Travmanın günlük hayattaki izleri: Fark etmeden sergilediğimiz davranışlar

Sürekli özür dilemek, hayır diyememek, eleştiriye aşırı hassasiyet göstermek veya insanlara güvenmekte zorlanmak farklı yaşantılarla ilişkili olabilir. Peki geçmişte yaşanan zor deneyimler, kişinin yetişkinlikteki tepkilerini ve ilişkilerini nasıl etkileyebilir? İşte detaylar...

Okunma Süresi: 10 dakika 20 saniye
NF
Nurseli Firat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Travmanın günlük hayattaki izleri: Fark etmeden sergilediğimiz davranışlar
NF
Nurseli Firat Editör

Hangi Davranış Hangi Travmayla İlişkili Olabilir? Günlük Hayattaki İşaretler

Bir insanın sürekli özür dilemesi, herkesi memnun etmeye çalışması, eleştirildiğinde aşırı üzülmesi veya yakın ilişkilerde güvenmekte zorlanması yalnızca kişilik özelliği olmayabilir. Bazı durumlarda bu davranışların arkasında geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler, öğrenilmiş savunma yöntemleri veya psikolojik travmalar bulunabilir. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan güvensizlik, ihmal, şiddet ya da duygusal açıdan zorlayıcı ilişkiler, kişinin ilerleyen yıllarda kendisini ve çevresindeki insanları algılama biçimini etkileyebilir. Peki hangi davranışlar geçmişte yaşanan travmalarla ilişkili olabilir? Bu davranışların altında neler yatabilir?

TRAVMA İNSAN DAVRANIŞLARINI NASIL ETKİLİYOR?

Travma, kişinin başa çıkmakta zorlandığı ve kendisini yoğun biçimde tehdit altında, çaresiz veya güvensiz hissetmesine neden olan yaşantılarla ilişkili olabilir. Şiddet, istismar, ciddi kazalar, ani kayıplar ve uzun süre devam eden güvensiz ortamlar bu tür deneyimlere örnek gösterilebilir.

Travmatik deneyimler herkesi aynı şekilde etkilemez. Bazı insanlar yaşadıklarının ardından zaman içinde toparlanabilirken bazıları uzun süre kaygı, güvensizlik, öfke, uyku sorunları veya ilişkilerde güçlük yaşayabilir.

Amerikan Psikoloji Birliği ve travma alanında çalışan kuruluşlar, geçmişte yaşanan ağır veya tekrarlayan olumsuz deneyimlerin kişinin duygularını düzenleme, çevresini değerlendirme ve başkalarına güvenme biçimini etkileyebileceğine dikkat çekiyor.

Örneğin çocukken sık sık tehdit altında hisseden biri, yetişkinlikte tehlike olmadığı durumlarda bile çevresindeki insanların ses tonunu, yüz ifadesini ve davranışlarını dikkatle izleyebilir. Geçmişte duyguları küçümsenen bir kişi ise hislerini açıklamak yerine içine kapanmayı öğrenmiş olabilir.

Ancak önemli bir ayrıntı var: Bir davranışın görülmesi, kişinin mutlaka travma yaşadığı anlamına gelmez. Aynı davranışlar kaygı, kişilik farklılıkları, güncel stres, yetiştirilme biçimi veya başka yaşam deneyimleriyle de ilişkili olabilir.

1. SÜREKLİ ÖZÜR DİLEMEK: ELEŞTİRİLME VEYA TEPKİ GÖRME KORKUSU

Bazı insanlar küçük bir hata yaptıklarında bile defalarca özür diler. Hatta ortada belirgin bir hata yokken başkasının üzülmesinden, kızmasından veya kendilerine karşı tavır almasından korkarak özür dileme ihtiyacı hissedebilir.

Bu davranışın olası nedenlerinden biri, geçmişte hata yapmanın ağır eleştirilere, cezalandırılmaya veya duygusal açıdan zorlayıcı tepkilere yol açtığı bir ortamda büyümektir.

