Ayrılıkların ve Kavuşmaların Tanığı: Tarihi Ankara Garı ve Edebiyattaki Yeri?

Ankara Garı, neden hâlâ edebiyatta ve kolektif hafızada bu kadar güçlü bir “ayrılık ve kavuşma sahnesi” olarak karşımıza çıkıyor?

EP
Esra Polat Editör
YAYINLAMA
GÜNCELLEME
Ayrılıkların ve Kavuşmaların Tanığı: Tarihi Ankara Garı ve Edebiyattaki Yeri?
EP
Esra Polat Editör

Genç Cumhuriyet’in simge yapılarından tarihi Ankara Garı, 1937’de açıldığından bu yana hem mimarisiyle hem de Türk edebiyatındaki yansımalarıyla bir “hafıza mekânı” olarak varlığını sürdürüyor. Nazım Hikmet’ten Yakup Kadri’ye, Attilâ İlhan’dan isimsiz yolculara kadar yüzlerce karakterin uğrak noktası olan gar, bugün YHT hatlarının gölgesinde dursa da, ruhunu ve anlamını koruyor.

ANKARA GARI CUMHURİYET’İN MODERN YÜZÜNÜ TEMSİL EDİYOR

Bozkırın ortasında yükselen Ankara Garı, demiryolu ağının başkente açılan kapısı olarak, hem sembolik hem pratik bir rol üstlendi. Cumhuriyet’in “batıya dönük modernleşme” hedefi, tam da bu binanın taş duvarlarında cisimleşti. 1937’de tamamlanan mevcut yapı, dönemin ruhuna uygun şekilde sade ama gösterişli bir modernlik dili taşıyor.

Art Deco etkileri görülen gar, yüksek tavanlı ana salonu, geniş pencereleri ve uzaklardan bile seçilebilen saat kulesiyle “başkent” hissini daha peronda ilk adımı attığınız anda hissettiriyor. Mimari açıdan otoriter ve disiplinli bir cepheye sahip olsa da, içerisi her zaman insan sıcaklığı, telaş, kavuşma sarılmaları ve ayrılık gözyaşlarıyla dolu.

Ankara’ya dair sayısız Yeşilçam sahnesinin Ankara Garı’nda başlaması tesadüf değil. Trenden inen memur, tayinle gelen genç öğretmen, sınav için şehre ayak basan öğrenci ya da büyük aşkının peşinden Ankara’ya gelen karakter, çoğu kez ilk kez bu binada karşımıza çıkar. Çünkü Ankara Garı, Anadolu’nun başkente bağlandığı o “gümüş kordon”un tam ucunda durur.

ANKARA GARI EDİBİYATTA BİR GEÇİŞ VE DÖNÜŞÜM MEKÂNI OLUYOR

Türk edebiyatında tren ve gar imgeleri dendiğinde, Ankara Garı en çok referans verilen mekânların başında geliyor. Yazar ve şairler bu alanı sadece fiziksel bir istasyon değil, psikolojik ve toplumsal eşik olarak ele alıyor.

NAZIM HİKMET ANKARA GARINI TOPLUM MOZAİĞİNİN SAHNESİ YAPIYOR

Nazım Hikmet’in “Memleketimden İnsan Manzaraları” adlı başyapıtında trenler ve istasyonlar, sınıfların ve kaderlerin kesiştiği yerlerdir. Ankara Garı, savaş sonrası yorgun ama ayakta kalmaya kararlı bir toplumun kesitlerini üzerinde taşıyan bir sahne gibi kurgulanır. Gar lokantasında oturan bürokratlar, peronda bekleşen köylüler, uzak vilayetlerden gelen memurlar, Nazım’ın dizelerinde bu istasyonda yan yana gelir.

Burada gar, sadece bir ulaşım durağı olmaktan çıkar; modernleşen Türkiye’nin zihinsel ve sosyal dönüşümünün canlı dekoru olur. Nazım’ın satırlarında Ankara Garı, sınıfsal farkların da gözle görünür hâle geldiği bir kesişim ve çatışma alanıdır.

