Ankara’daki kedi vahşeti sonrası avukattan “müebbet” önerisi!
Ankara’da patileri kesilen yavru kedi, yürekleri dağladı. Avukat Arzu Gül, müebbet hapis cezası önerisinde bulunarak, “Ağır yaptırımlar gelmeli” dedi.
Okunma Süresi: 3 dakika 20 saniye
Ankara’nın Keçiören ilçesinde yaklaşık 2 aylık olduğu belirtilen bir yavru kedi, patileri kesilmiş halde bulundu.
İnsanlık dışı bu olay Ankara’yı adeta ayağa kaldırırken, Avukat Arzu Gül, olayın hukuki boyutunu Ankara Masası’na değerlendirdi.
“HAYVAN HAKLARI İHLALERİNE CİDDİ YAPTIRIMLAR YOK”
Gül, Türkiye’nin, hayvan refahı mevzuatı bakımından 2004 yılında yavaş yavaş dönüşüm geçirdiğini; 2021 ve 2024 değişiklikleriyle ağır kötü muamele fiilleri idari kabahat olmaktan çıkarılarak hapis cezası ile yaptırıma bağlandığını aktardı. Arzu Gül, “Ancak Türkiye’de henüz en üstün canlı insandır düşüncesi hakim olduğundan bunun sonucu olarak tüm canlıların eşit yaşam hakkına sahip oldukları bilinci oluşmadığından, hayvan hakları Anayasa ile güvence altına alınmamakta hayvan hakları ihlallerine karşı ciddi yaptırımları içerir düzenlemeler yapılmamaktadır. Hal böyle olunca da maalesef psikopat ruhların hayvanlara yönelik saldırılarının önüne geçilememektedir” dedi.
“AĞIR CEZA DÜZENLEMELERİ ÖNEMLİ CAYDIRICILIK UNSURU”
Her konuda esas olanın eğitim olduğunu, çocuk yaşlardan itibaren eğitim kurumlarında hayvanların birer canlı olduğu, onlarında biz insanlar gibi duygularının bulunduğu, mutlulukları, sevinçleri üzüntüleri olduğu, tıpkı insanlar gibi yaşam hakları olduğu şeklinde eğitimi verilmiş olsa sorunun ciddi şekilde çözüleceğini söyleyen Avukat Arzu Gül, eğitimin yanında önemli olan bir caydırıcılık unsurunun da ağır ceza düzenlemeleri olduğunu ifade etti.
“HAYVAN ÖLDÜRENE MÜEBBET HAPİS GELSE CİDDİ CAYDIRICILIK OLUR”
“İnsana karşı işlenen bir suçta, örneğin cinayette, eğer müebbet hapis cezası olmasaydı, her gün sokaklar kan gölüne dönerdi. Hayvanlar içinde aynı şekilde ağır cezalar getirilirse bu tür canilere karşı ciddi caydırıcılık oluşacaktır” diyen Gül, şöyle devam etti:
“Önce köpekler, sonra kediler, sonra insanların evlerindeki sahipli hayvanlara sıra gelecek şeklinde toplumda oluşan algı son dönmede kedilere yapılan işkencelerle altı doldurulur hale geldi. Bir ay kadar önce yavru kediye yapılan işkenceden sonra şimdi patileri kesilen kedi haberleri görüyoruz. Normal bir insan ruhuna sahip, vicdanlı bir bireyin yapabileceği şeyler mi bunlar.? Bir hayvana yapılan işkence öldürme vb. filler ciddi yaptırımlara bağlanıp ağır cezalar verilip bu psikopat caniler toplumdan uzaklaştırılmakla aslında insanoğlu kendini korumuş olacak.”