Böyle bir ortamda kişi, çatışmayı önlemek için sürekli kendini suçlamayı veya karşısındaki insanı yatıştırmayı öğrenmiş olabilir. Yetişkinlikte ise sıradan anlaşmazlıkları bile büyük bir tehdit gibi algılayabilir.

Bununla birlikte sürekli özür dilemek tek başına travma göstergesi değildir. Sosyal kaygı, özgüven sorunları, reddedilme korkusu ve kişinin yetiştiği çevrede öğrendiği iletişim biçimleri de bu davranışta etkili olabilir.

2. HERKESİ MEMNUN ETMEYE ÇALIŞMAK: KENDİ İHTİYAÇLARINI GERİ PLANA ATMAK

Başkalarını mutlu etmek için sürekli çaba harcamak, kendi isteklerinden vazgeçmek ve karşısındaki kişinin tepkisini önceden hesaplamak bazı kişilerde belirgin bir alışkanlık hâline gelebilir.

Örneğin istemediği hâlde bir teklifi kabul etmek, yorulduğu zaman bile başkalarına yardım etmek veya birinin kendisine kızmaması için kendi düşüncelerini gizlemek bu davranış biçimine örnek olabilir.

Geçmişte sevgi ve kabulün koşullara bağlı olduğunu hisseden, sık sık eleştirilen ya da başkalarının öfkesinden çekinen kişiler, ilişkilerini korumak için kendi ihtiyaçlarını geri plana atmayı öğrenmiş olabilir.

Bu davranış bazen çatışmayı önlemeye yönelik bir başa çıkma yöntemi olarak gelişebilir. Ancak her zaman başkalarını memnun etmeye çalışmak, zamanla kişinin sınırlarını korumasını zorlaştırabilir ve tükenmişlik hissini artırabilir.

Yine de yardımsever olmak veya insanları mutlu etmek istemek kendi başına bir sorun değildir. Önemli olan, kişinin bunu özgürce mi yaptığı, yoksa karşısındaki insanın tepkisinden korktuğu için mi kendisini zorladığıdır.

3. HAYIR DİYEMEMEK: REDDEDİLME VE ÇATIŞMA KORKUSU

Bazı insanlar istemedikleri bir şeyi kabul ettiklerinde bile karşılarındaki kişiyi hayal kırıklığına uğratmaktan korkar. Bir talebi geri çevirdiklerinde kendilerini suçlu hissedebilir veya ilişkilerinin zarar göreceğini düşünebilir.

Bu durum, çocuklukta sınırlarına saygı gösterilmeyen veya itiraz ettiğinde yoğun tepkiyle karşılaşan kişilerde görülebilecek öğrenilmiş bir davranış olabilir. Kişi, kendi isteğini dile getirmenin tartışmaya, sevgiyi kaybetmeye ya da cezalandırılmaya yol açacağını düşünmeye başlayabilir.

Yetişkinlikte ise bu düşünce, iş hayatında gereğinden fazla sorumluluk üstlenmeye veya yakın ilişkilerde kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemeye dönüşebilir.

Ancak hayır diyememenin nedeni her zaman geçmiş travmalar değildir. Sosyal kaygı, kültürel beklentiler, iş ortamındaki güç ilişkileri veya çatışmadan hoşlanmamak da etkili olabilir.

Kişinin sınır koymakta zorlandığını fark etmesi, bu davranışı değiştirmek için önemli bir başlangıçtır.

4. Terk EDİLME KORKUSU: İLİŞKİLERDE GÜVENLİĞİ KAYBETME ENDİŞESİ

Birinin mesajına geç yanıt vermesi, planını değiştirmesi veya bir süre yalnız kalmak istemesi bazı kişilerde yoğun kaygıya neden olabilir. Kişi, küçük bir uzaklaşmayı bile ilişkinin sona ereceğinin işareti olarak yorumlayabilir.