YAKUP KADRİ ANKARA’NIN DEĞİŞİMİNİ GAR ÜZERİNDEN ANLATIYOR

Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun “Ankara” romanında gar, şehrin ve rejimin dönüşümünü simgeleyen temel mekânlardan biridir. Milli Mücadele günlerinin tozlu, yorgun istasyonundan, Cumhuriyet balolarının verildiği modern bir başkente evrilen Ankara, bu süreçte gar binasıyla birlikte düşünülür.

İlk dönemlerde Anadolu’dan gelen cefakâr halkın, subayların, siyasetçilerin buluştuğu bu alan; ilerleyen yıllarda modern şehir hayatının, bürokratik elitin, yeni orta sınıfın sahnesine dönüşür. Yakup Kadri, trenlerin geliş gidişini, Ankara’nın kader çizgisinin değişimiyle paralel okur. Gar, böylece Cumhuriyet’in hikâyesinde bir tür “başlangıç ve yeniden başlangıç” kapısına dönüşür.

ATTİLÂ İLHAN ANKARA GARINA AYRILIKLARIN İNCE HÜZNÜNÜ YÜKLÜYOR

Attilâ İlhan’ın şiir dünyasında trenler, sisli istasyonlar, gece vakti peronlar sıkça karşımıza çıkar. “Ankara’dan abim gelmiş” dizelerindeki sevinç, Anadolu’nun başkentle kurduğu duygusal hattın ne kadar güçlü olduğuna işaret eder. Aynı zamanda Ankara Garı, İlhan’ın melankolik evreninde ayrılığın da sahnesidir.

Sevgilisini uğurlayan bir genç, askere giden bir delikanlı ya da bir daha geri dönemeyecek bir hikâyenin son bakışı, sıklıkla garın o sarı ışıklı, buğulu camlı atmosferinde canlanır. Peronda sallanan mendiller, hareket eden trenin ardından koşan çocuklar ve geriye kalan sessizlik, Attilâ İlhan’ın şiirlerine sinmiş bir Ankara Garı görüntüsünü çağrıştırır.

ANKARA GARINDA VEDA VE KAVUŞMA TOPLUMSAL HAFIZAYI ŞEKİLLENDİRİYOR

Tarihi Ankara Garı’nın anlamı, edebiyat sayfalarını aşarak şehrin gerçek hayatına ve sosyolojisine taşar. Mekân, on yıllar boyunca Türkiye’nin dört bir yanından gelen ve giden milyonların duygusal eşiklerinden biri oldu.

ASKER UĞURLAMALARI TOPLUMSAL TÖRENE DÖNÜŞÜYOR

Özellikle 20. yüzyıl boyunca, Anadolu’nun pek çok şehrinden Ankara’ya gelen gençler, askerlik yolculuğuna bu garın peronlarından başladı. Davul zurnayla yapılan uğurlamalar, havaya atılan asker adayları, gözyaşlarını mendille saklamaya çalışan anneler, kenarda sessiz duran babalar… Tüm bu sahneler, hem bireysel hafızalara hem de kolektif belleğe kazındı.

Ankara Garı, bu anlamda bir “vedalaşma ritüeli”nin mekânı olarak işledi. Birçok ailenin albümünde, peronda çekilmiş siyah beyaz bir fotoğraf, garın taş duvarlarını arkaya alarak gurur ile hüznü aynı karede toplar.

ÖĞRENCİLER VE TAŞRALI GENÇLER ANKARA İLE İLK TEMASI GARDAN KURUYOR

Üniversiteyi kazanıp Ankara’ya gelen gençler için gar, çoğu zaman “büyük şehre ilk temas noktası”dır. Valizine sıkıştırdığı birkaç kitap, bir kışlık mont ve ailesinin yolluk paketleriyle trenden inen öğrencinin, Ankara ayazıyla ilk yüzleşmesi gar merdivenlerinde olur.

Bu gençler için Ankara Garı, çocuklukla yetişkinlik arasındaki eşiği temsil eder. Taşradan merkeze, aile evinden yurda, bildik sokaklardan yabancı caddelere geçiş, bu peronlarda başlar. Edebiyatta ve anılarda sıkça rastlanan bu sahneler, garı aynı zamanda bir “hayat dönüm noktası”na dönüştürür.

