCELENDİ
Savcılık, tanık ifadesinin ardından 155 Acil Çağrı Merkezi kayıtları, HTS verileri, olay yeri tutanakları ve diğer tanık anlatımlarını dosyaya dahil etti. 155 kayıtlarında polisi arayan kişinin Demirkol olduğu, kendisini “ailenin hekimi” olarak tanıttığı ve ölümü şüpheli olarak bildirdiği tespit edildi. Olay yerine giden polis memurunun anlatımında da kendilerini arayan kişinin maktulün özel doktoru olduğunu söylediği ve ölümü şüpheli değerlendirdiği bilgisine yer verildi. 2016 tarihli olay yeri ve ölü muayene tutanaklarında ise Demirkol’un, Denizolgun’un ağzının sağ tarafından kan geldiğini ve kanın yastığı ıslattığını söylediği kaydedildi. Bilirkişi doktorun da Denizolgun’un yüzünün kanlı olduğunu ve ağzından kan geldiğini tutanağa geçirdiği belirtildi.
YEMİNLİ TANIKLIK İÇİN DAVA AÇILDI
Demirkol’un olay günü Kısıklı’daki evinde bulunduğu yönündeki beyanının da HTS kayıtlarıyla örtüşmediği iddianamede yer aldı. Ayrıca olay yerinde yalnızca iki kişinin bulunduğu yönündeki anlatımın, Hilmi Tuna Kuriş ve Alihan Kuriş’in de olay yerinde bulunduğunu gösteren kayıt ve beyanlarla çeliştiği belirtildi. Demirkol’un Ahmet Gökçen’in Adli Tıp Kurumunda olmadığı yönündeki anlatımının da HTS kayıtlarıyla uyuşmadığı ifade edildi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Demirkol’un yeminli ifadesinin çeşitli kayıt ve tutanaklarla birden fazla noktada çeliştiği değerlendirmesinde bulundu. Bu gerekçeyle Demirkol hakkında TCK’nın 272/3. maddesi kapsamında yalan tanıklık suçundan kamu davası açıldı. Demirkol’un 4 Eylül 2026’da tutuklandığı ve iddianamenin hazırlandığı tarihte tutukluluk halinin sürdüğü dosyada yer aldı.
DOSYALAR İKİ AYRI MAHKEMEYE GÖNDERİLDİ
Denizolgun’un 2016’daki ölümüne ilişkin soruşturmanın 10 yıl sonrasında iki farklı başlığı mahkemeye taşındı. Adli Tıp görevlileri hakkındaki dosya Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine, Nurettin Demirkol hakkındaki yalan tanıklık dosyası ise Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesine gönderildi. Her iki iddianamenin de 2 Ekim 2026 tarihinde düzenlendiği belirtildi. Dosyalardaki suçlamaların ve delillerin mahkemeler tarafından değerlendirileceği adli süreç devam ediyor.