Bu tür tepkiler, geçmişte ani ayrılıklar yaşamış, önemli ilişkilerinde tutarsızlıkla karşılaşmış veya kendisini tekrar tekrar terk edilmiş hissetmiş kişilerde görülebilir.

Özellikle çocuklukta bakım veren kişilerle kurulan ilişkiler, kişinin yakınlık ve güven konusunda geliştirdiği beklentileri etkileyebilir. Ancak çocukluk deneyimleri, yetişkinlikteki bütün ilişki davranışlarını tek başına belirlemez.

Terk edilme korkusu yaşayan herkes travma geçirmiş değildir. Kaygı, geçmişteki ayrılıklar, güncel ilişki sorunları ve bireysel farklılıklar da bu duyguyu etkileyebilir.

Bu korku sık sık tartışmalara, yoğun kontrol ihtiyacına veya ilişkilerde belirgin sıkıntıya yol açıyorsa psikolojik destek almak yararlı olabilir.

5. AŞIRI KONTROLCÜ DAVRANMAK: BELİRSİZLİĞE TAHAMMÜL ETMEKTE ZORLANMAK

Her ayrıntıyı önceden planlamak, beklenmedik değişikliklerde yoğun kaygı yaşamak ve her şeyin belirli bir düzende ilerlemesini istemek, bazı kişilerde güvenlik ihtiyacıyla bağlantılı olabilir.

Geçmişte olayların aniden kötüleştiği, çevresindeki insanların öngörülemez davrandığı veya kendisini koruyamadığı durumlar yaşayan biri, yetişkinlikte kontrolü elinde tutmaya daha fazla ihtiyaç duyabilir.

Plan yapmak ve düzenli olmak elbette tek başına olumsuz değildir. Bu davranışlar kişinin hayatını kolaylaştırabilir. Ancak plan dışına çıkıldığında yoğun panik yaşanması, başkalarının kararlarına sürekli müdahale edilmesi veya belirsizlik nedeniyle günlük hayatın kısıtlanması, daha yakından değerlendirilmesi gereken bir durum olabilir.

Aşırı kontrol ihtiyacı travmanın yanı sıra kaygı bozuklukları, mükemmeliyetçilik ve öğrenilmiş alışkanlıklarla da ilişkili olabilir. Bu nedenle davranışın nedenini yalnızca geçmişte yaşanan olaylara bağlamak doğru değildir.

6. ELEŞTİRİYE AŞIRI HASSASİYET: DEĞERSİZ HİSSETME VE KENDİNİ SUÇLAMA

Bazı insanlar küçük bir eleştiriyi bile kişiliklerine yönelik bir saldırı gibi algılayabilir. Bir işin eksik yapıldığının söylenmesi, kendilerini tamamen başarısız veya yetersiz hissetmelerine neden olabilir.

Çocuklukta sürekli küçümsenmek, başkalarıyla karşılaştırılmak veya hata yaptığında aşağılanmak, kişinin kendisi hakkındaki düşüncelerini etkileyebilir. Böyle deneyimler yaşayan bazı kişiler, ilerleyen yıllarda eleştiriyi yalnızca bir davranışa yönelik geri bildirim olarak değil, kendilerinin kabul edilmediğinin işareti olarak değerlendirebilir.

Bu durumda kişi, hata yapmaktan kaçınabilir, sürekli onay arayabilir veya eleştiri duyduğunda savunmaya geçebilir.

Ancak eleştiriye duyarlılık tek başına travma göstergesi değildir. Özgüven sorunları, sosyal kaygı, güncel stres ve eleştirinin gerçekten kırıcı bir biçimde yapılması da bu tepkiyi açıklayabilir.

Burada önemli olan, eleştirinin içeriği kadar kişinin neden bu kadar yoğun bir duygusal tepki verdiğini ve bunun günlük yaşamını nasıl etkilediğini anlamaktır.

7. DUYGULARINI GİZLEMEK VE İÇİNE KAPANMAK: KENDİNİ KORUMA ÇABASI

Üzüldüğünde ağlamamak, kızgınlığını belli etmemek, sorunlarını kimseyle paylaşmamak veya zor anlarda duygusal olarak uzaklaşmak bazı kişilerde sık görülebilir.

