Akran zorbalığında sınır aşıldı: Bir çocuğu yakmaya götüren nedenler!
Çocuğun kolonya dökülerek yakıldığı olaya ilişkin Uzman Pedagog Ebru Şen, şiddet eğiliminin nedenlerini ve dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat çekti.
Okunma Süresi: 2 dakika 16 saniye
Eskiden sınıf arkadaşları arasında yaşanan saç çekme, silgi koparma gibi davranışlar, bugün çok daha korkunç boyutlara ulaşabiliyor. Öyle ki çocuklar arasındaki şiddet, birbirini yakmaya kadar varıyor.
İstanbul’un Arnavutköy ilçesinde 18 Eylül Cuma akşamı yaşanan olay da bu tehlikeli tablonun son örneklerinden biri oldu.
İddiaya göre, 12 yaşındaki B.A., yaşıtları tarafından üzerine kolonya dökülerek yakıldı. Sırtında ağır yanıklar oluşan çocuk hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Yaklaşık 25 gün süren tedavisinin ardından yeniden fenalaşan çocuğun ailesi, olayla ilgili şikâyetçi oldu.
Peki, çocuklar nasıl bu hale geldi? Psikolojik olarak nasıl adım atılmalı? Uzman Pedagog Ebru Şen, Ankara Masası'na değerlendirdi.
"Bu eylem; üç psikolojik sürecin birleşimini gerektirir"
Bir çocuğun sırtına yanıcı madde döküp ateş vermenin basit bir kavga ya da şaka olmadığını ifade eden Şen, bu eylemin empati eksikliği, duyarlık eşiğinin yüksek olması ve sonuçlarını düşünememe gibi üç psikolojik sürecin birleşimini gerektirdiğini söyledi.
"ÇEVRESEL ÖĞRENMENİN ÜRÜNÜ"
Ebru Şen, bir çocuğun ağrı çektiğini görüp bunu durduramayacak kadar duyarsızlaşmasının, gelişimsel bir sapmadan çok çevresel öğrenmenin ürünü olduğunu ve mutlaka uzman desteğiyle araştırılması gerektiğini kaydetti.

Bu tür şiddet davranışlarının arkasında yatan başlıca etkenleri sıralayan Ebru Şen, şiddet yoluyla öğrenilmesi, tutarsızlık ebeveynlik ve fiziksel ceza, dijital içeriklerin duyarsızlaştırıcı etkisi ve duygusal regülasyon bozukluğu olduğunu belirtti.
"ÇOCUKLAR ŞİDDETİ NORMAL BİR TEPKİ OLARAK BENİMSER"
Şen, Çocuklar şiddeti çoğunlukla aile içinde, mahallede veya ekranda model alarak öğrendiğini ve zamanla bunu normal bir tepki olarak benimsediğini ifade ederek, sürekli tartışma yaşanan, sert disiplin yöntemlerinin uygulandığı ya da duygusal bağın zayıf olduğu ortamlarda büyüyen çocuklarda saldırganlığın daha sık görüldüğünü belirtti.
Ebru Şen, Düzce Üniversitesi'nden Dr. Meltem Küçükdağ, şiddet eğiliminin aile içi şiddet, tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar ve sosyal öğrenmeyle ortaya çıktığını ve fiziksel cezanın kesinlikle kullanılmaması gerektiğini vurguladığını söyledi.
"ŞİDDDET BAŞARMA ARACI OLARAK SUNULDUĞUNDA ÇOCUKLAR DUYARSIZLAŞIR"
Şen, şiddetin "başarma aracı" olarak sunulduğu oyun ve içeriklerin tekrarlayan maruziyetin, çocuğu gerçek sonuçlara karşı duyarsızlaştırabildiğini, küçük yaşta görülen fiziksel tepkilerin öfke kontrolündeki zayıflık ve empati eksikliğinin, çocuğun acı veren duyguların reddedilme, engellenme, yalnızlık gibi yalnızca şiddet diliyle ifade edebildiğini gösterdiğini belirtti.
"BU BELİRTİLER SIK VARSA RİSK BÜYÜK"
Ailelerin dikkat etmesi gereken erken işaretlerin olduğunu kaydeden Ebru Şen, sık öfke patlamaları, kurallara direnç, empati eksikliği, hayvanlara veya eşyalara zarar verme, kavga etme ve tehdit davranışları olduğunu söyledi. Bu belirtilerin tek seferlik değil sürekli olması ve farklı ortamlarda tekrarlanmasının risk göstergesi olduğunu ifade eden Ebru Şen, "Küçümsenmeyen, "zamanla geçer" denilerek ertelenen şiddet eğilimi, erken müdahale edilmezse ilerleyen yaşlarda daha ciddi davranış sorunlarına ve hatta suç davranışlarına dönüşebilir" dedi.
Şen, "Bu olayda özellikle korkutucu olan "ikinci deneme" detayıdır: İlk denemede alev almadığında davranışın sürdürülmesi, eylemin dürtüsel bir kaza değil, kasıtlı ve devam ettirilen bir eylem olduğunu düşündürür. Bu da fail çocuklar için derinlemesine psikiyatrik ve pedagogik değerlendirme zorunluluğunu ortaya koyar" değerlendirmesinde bulundu.