“TÜRKİYE'DE HAYVANLARIN KORUNMASI ANAYASA'DA BAĞIMSIZ BİR HÜKÜMLE GÜVENCE ALTINA ALINMAMIŞTIR”

Bazı ülkelerde Almanya, İsviçre, Fransa, Avusturya gibi hayvan haklarının anayasal güvence alıntına alındığını, Türkiye'de işkencenin önlenememesinin temel nedeninin cezasızlık algısı olmakla birlikte aynı zamanda ceza, idari yaptırım, denetim ve kurumsal sorumluluk katmanlarının birbirine bağlanamaması olduğunu kaydeden Gül, bu dört katmanın birbirine bağlı olarak eşgüdümlü güçlendirilmesi gerektiğini aktardı. Almanya’nın 2002 yılında Temel Kanun'a (Anayasa) hayvanların korunmasına ilişkin hüküm ekleyerek hayvan korumasını devletin anayasal bir amacı haline getirdiğini, İsviçre’nin 1992 yılındaki anayasa değişikliğiyle "hayvanların onuru" kavramını anayasal metne taşıdığını, 2003'te hayvan refahı mevzuatını federal düzeyde yeniden düzenlediğini söyleyen Gül, Türkiye’de ise hayvanların korunmasının Anayasa'da bağımsız bir hükümle güvence altına alınmadığını belirtti.
“DELİLLER KURAL OLARAK İLK SAATLERDE TOPLANIR”
Hayvanlara karşı suçlarda delilik kural olarak ilk saatlerde toplandığını aktaran Arzu Gül, yaralı hayvanın veteriner kliniklerine götürülmesi, tedavi kayıtları, röntgen ve laboratuvar sonuçları, olay yeri kamera kayıtları, olayı görenlerin iletişim bilgileri bu aşamada elde edilmesi gerektiğini belirtti. Kamera kayıtlarının kendiliğinden silinme süresinin birçok sistemde 7-30 gün olduğunu, dikkate alındığında bu sürenin kaçırılmasının dosyayı baştan kaybetmesi olduğunu kaydeden Gül, yalnız delilin varlığının yeterli olmadığını, delilin hangi suça karşılık geldiğinin de gösterilmesi gerektiğini söyledi. Avukat, “Kanunun 14. maddesi ile 28/A maddesi arasındaki kavramsal sınırın belirsizliği nedeniyle, aynı veteriner raporu ile hem idari kabahat hem de adli suç iddiası kurulabilmektedir. Bu belirsizlik hayvana kötü muamele yapan sanık lehine kullanılmaya elverişlidir” diye konuştu.
“HAYVANLARI KORUMANIN EN İYİ YOLU AĞIR CEZA YAPTIRIMLARININ DÜZENLENMESİ VE UYGULANMASIDI
Gül, son olarak şunları söyledi:
“Yargı pratiğinde, ilk derece mahkemelerinin beraat veya hafif yaptırım kararlarının ağırlıklı olduğu görülmektedir. Ağır fiillerde dahi cezanın düşük belirlenmesi ve HAGB-ertelemeye başvurulması eğiliminin nedeni, kısmen cezanın alt sınırının düşüklüğüdür. Alt sınırı altı ay olan bir hapis cezasında, TCK'nın genel hükümleri uygulandığında sonuç ceza erteleme veya HAGB sınırlarına yaklaşmaktadır. Bu durumda ceza normu, ancak failin geçmişteki hukuka aykırı davranışı veya infaz sürecinde yeniden suç işlemesi hâlinde fiilen devreye girmektedir. Ortaya çıkan sonuç, toplumda "fiil yaptırımsız kalır" şeklinde bir beklenti oluşturmaktadır. Şahsi görüşüm ceza yaptırımlarının çok ciddi şekilde artırılması gerekliliğidir. Çevrede gözlemlediğim ise şudur. Öğrenim kişilere toplumda statü, meslek ve para kazandırabilir ancak merhamet kazandırmamaktadır. Buradan çıkan sonuç şu; hayvanları korumanın en iyi yolu ağır ceza yaptırımlarının düzenlenmesi ve uygulanmasıdır”