Geçmişte duygularını gösterdiğinde alay edilen, küçümsenen veya cezalandırılan kişiler, zamanla hislerini saklamanın daha güvenli olduğuna inanabilir. Bu davranış, özellikle çocukken duygusal ihtiyaçlarına yeterince karşılık verilmediğini düşünen kişilerde bir başa çıkma yolu hâline gelebilir.

Travmatik deneyimler sonrasında bazı kişiler de duygusal uyuşma veya çevrelerinden kopukluk hissi yaşayabilir. Travma sonrası stres bozukluğunda duygulardan uzaklaşma, insanlarla daha az iletişim kurma ve eskiden keyif alınan etkinliklere ilginin azalması görülebilen belirtiler arasındadır.

Bununla birlikte içine kapanmak her zaman travmadan kaynaklanmaz. Kişinin mizacı, mahremiyet ihtiyacı, yorgunluğu veya geçici stres de benzer davranışlara yol açabilir.

8. SÜREKLİ TETİKTE OLMAK: TEHLİKEYİ ÖNCEDEN FARK ETME İHTİYACI

Bazı kişiler çevrelerindeki en küçük değişikliği bile fark eder. Birinin ses tonundaki değişim, kapının aniden kapanması veya beklenmedik bir hareket onları normalden daha fazla irkiltebilir.

Geçmişte ciddi bir tehdit yaşamış veya uzun süre güvensiz bir ortamda bulunmuş kişilerde, tehlike işaretlerini sürekli arama eğilimi gelişebilir. Bu durum, kişinin kendisini korumak için çevresini devamlı kontrol etmesiyle ilişkili olabilir.

Travma sonrası stres bozukluğunda aşırı uyanıklık, kolay irkilme, uyku güçlüğü ve gerginlik görülebilir. Bu tepkiler, geçmişte yaşanan tehlike sona ermiş olsa bile bir süre devam edebilir.

Ancak sürekli tetikte olmanın farklı nedenleri de vardır. Kaygı bozuklukları, yoğun stres, uyku yetersizliği ve bazı fiziksel sağlık sorunları benzer belirtilere neden olabilir.

Bu durum kişinin dinlenmesini, uyumasını veya günlük hayatını sürdürmesini zorlaştırıyorsa bir uzmandan destek almak önemlidir.

9. YAKIN İLİŞKİLERDE UZAKLAŞMAK: GÜVENMEKTE ZORLANMAK

Bazı insanlar bir ilişki yakınlaştığında geri çekilebilir. Karşısındaki kişiyle bağ kurmak isteseler bile kendilerini açmaktan, ihtiyaçlarını paylaşmaktan veya bir başkasına bağımlı hâle gelmekten korkabilirler.

Geçmişte güven duyduğu birinden zarar gören veya yakın ilişkilerinde tekrarlayan hayal kırıklıkları yaşayan kişiler, kendilerini yeniden incinmekten korumak için mesafe koymayı tercih edebilir.

Bunun tam tersi de görülebilir: Kişi yalnız kalmaya tahammül edemeyebilir, sürekli güvence isteyebilir veya ilişkideki küçük değişiklikleri yoğun biçimde takip edebilir. Bazı kişilerde yakınlık arama ve uzaklaşma davranışları bir arada bulunabilir.

Amerikan Psikoloji Birliğinin karmaşık travma öykülerine ilişkin rehberinde de güven kurmakta zorlanma, aşırı tetikte olma ve ilişkilerde kaçınma gibi örüntüler ele alınıyor.

Bununla birlikte yakın ilişkilerde mesafe koymak veya güven konusunda temkinli davranmak tek başına travmanın kanıtı değildir. Kişinin ilişki deneyimleri, sınırları ve mevcut ilişkinin ne kadar güvenli olduğu da dikkate alınmalıdır.

