Dikkatlerinizi Suudi Arabistan’a ve Mekke Anlaşması’na çekmek istiyorum…
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin bugünkü Meclis grup toplantısında gözlerden kaçmaması gereken bir çıkış yaptı:
“Milliyetçi Hareket Partisi olarak ne ilk Kıblemiz Mescid-i Aksa’ya ne Kıblemiz Kâbe’ye ne de Hazreti Rasulullah’ın kutlu mabedine yönelik saldırılara göz yumamayız, sessiz kalmayız, tahammül göstermeyiz.
Kutsal topraklarımız başka bir egemen devletin sınırları içerisinde olsa da kutlu ceddimizin buralardaki mütecaviz eylemleri püskürtmek için başlattığı seferler tarihin hafıza kayıtlarında saklıdır.
Türk milletinin tarihinde, kültüründe, inancında, imanında ve devlet geleneğinde mahfuz bu topraklara yönelik saldırılara hiçbir şekilde duyarsız kalamayız. Ne gerekiyorsa da onu yaparız.
Bu yönde diplomasinin imkânları, yetmiyorsa caydırıcı güç kullanılmalıdır.”
“Caydırıcı güç kullanılmalı”nın altını bir kez daha çizdikten sonra devam edelim;
Mekke Anlaşması’nın maddelerini biliyor muyuz?..
Hayır…
Kısaca, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması ile askerî operasyonel iş birliğinin yanı sıra savunma sanayii alanında ortak teknolojiler geliştirilmesi, terörle mücadele ve deniz ticaret yollarının güvenliğine kadar birçok stratejik alanda iş birliği içeriyor. Üç ülkenin savunma kapasitesinin artırılması ve bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi amaçlanıyor” diye biliyoruz. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında anlaşmaya varıldığı gün, kamuoyuna açıklanan bilgi notunda, anlaşmaya katılımın Türk askerinin her bölgesel krize otomatik olarak gönderileceği anlamına gelmediği önemle belirtilmişti. Kuvvet kullanımı ve askerî harekât kararlarının, Türkiye Cumhuriyeti'nin anayasal düzeni ve ulusal karar mekanizmaları çerçevesinde alınmaya devam edileceğine işaret edilmişti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da “Bu bir savunma anlaşması, saldırı anlaşması değildir” açıklaması yapmıştı.
***
Uluslararası anlaşmaların yürürlüğe girmesi için TBMM’de onaylanması gerekir. Anlaşma henüz Meclis’e gelmiş değil. Mekke Anlaşması’nın tam kapsamını ancak Meclis’e geldiğinde öğrenebileceğiz. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da Bakanlar Kurulu toplantısı sonrasında “Anlaşmanın iç onay işlemlerinin tamamlanması için önümüzdeki günlerde Gazi Meclisimize sevkine yönelik çalışmalarımız sürüyor” demişti.
Dışişleri Bakanlığı, 31 Ağustos’ta Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan Dışişleri ve Savunma Bakanları toplantısından sonra resmî internet sitesinden yaptığı paylaşımda, “Bugün, üç ülke, dayanışmalarını güçlendirecek, kollektif caydırıcılık ve savunmalarının muteberliğini ve etkinliğini sağlayacak, adil, kapsayıcı ve kalıcı barışa yönelik bölgesel gayretlere ve iş birliğine dayalı güvenliğe katkıda bulunacak şekilde, Mekke Anlaşması kapsamındaki iş birliğinin daha da kurumsallaştırılması için adımlar atma hususunda mutabık kalmışlardır” ifadelerine yer verilmişti.
***
Uluslararası anlaşmaların Meclis’te onaylanması ile ilgili anayasa maddelerinin (madde 90 ve 104) hükümleri gayet açıktır. Türk askerinin yabancı ülkelere gönderilmesinin gerekli şartları da yine anayasamızın ilgili hükümlerinde (madde 92 ve 107) gayet net olarak belirtilmiştir.
Devlet Bahçeli’nin bugünkü grup konuşmasına yeniden dönelim;
“Hatırlatmak isterim ki, ecdadımız yıllarca ‘Hâdimü’l-Haremeyn’ ile şereflenmiştir. Fahrettin Paşa’nın dillere destan Medine Müdafaası bu şuurun yüksek iradesidir. Öyle ki Peygamber ocağında pişen kahraman Türk askeri, Mehmetçik unvanını bu topraklarda almıştır.”
‘Hâdimü’l-Haremeyn’ ve ‘Mehmetçik’ vurgusu…
‘Hâdimü’l-Haremeyn’; Mekke ve Medine'deki Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevî'nin koruyuculuğu ve hizmetkârlığı. Unvan 1516’dan 1924’e kadar Türkler tarafından onurla taşınmıştı.
Mekke ve Medine’nin Osmanlı idaresinden ayrılmasından sonra da “halife” unvanı ile birlikte “Hâdimü’l-Haremeyn” unvanının kullanılmasına devam edilmişti. 1922’de saltanatın kaldırılması üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından halife seçilen Abdülmecid Efendi’ye “halîfe-i müslimîn ve hâdimü’l-Haremeyni’ş-şerîfeyn” şeklinde hitap edilmişti. Ancak 3 Mart 1924 tarihinde hilâfetin ilgasıyla birlikte bu unvan da kalkmıştı.
***
Sakın ha!.. Aklınıza yanlış bir şeyler gelmesin. “Caydırıcılıktan” çıktık taa nerelere geldik!.. Bakalım, daha nerelere gideceğiz?..