Bazı şarkılar özletir ya da can acıtır…
Bazılarının melodisi mutlu etmeye yeter.
Kiminin de sözleri vardır; deniz dalgası gibi vurur her tekrarda yüreğe…
Barış Manço’nun seslendirdiği “Olmaya Devlet Cihanda” ise insana sahip olması gerekenleri düşündürür gibi gelir bana.
Hayatın telaşı içinde bir şeylerin peşinden koşarken sahip olduklarımızın önemini ıskalarız.
**
Terzi kumaşı ölçüyor.
Esnaf terazinin başında hakkaniyetle tartıyor.
İnsan yaptığı işin karşılığını hem veriyor hem alıyor.
Kimse kimsenin hakkına göz dikmiyor.
Sonra akşam oluyor ve herkes evine huzurla dönüyor.
Ne güzel bir hayat değil mi?..
**
Bugün ise hayatın temposu o kadar arttı ki bazen ne için koştuğumuzu bile unutuyoruz.
Daha çok kazanmak daha büyük bir evde yaşamak daha iyi arabalara binmek daha yüksek makamlar için günleri tüketiyoruz.
İnsan elbette fazlasını ister, hak eder…
Ama tüm bunları kovalarken de pek çok konuyu ıskalar.
**
Yaş ilerledikçe daha iyi anlıyoruz ki sağlık, sahip olduğumuz en büyük servet…
Bir de huzur var.
Pek çoğumuzun şu sıralar aradığı şey; zaman zaman yalnız kalmak ya da tüm gürültüden uzaklaşmak olsa gerek.
Trafikte acele…
İşte bitmeyen tempo…
Susmayan telefonlar…
Yavaşlamayan dünya gündemi…
Ve bütün bunların arasında aklımızla kalbimiz arasında sıkışıp kalan ömrümüz…
Mutluluk ve yaşamak bu kadar zor olmamalı.
İnsan, öleceğini bile bile neden bu kadar hırslanır?
Neden nefes almayı, durmayı unutur?
Bazen bir nefes sıhhat, bütün zenginliklerden gerçekten daha değerlidir…
Belki de hayatın en büyük meselesi daha fazlasına sahip olmaktan çok, sahip olduklarımızın kıymetini bilmektir.
Bir söğüt gölgesinin ferahlığında yudumlanan çay keyfinde günler diliyorum…