10. KÜÇÜK BİR OLAYA ÇOK YOĞUN TEPKİ VERMEK: GEÇMİŞİN TETİKLENMESİ

Bazen sıradan görünen bir olay, kişide beklenenden daha yoğun bir korku, öfke veya üzüntü yaratabilir. Bir ses, koku, söz veya belirli bir ortam geçmişte yaşanan zor bir deneyimi hatırlatabilir.

Örneğin geçmişte şiddetli tartışmalara maruz kalmış biri, yüksek sesle konuşulduğunda kendisini tehlikede hissedebilir. Daha önce ciddi bir kaza yaşamış bir kişi ise kazayı hatırlatan durumlarda yoğun kaygı yaşayabilir.

Bu tür tepkilerde kişi yalnızca mevcut olaya değil, o olayın geçmişteki deneyimleriyle kurduğu bağlantıya da tepki veriyor olabilir.

Ancak her yoğun duygusal tepki travma kaynaklı değildir. Güncel stres, yorgunluk, başka kaygılar veya olayın gerçekten rahatsız edici olması da etkili olabilir.

Tepkilerin sıklaşması, kişinin günlük hayatını kısıtlaması veya geçmişte yaşanan olayların tekrar tekrar zihne gelmesi durumunda profesyonel değerlendirme yararlı olabilir.

11. MÜKEMMELİYETÇİ OLMAK: HATA YAPMAKTAN AŞIRI KORKMAK

Bir işi kusursuz yapmaya çalışmak, hata karşısında kendini ağır biçimde eleştirmek ve başkalarının beklentilerini karşılayamadığında yoğun suçluluk duymak bazı kişilerde belirgin olabilir.

Çocuklukta başarıya aşırı önem verilen, hata yapmanın sert tepkilerle karşılandığı veya sevgi ve takdirin başarıya bağlı olduğu bir ortamda büyümek, bazı kişilerde hata yapma korkusunu artırabilir.

Bu kişiler yetişkinlikte başarıyı kendilerini değerli hissetmenin temel koşulu olarak görebilir. Bir işin iyi yapılmış olması yeterli gelmeyebilir; en küçük eksiklik bile başarısızlık olarak yorumlanabilir.

Ancak mükemmeliyetçilik tek bir deneyimle açıklanamaz. Kişilik özellikleri, aile ve okul ortamı, toplumsal beklentiler ve kaygı gibi etkenler de rol oynayabilir.

Mükemmeliyetçilik sürekli ertelemeye, işlerin tamamlanamamasına veya yoğun stres yaşamaya yol açıyorsa kişinin beklentilerini ve hata yapmaya yüklediği anlamı değerlendirmesi faydalı olabilir.

12. HER ZAMAN GÜÇLÜ GÖRÜNMEK: YARDIM İSTEMEKTEN KAÇINMAK

Bazı insanlar ne yaşarsa yaşasın sorunlarını başkalarıyla paylaşmak istemez. Üzüldüklerinde bile iyi olduklarını söyler, yardım tekliflerini reddeder veya bütün sorumlulukları tek başlarına üstlenmeye çalışırlar.

Geçmişte ihtiyaçları karşılanmayan ya da yardım istediğinde hayal kırıklığı yaşayan kişiler, yalnızca kendilerine güvenmeleri gerektiğini öğrenmiş olabilir. Bazıları ise zayıf görünmenin eleştirilme veya kontrolü kaybetme riski taşıdığına inanabilir.

Bu nedenle güçlü görünmek, kimi zaman kişinin kendisini korumak için geliştirdiği bir alışkanlık olabilir. Ancak her zaman güçlü olmak zorunda hissetmek, duygusal yükün tek başına taşınmasına neden olabilir.

Öte yandan bağımsız olmayı sevmek veya sorunlarını özel tutmak da tek başına travma belirtisi değildir. Önemli olan, kişinin ihtiyaç duyduğunda yardım isteyip isteyemediği ve bu konuda yoğun korku yaşayıp yaşamadığıdır.