GAR GAZİNOSU KÜLTÜREL VE SİYASAL HAYATIN MERKEZİNE YERLEŞİYOR

Bir dönem Ankara entelijansiyasının ve siyasi çevrelerinin buluşma noktası olan Gar Gazinosu, şehrin kültürel hayatında da önemli rol oynadı. Zeki Müren’den Müzeyyen Senar’a kadar pek çok büyük ismin sahne aldığı bu mekân, sadece müzik dinlenen bir salon değil; aynı zamanda yazarların, gazetecilerin, milletvekillerinin buluştuğu bir fikir alışverişi alanıydı.

Bu yönüyle Ankara Garı kompleksi, ulaşım işlevinin ötesine geçip, başkentin sosyal ve kültürel nabzını da tutan bir merkez hâline geldi. Edebiyatçıların garı ve etrafını sık sık anlatması, tam da bu çok katmanlı hayat akışından kaynaklanıyor.

YHT GARI YÜKSELİRKEN TARİHİ ANKARA GARI HAFIZAYI KORUYOR

Son yıllarda hemen yanı başında yükselen modern Yüksek Hızlı Tren (YHT) garı, teknoloji ve hız çağını simgeliyor. Cam ve çelik ağırlıklı bu yeni yapı, ulaşımın pratik yüzünü temsil ederken, 1937 tarihli ana gar binası duygusal ve tarihsel yüzü temsil etmeyi sürdürüyor.

Bugün Ankara’ya trenle gelen biri, tercihini YHT’den yana kullansa bile, kendini çoğu zaman bir şekilde tarihi garın önünde buluyor. Çünkü orası sadece bir hareket–varış noktası değil; milyonlarca insanın kişisel hikâyesinin, edebiyatın unutulmaz satırlarının ve Cumhuriyet tarihinin kesiştiği bir sahne.

Ankara Garı’na gittiğinizde, çoğu zaman yalnızca bir tren beklemezsiniz; Yakup Kadri’nin roman kahramanları, Nazım Hikmet’in yorgun yolcuları, Attilâ İlhan’ın sisli ayrılıkları, belki de kendi gençlik hatıralarınız peronların bir köşesinden size göz kırpar. Bu yüzden gar, hızlanan zamana rağmen “evergreen” yani eskimeyen, güncelliğini yitirmeyen bir hafıza mekânı olarak varlığını korur.

TARİHİ ANKARA GARI AYRILIK VE KAVUŞMA TANIKLIĞINI SÜRDÜRÜYOR

Tarihi Ankara Garı bugün bir yandan aktif bir ulaşım noktası, diğer yandan mimari değeri, Atatürk ile kurduğu tarihsel bağ ve edebiyata konu oluşuyla adeta açık hava müzesi niteliği taşıyor. Atatürk’ün Ankara’ya geldikten sonra bir süre Direksiyon Binası’nda konaklaması, garın devletin merkezî hafızasındaki yerini pekiştiriyor.

Gar kompleksi içinde sergilenen “Beyaz Tren” vagonu ise, hem Cumhuriyet tarihinin resmî yüzünü hem de demiryolu nostaljisini yan yana sunuyor. Bu vagon, Atatürk’ün yurt gezilerinde kullandığı araç olarak, devletin halka açılma çabasının simgelerinden biri hâline geliyor.

Bugünün Ankara’sında yeni yapılan kavşaklar, alt geçitler, yüksek binalar sürekli değişirken, tarihî gar binası sabit bir referans noktası gibi ayakta kalıyor. Şairlerin dediği gibi: Gidenlerin ardından el sallayan, gelenleri bağrına basan, hiç yaşlanmayan bir “ayrılık ve kavuşma tanığı” olarak bekleyişini sürdürüyor.

BUNU BİLİYOR MUYDUNUZ?

• Gar Gazinosu’nda, Zeki Müren’den Müzeyyen Senar’a uzanan birçok efsane isim yıllarca sahne aldı.

• Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’ya geldikten sonra bir dönem gar kompleksindeki Direksiyon Binası’nda ikamet etti.

• Gar alanında, Atatürk’ün yurt gezilerinde kullandığı “Beyaz Tren” vagonu bugün müze niteliğinde sergileniyor.

Yorumlar

Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.
Sonraki Sayfa