HER DAVRANIŞIN ARDINDA BİR TRAVMA MI VAR?

Hayır. İnsan davranışlarını tek bir nedene bağlamak yanıltıcı olabilir. Sürekli özür dilemek, hayır diyememek, aşırı kontrolcü olmak veya ilişkilerde uzaklaşmak geçmiş deneyimlerle ilişkili olabileceği gibi kişilik özelliklerinden, öğrenilmiş alışkanlıklardan, güncel stres kaynaklarından veya farklı psikolojik durumlardan da kaynaklanabilir.

Ayrıca travmatik bir deneyim yaşayan herkes aynı belirtileri göstermez. Bazı kişilerde belirgin değişiklikler ortaya çıkarken bazıları destek ve zamanla yaşamlarını sürdürebilir.

Bu nedenle bir kişinin davranışlarından hareketle ona travma tanısı koymak veya geçmişinde mutlaka belirli bir olay yaşandığını iddia etmek doğru değildir. Travmanın değerlendirilmesi, kişinin yaşam öyküsü, belirtileri ve bu belirtilerin günlük hayatına etkisi dikkate alınarak yapılmalıdır.

GEÇMİŞTEKİ TRAVMALARLA BAŞA ÇIKMAK MÜMKÜN MÜ?

Geçmişte yaşanan zor deneyimler kişinin hayatını etkileyebilir ancak bu etkiler değişmez değildir. Kişi, kendisini zorlayan davranışları fark ederek yeni başa çıkma yolları geliştirebilir.

Bu süreçte şu adımlar yardımcı olabilir:

- Tetikleyicileri fark etmek: Hangi durumların yoğun korku, öfke veya üzüntü yarattığını gözlemlemek.

- Duyguları tanımak: Bir tepki ortaya çıktığında ne hissedildiğini ve hangi ihtiyacın karşılanmadığını anlamaya çalışmak.

- Sınır koymayı öğrenmek: Başkalarının ihtiyaçları kadar kendi ihtiyaçlarının da önemli olduğunu kabul etmek.

- Güvenilir insanlardan destek almak: Zor duyguları güvenli ilişkiler içinde paylaşabilmek.

- Profesyonel yardım değerlendirmek: Belirtiler uzun sürüyorsa veya ilişkileri, işi, uykuyu ve günlük yaşamı etkiliyorsa psikolog ya da psikiyatrist desteğine başvurmak.

Travma sonrası stres bozukluğu gibi durumlarda, kişinin ihtiyaçlarına uygun psikoterapi yöntemleri ve gerektiğinde tıbbi tedavi seçenekleri değerlendirilebilir. Yardım almak için kişinin geçmişte yaşadıklarını bütün ayrıntılarıyla anlatmaya hazır olması da şart değildir.

DAVRANIŞLAR BİR İPUCU OLABİLİR, KESİN KANIT DEĞİL

Sürekli özür dilemek, herkesi memnun etmeye çalışmak, terk edilmekten korkmak, duyguları gizlemek veya sürekli tetikte olmak bazı kişilerde geçmişte yaşanan zor deneyimlerle ilişkili olabilir. Bu davranışlar, kişinin bir dönem kendisini korumak için geliştirdiği başa çıkma yollarının devamı niteliğinde de görülebilir.

Ancak hiçbir davranış tek başına belirli bir travmayı göstermez. Bir insanın geçmişini anlamak için onu etiketlemek yerine deneyimlerini dinlemek, mevcut koşullarını değerlendirmek ve ihtiyaç duyduğu desteği önemsemek gerekir.

Geçmişte yaşananlar bugünkü davranışları etkileyebilir; fakat kişinin gelecekte nasıl hissedeceğini ve nasıl ilişkiler kuracağını tek başına belirlemez. Uygun destekle yeni davranışlar öğrenmek ve daha güvenli ilişkiler kurmak mümkündür.

Haber Hakkında Ne Düşünüyorsun?

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa