"Kurt yüzü mübarektir"... Salur Kazan'ın evinin yağmalanması!.. Bahçeli, hikâye mi anlattı?..

YAYINLAMA
20 Ekim 2026 15:04
GÜNCELLEME
20 Ekim 2026 15:13

Bu sefer oldukça uzun bir yazı olacak. Sonuna kadar sıkılmadan, sayfayı terk etmeden okumanızı en kalbi duygularımla rica ediyorum. Sonuna kadar okuyun ki; MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bugün partisinin Meclis grubunda yaptığı konuşmanın şifrelerini çözebilin.

Devlet Bahçeli, milliyetçilik tonu ağır basan bir konuşma yaptı. Bahçeli, “Türk milliyetçiliğinin kurumsal kalesi Milliyetçi Hareket partisidir. Milliyetçilik bayrağı da hür ve bağımsız bir şekilde Milliyetçi Hareket Partisi’nin burçlarında dalgalanmaktadır” dedi ve ekledi;

“Kendisini Türk milliyetçisi addeden ülküdaşlarıma diyorum ki; orada burada vaktinizi heba etmeyin! Geleceğimizi şekillendirdiğimiz bir dönemde yanlış yönde saf tutmayın!”

Devlet Bahçeli’den yuvaya çağrı mı?.. Nerede durduğunuza bağlı!..

Türk tarihinin eşsiz motif ve isimleri ile süslediği konuşmasında Bahçeli, yine kozmik mesajlar veriyordu. Şimdi pür dikkat kesilin lütfen;

“Çağları aşan Dede Korkut destanında, Salur Kazan’ın obası ve otağı fitne ve zulmetin pençesine düştüğünde ‘Kurt yüzü mübarektir, onunla danışayım’ diyerek yeniden birliğe ve dirliğe eriştiği milli hafızamızda canlılığını korumaktadır.”

***

Şimdi bu mesaj sadece MHP’lilere ve Ülkücü tabana mı yönelik?..

‘Kurt yüzü mübarektir, onunla danışayım’… 

Biraz açalım;

Türk mitolojisinde ve Dede Korkut Hikâyelerinde yer alan, kurda ve bozkurta atfedilen saygıyı, kutsallığı ve rehberliği ifade eden köklü bir deyiştir.

Salur Kazan’ın Evinin Yağmalanması, Dede Korkut Hikâyeleri'nin en ünlü ve kahramanlık yönü en yüksek hikâyelerinden biridir.

Konusu hakkında kısa bir özet verelim;

  • Oğuz beyleriyle birlikte büyük bir şölen veren Salur Kazan, şarabın da etkisiyle (veya arkadaşlarının ısrarıyla) avlanmak üzere otağından (evinden) ayrılır.

Av sırasında yorgunluktan uykuya dalan Salur Kazan, evine kurtların saldırdığını ve otağına yıldırımlar düştüğünü görür. Rüyayı kardeşi Kara Güne’ye yorumlatır, rüyanın kötü olduğunu anlayınca hemen evine doğru yola koyulur.

Kazan Han yurduna vardığında her şeyin yok olduğunu görür. Şökli Melik liderliğindeki kâfir kuvvetleri, Kazan Han’ın evini basmıştır. Eşi Burla Hatun, oğlu Uruz, yaşlı annesi ve kırk ince belli kız esir alınmıştır; hazinesi yağmalanmış, malları ve develeri götürülmüştür.

Düşmanlar, Kazan Han’ın devasa at sürülerini de ele geçirmek isterler. Karşılarında tek başına kalan yiğit ve sadık Karaçuk Çoban (ya da Sarı Kulmaş) çıkar. Çoban, sapan taşlarıyla düşmana kahramanca direnir, sonunda kardeşleri şehit olur ama düşmana ağır kayıplar verdirir.

Salur Kazan, Oğuz beylerinden yardım alarak düşmanın peşine düşer. Büyük bir savaş gerçekleşir, Şökli Melik ve ordusu yenilgiye uğratılır. Kazan Han; eşini, oğlunu ve anasını kurtararak otağına yeniden kavuşur.

Kıssadan hisse!..

***
Bundan sonraki satırlar, Devlet Bahçeli, “bugün grup toplantısında hikaye mi anlattı?” diye merak edenlere. 

O zaman, Salur Kazan’ın Evinin Yağmalandığı destanı sonuna kadar okuyun;

-Bir gün Ulaş oğlu, yırtıcı kuşun yavrusu, zavallının biçarenin ümidi, Amıt suyunun aslanı, Karacuğun kaplanı, yağız al atın sahibi, Han Uruz'un babası, Bayındır Han'ın güveyisi, kudretli Oğuz'un devleti, kalmış yiğit arkası Kazan yerinden kalkmıştı. Doksan başlı otağlarını kara yerin üzerine diktirmişti. Doksan yerde alaca halı, ipek döşemişti. Seksen yerde büyük kaplar kurulmuştu. Altın kadehler, sürahiler dizilmişti. Dokuz kara gözlü, güzel yüzlü, saçı ardına örülü, göğsü kızıl düğmeli, elleri bileğinden kınalı, parmakları süslü dilber kâfir kızları Kudretli Oğuz beylerine kadeh sunup, içiyorlardı. İçip içip Ulaş oğlu Salur Kazan'ın alnına şarabın keskini çıktı. Kaba dizi üzerine çöktü dedi: “Ünümü anlayın beyler, sözümü dinleyin beyler, yata yata yanımız ağrıdı, dura dura belimiz kurudu, yürüyelim beyler, av avlayalım, kuş kuşlayalım, yabani geyik yıkalım, dönelim otağımıza inelim, yiyelim içelim hoş geçelim.” Kıyan Selçuk oğlu Deli Dundar der: “Evet Han Kazan uygundur.” Kara Göne oğlu Kara Budak der: “Ağam Kazan uygundur.” Onlar öyle deyince at ağızlı Aruz Koca iki dizinin üzerine çöktü, der: “Ağam Kazan pis dinli Gürcistan ağzında oturuyorsun, yurdunun üstüne kimi bırakıyorsun?” Kazan der: “Üç yüz yiğit ile oğlum Uruz benim evimin üstünde dursun” dedi.

Yağız al atını çektirdi, sıçrayıp bindi. Alnı beyaz aygırına Dundar bindi. Kazan Bey'in kardeşi Kara Göne bindi. Beyaz büyük cins atını çektirdi, Bayındır Han'ın düşmanı yenen Şìr Şemseddin bindi. Parasarın Bayburt Hisarı'ndan fırlayıp uçan Beyrek boz aygırına bindi. Yağız al atlı Kazan'a keşiş diyen Bey Yigene doru aygırına bindi. Saymağa kalksam tükense olmaz, kudretli Oğuz beyleri bindi, Ala Dağa alaca asker ava çıktı.

Kâfirin casusu casusladı, vardı kâfirler azgını Şökli Melik'e haber verdi. Yedi bin kaftanının ardı yırtmaçlı, yarısından kara saçlı, pis dinli, din düşmanı alaca atlı kâfir bindi, dört nala hücum etti, gece yarısında Kazan Bey'in yurduna geldi. Altın otağlarını kâfirler yıktılar. Kaza benzer kızı gelini feryat ettirdiler. Tavla tavla koç atlarına bindiler. Katar katar kızıl develerini yedekte çektiler. Ağır hazinesini, bol akçesini yağmaladılar. Kırık ince belli kız ile boyu uzun Burla Hatun esir gitti. Kazan Bey'in ihtiyarcık olmuş anası kara deve boynunda asılı gitti. Han Kazan'ın oğlu Uruz Bey üç yüz yiğit ile eli bağlı, boynu bağlı gitti. Eylik Koca Oğlu Sarı Kulmaş, Kazan Bey'in evi üzerine şehit oldu. Kazan'ın bu işlerden haberi yok.

Kâfir der: “Beyler, Kazan'ın tavla tavla koç atlarına binmişiz, altın akçasını yağmalamışız, kırk yiğit ile oğlu Uruz'u esir etmişiz, katar katar develerini yedekte çekmişiz, kırk ince belli kız ile Kazan'ın helâllisini tutmuşuz, bu darbeleri biz Kazan'a vurmuşuz” dedi. Kâfirin biri der: “Kazan Bey'de bir öcümüz kaldı.” Şökli Melik der: “Bre asilzade ne öcümüz kaldı?” Kâfir der: “Kazan'ın KapuluDerbendi'nde on bin koyunu vardır, şu koyunları da getirsek Kazan'a büyük darbe vurmuş olurduk” dedi. Şökli Melik der: “Altı yüz kâfir varsın, koyunu getirsin” dedi.

Altı yüz kâfir atlandı, koyunun üzerine dört nala gitti.

Gece yatarken Karacık Çoban kara kaygılı rüya gördü. Rüyasından sıçradı ayağa kalktı. Kıyan Gücü, Demir Gücü bu iki kardeşi yanına aldı. Ağılın kapısını berkitti. Üç yerde tepe gibi taş yığdı. Alaca kollu sapanını eline aldı.

Ansızın Karacık çobanın üzerine altı yüz kâfir yüklendi. Kâfir der:

Karanlık akşam olunca kaygılı çoban

Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban

Sütü peyniri bol kaymaklı çoban

Kazan Bey'in penceresi altın otağlarını biz yıkmışız, tavla tavla koç atlarına biz binmişiz, katar katar kızıl devesini biz yedekte çekmişiz, ihtiyarcık anasını biz getirmişiz, ağır hazine bol akçasını biz yağmalamışız, kaza benzer kızı gelini biz esir etmişiz, kırk yiğidi ile Kazan'ın oğlunu biz getirmişiz, kırk ince belli kız ile Kazan'ın helâllisini biz getirmişiz, bre çoban uzağından yakınından beri gel, baş indirip bağır, bas, biz kâfire selâm ver, öldürmeyelim, Şökli Melik'e seni iletelim, sana beylik at verelim.

Çoban der:

Lâkırdı söyleme bre itim kâfir

İtim ile bir yalakta bulaşığımı içen azgın kâfir

Altındaki alaca atını ne översin

Alaca başlı keçim kadar gelmez bana

Başındaki tulganı ne översin bre kâfir

Başımdaki börküm kadar gelmez bana

Altmış tutam mızrağını ne översin murdar kâfir

Kızılcık değeneğim kadar gelmez bana

Kılıcını ne översin bre kâfir

Eğri başlı çomağım kadar gelmez bana

Okluğunda doksan okunu ne översin bre kâfir

Alaca kollu sapanım kadar gelmez bana

Uzağından yakınından beri gel

Yiğitlerin darbesini gör öyle geç

dedi. Derhal kâfirler at teptiler, ok serptiler. Yiğitler ejderhası Karacık Çoban sapanının ayasına taş koydu attı. Birini atınca ikisini üçünü yıktı, ikisini atınca üçünü dördünü yıktı. Kâfirlerin gözüne korku düştü. Karacık Çoban kâfirin üç yüzünü sapan taşı ile yere serdi. İki kardeşi okla vuruldu, şehit oldu. Çobanın taşı tükendi, koyun demez keçi demez, sapanının ayasına koyar atar, kâfiri yıkar. Kâfirin gözü korktu. Dünya âlem kâfirin başına karanlık oldu, der: “Murada, maksuda ermesin, bu çoban bizim hepimizi öldürür mü, öldürür” dediler ve durmayıp kaçtılar.

Çoban şehit olan kardeşlerini Hakka teslim etti, kâfirlerin leşinden bir büyük tepe yığdı, çakmak çakıp ateş yaktı ve keçesinden isli kül yapıp yarasına bastı, yolun kenarına geçip oturdu, ağladı sızladı. Der: “Salur Kazan, Bey Kazan, ölü müsün diri misin, bu işlerden haberin yok mudur” dedi.

Meğer hanım o gece kudretli Oğuz'un devleti, Bayındır Han'ın güveyisi, Ulaş oğlu Salur Kazan kara kaygılı rüya gördü. Sıçradı ayağa kalktı, der: “Biliyor musun kardeşim Kara Göne, rüyamda ne göründü, kara kaygılı rüya gördüm, yumruğumda çırpınan benim şâhin kuşumu ölüyor gördüm, gökten yıldırım ak otağımın üzerine çakıyor gördüm, kapkara duman yurdumun üzerine dökülüyor gördüm, kuduz kurtlar evimi dişleyip yırtıyor gördüm, kargı gibi kara saçımı uzanıyor gördüm, uzanarak gözümü örtüyor gördüm, bileğimden on parmağımı kanda gördüm, ne vakit ki bu rüyayı gördüm, ondan beri aklımı fikrimi toplayamıyorum, hanım kardeş benim bu rüyamı yor bana” dedi. Kara Göne der: “Kara bulut dediğin senin devletindir, kar ile yağmur dediğin senin askerindir, saç kaygıdır, kan karadır, geri kalanını yoramam, Allah yorsun” dedi. Böyle söyleyince Kazan der: “Benim avımı bozma, askerimi dağıtma, ben bugün yağız al atı ökçelerim, üç günlük yolu bir günde alırım, öğle olmadan yurdumun üstüne varırım, eğer sağdır esendir, akşam olmadan gene ben bana gelirim, yurdum sağ esen değilse başınızın çaresine bakın, ben artık gittim” dedi.

Yağız al atını mahmuzladı Kazan Bey yola gitti. Gele gele yurdunun üzerine geldi. Gördü ki uçanlardan kuzgun kalmış, tazı dolaşmış yurtta kalmış. Kazan Bey burada yurt ile haberleşmiş, görelim hanım ne haberleşmiş:

Kazan der:

Kavim kabile benim ortak yurdum

Yaban eşeği ile yabani geyiğe komşu yurdum

Seni düşman nereden dalamış güzel yurdum

Ak otağlar dikilince yurdu kalmış

İhtiyarcık anam oturunca yeri kalmış

Oğlum Uruz ok atınca hedef kalmış

Oğuz beyleri at sürünce meydan kalmış

Kara mutfak dikilince ocak kalmış

Bu halleri gördüğünde Kazan'ın kara süzme gözleri kan yaş doldu, kan damarları kaynadı, kara bağrı sarsıldı. Yağız al atını ökçeledi, kâfirin geçtiği yola düştü gitti.

Kazan'ın önüne bir su geldi. Kazan der: “Su Hak yüzünü görmüştür, ben bu su ile haberleşeyim” dedi. Görelim hanım nice haberleşti:

Kazan der:

Çağıl çağıl kayalardan çıkan su

Ağaç gemileri oynatan su

Hasan ile Hüseyin'in hasreti su

Bağ ve bostanın ziyneti su

Âyişe ile Fâtıma'nın bakışı su

Koç atların gelip içtiği su

Kızıl develerin gelip geçtiği su

Ak koyunların gelip çevresinde yattığı su

Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana

Kara başım kurban olsun suyum sana

dedi. Su nasıl haber versin. Sudan geçti, bu sefer bir kurda rastladı. “Kurt yüzü mübarektir, kurt ile bir haberleşeyim” dedi. Görelim hanım ne haberleşti:

Kazan der:

Karanlık akşam olunca günü doğan

Kar ile yağmur yağınca er gibi duran

Kara koç atlar gördüğünde kişnettiren

Kızıl deve gördüğünde bağrıştıran

Akça koyun gördüğünde kuyruk çarpıp kamçılayan

Arkasını vurup berk ağılın ardını söken

Karma öğeçin' semizini alıp tutan

Kanlı kuyruk yüzüp çap çap yutan

Avazı kalın köpeklere kavga salan

Çakmaklıca çobanları geceleyin koşturan

Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana

Kara başımın sağlığında iyilikler edeyim köpek

dedi. Kurt nasıl haber versin. Kurttan da geçti. Karaca Çoban'ın kara köpeği Kazan'ın karşısına geldi. Kazan, kara köpek ile haberleşti, görelim hanım ne haberleşti:

Der:

Karanlık akşam olunca vafvaf üren

Acı ayran dökülünce çap çap içen

Gece gelen hırsızları korkutan

Korkutarak şamatasıyla ürküten

Yurdumun haberini biliyor musun söyle bana

Kara başımın sağlığında iyilikler edeyim köpek

dedi. Köpek nasıl haber versin. Köpek Kazan'ın atının ayağına çap çap düşer, sin sin sinler. Kazan bir sopa ile köpeği vurdu, köpek çekildi geldiği yola gitti. Kazan köpeği takip ederek Karaca Çoban'ın üzerine geldi. Çobanı gördüğünde haberleşti, görelim hanım ne haberleşti:

Kazan der:

Karanlık akşam olunca kaygılı çoban

Kar ile yağmur yağınca çakmaklı çoban

Ünümü anla sözümü dinle

Ak otağım şurdan geçmiş gördün mü söyle bana

Kara başım kurban olsun çoban sana

dedi. Çoban der:

Ölmüş müydün yitmiş miydin a Kazan

Nerde geziyordun neredeydin a Kazan

Dün değil evvelki gün evin buradan geçti. İhtiyarcık anan kara deve boynunda asılı geçti. Kırk ince belli kızı ile helâllin boyu uzun Burla Hatun ağlayarak şurdan geçti. Kırk yiğit ile oğlun Uruz başı açık yalın ayak kâfirlerin yanınca esir gitti. Tavla tavla koç atlarına kâfirler binmiş. Katar katar develerini kâfir yedekte çekmiş. Altın ökçe, bol hazineni kâfir almış.

Çoban böyle deyince Kazan âh etti, aklı başından gitti, dünya âlem gözüne karanlık oldu. Der: “Ağzın kurusun çoban, dilin çürüsün çoban, Kadir senin alnına belâ yazsın çoban” dedi. Kazan Bey böyle söyleyince çoban der:

Ne kızıyorsun bana ağam Kazan

Yoksa göğsünde yok mudur iman

Altı yüz kâfir de benim üzerime geldi, iki kardeşim şehit oldu, üç yüz kâfir öldürdüm gaza ettim, semiz koyun zayıf toklu senin kapından kâfirlere vermedim, üç yerden yaralandım, kara başım bunaldı, yalnız kaldım, suçum bu mudur” dedi. Çoban der:

Yağız al atını ver bana

Altmış tutam mızrağını ver bana

Ap alaca kalkanını ver bana

Kara çelik öz kılıcını ver bana

Okluğunda seksen okunu ver bana

Ak kirişli sert yayını ver bana

Kâfire ben varayım

Yeniden doğanını öldüreyim

Yenim ile alnımın kanını ben sileyim

Ölürsem senin uğruna ben öleyim

Allah Taâla kor ise evini ben kurtarayım

dedi.

Çoban böyle diyince Kazan'a kahır geldi, tuttu yürüyü verdi. Çoban da Kazan'ın ardından yetişti. Kazan döndü baktı, “oğul çoban nereye gidiyorsun” dedi. Çoban der: “Ağam Kazan sen evini almağa gidiyorsan, ben de kardeşimin kanını almağa gidiyorum” dedi. Böyle söyleyince Kazan der: “Oğul çoban karnım açtır, bir şeyin var mıdır yemeğe” dedi. Çoban der: “Evet ağam Kazan, geceden bir kuzu pişirmişimdir, gel bu ağaç dibinde inelim yiyelim” dedi. İndiler, çoban dağarcığı çıkardı, yediler.

Kazan fikreyledi, der: “Eğer çoban ile varacak olursam kudretli Oğuz beyleri benim başıma kakınç kakarlar, çoban beraber olmasa Kazan kâfiri yenemezdi derler” dedi. Kazan'a gayret geldi. Çobanı bir ağaca sara sara muhkem bağladı, kalktı yürüyü verdi. Çobana der: “Bre çoban karnın acıkmamışken, gözün kararmamışken bu ağacı koparmağa bak, yoksa seni burada kurtlar kuşlar yer” dedi. Karaca Çoban zorladı, koca ağacı yeri ile yurdu ile kopardı, arkasına aldı, Kazan'ın ardına düştü. Kazan baktı gördü çoban ağacı arkasına almış geliyor. Kazan der: “Bre çoban bu ağaç ne ağaçtır?” Çoban der: “Ağam Kazan bu ağaç o ağaçtır ki sen kâfiri tepelersin, karnın acıkır, ben sana bu ağaç ile yemek pişiririm” dedi. Kazan'a bu söz hoş geldi. Atından indi, çobanın ellerini çözdü, alnından bir öptü. Der: “Allah benim evimi kurtaracak olursa seni tavlacı başı eyleyeyim” dedi. İkisi yola girdi.

Beri yanda Şökli Melik kâfirlerle şen şandıman yiyip içip oturuyordu. Der: “Beyler biliyor musunuz Kazan'a nasıl gadreylemek gerek, boyu uzun Burla Hatun'unu getirip kadeh sundurmak gerek” dedi.

Boyu uzun Burla Hatun bunu işitti, yüreği ile canına ateşler düştü. Kırk ince belli kızın içine girdi, öğüt verdi. Der: “Hanginize yapışırlarsa Kazan'ın hatunu hanginizdir diye, kırk yerden ses veresiniz” dedi.

Şökli Melik'ten adam geldi. “Kazan Bey'in hatunu hangisidir” dedi. Kırk yerden ses geldi, hangisidir bilmediler.

Kâfire haber verdiler, “birine yapıştık, kırk yerden ses geldi, bilmedik hangisidir” dediler. Kâfir de: “Bre varın Kazan'ın oğlu Uruz'u çekin çengele asın, kıyma kıyma ak etinden çekin, kara kavurma pişirip kırk bey kızına iletin, kim ki yedi o değil, kim ki yemedi odur, alın gelin kadeh sunsun” dedi. Boyu uzun Burla Hatun oğlunun yamacına geldi, çağırıp oğluna söyler, görelim hanım ne söyler.

Der:

Oğul oğul ay oğul

Biliyor musun neler oldu

Söyleştiler fısılfısıl

Kâfirin fiilini duydum

Penceresi altın otağımın kabzası oğul

Kaza benzer kızımın gelinimin çiçeği oğul

Oğuloğul ay oğul

Dokuz ay dar karnımda taşıdığım oğul

On ay diyince dünyaya getirdiğim oğul

Dolaması altın beşikte belediğim oğul

Kâfirler ters konuşmuşlar: Kazan oğlu Uruz'u hapisten çıkarın, boğazından urgan ile asın, iki küreğinden çengele takın, kıyma kıyma ak etinden çekin, kara kavurma edip kırk bey kızına iletin, kim ki yedi o değil, kim ki yemedi o Kazan'ın hatunudur, çekin döşeğimize getirelim, kadeh sunduralım demişler. Senin etinden oğul yiyeyim mi, yoksa pis dinli kâfirin döşeğine gireyim mi, baban Kazan'ın namusunu lekeleteyim mi, nice deyim oğul hey” dedi. Uruz der: “Ağzın kurusun ana, dilin çürüsün ana, ana hakkı Tanrı hakkı almamış olsaydı kalkarak yerimden doğrulaydım, yakan ile boğazından tutaydım, kaba ökçem altına ataydım, ak yüzünü kara yere tepeydim, ağzın ile burnundan kan fışkırtaydım, can tatlılığını sana göstereydim, bu nasıl sözdür, sakın kadın ana benim üzerime gelmeyesin, benim için ağlamayasın, bırak beni kadın ana çengele vursunlar, bırak etimden çeksinler kara kavurma etsinler kırk bey kızının önüne iletsinler, onlar bir yediğinde sen iki ye, seni kâfirler bilmesinler duymasınlar, ta ki pis dinli kâfirin döşeğine varmayasın, kadehini sunmayasın, babam Kazan'ın namusunu lekelemeyesin, sakın” dedi. Oğlan böyle diyince boncuk boncuk gözünün yaşı revan oldu. Boyu uzun beli ince Burla Hatun boynu ile kulağını tuttu, güz elması gibi al yanağını çekti yırttı, kargı gibi kara saçını yoldu, "oğul oğul" diyerek feryat figan etti, ağladı.

Uruz der:

Kadın ana karşıma geçip ne böğürüyorsun

Ne bağırıyorsun ne ağlıyorsun

Bağrım ile yüreğimi ne dağlıyorsun

Geçmiş benim günümü ne andırıyorsun

Hey ana arap atlar olan yerde

Bir tayı olmaz mı olur

Kızıl develer olan yerde

Bir deve yavrusu olmaz mı olur

Akça koyunlar olan yerde

Bir kuzucağı olmaz mı olur

Sen sağ ol kadın ana babam sağ olsun

Bir benim gibi oğul bulunmaz mı olur

dedi. Böyle diyince anasının kararı kalmadı, yürüyü verdi, kırk ince belli kızın içine girdi.

Kâfirler Uruz'u alıp kesim için çengelin dibine getirdiler. Uruz der:

Bre kâfir aman

Tanrı'nın birliğine yoktur güman (şüphe)

bırakın beni, bu ağaç ile söyleşeyim” dedi. Çağırıp ağaca söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Ağaç ağaç der isem sana üzülme ağaç

Mekke ile Medine'nin kapısı ağaç

Musa Kelimin asası ağaç

Büyük büyük suların köprüsü ağaç

Kara kara denizlerin gemisi ağaç

Erlerin şahı Ali'nin Düldülünün eyeri ağaç

Zülfikarın kını ile kabzası ağaç

Şah Hasan ile Hüseyin'in beşiği ağaç

Eğer erdir eğer avrattır (erkek olsun, kadın olsun) korkusu ağaç

Başına doğru bakar olsam başsız ağaç

Dibine doğru bakar olsam dipsiz ağaç

Beni sana asarlar çekme ağaç

Çekecek olursan yiğitliğim seni tutsun ağaç

Bizim elde olmalıydın ağaç

Kara hindû kullarıma buyuraydım

Seni para para doğrayalardı ağaç

Sonra dedi:

Tavla tavla bağlanırken atıma yazık

Kardeş diye beslerken arkadaşıma yazık

Yumruğumda çırpınırken şâhin kuşuma yazık

Yetişmesi ile tutarken tazıma yazık

Yiğitlikten usanmadan canıma yazık

dedi, tane tane gözyaşı döküp ağladı, yanık ciğerciğini dağladı.

Bu sırada sultanım, Salur Kazan ile Karaca Çoban dört nala yetişti. Çobanın üç yaşında dana derisinden sapanının ayası idi, üç keçi tüyünden sapanının kolları idi, bir keçi tüyünden çatlayıcı idi. Her atınca on iki batman[2]taş atardı. Attığı taş yere düşmezdi, yere dahi düşse toz gibi savrulurdu, ocak gibi oyulurdu. Üç yıla kadar taşı düştüğü yerin otu bitmezdi. Semiz koyun zayıf toklu bayırda kalsa, kurt gelip yemezdi sapanının korkusundan. Öyle olunca sultanım, Karaca Çoban sapan çatlattı, dünya âlem kâfirin gözüne karanlık oldu. Kazan der: “Karacık Çoban anamı kâfirden dileyeyim, at ayağı altında kalmasın.” dedi. At ayağı çabuk, ozan dili çevik olur. Kazan kâfire çağırıp söylemiş, görelim hanım ne söylemiş:

Der:

Bre Şökli Melik

Penceresi altın otağlarımı getirmişsin

Sana gölge olsun

Ağır hazinemi bol akçemi getirmişsin

Sana harçlık olsun

Kırk ince belli kız ile Burla Hatun'u getirmişsin

Sana esir olsun

Kırk yiğit ile oğlum Uruz'u getirmişsin

Kulun olsun

Tavla tavla koç atlarımı getirmişsin

Sana binek olsun

Katar katar develerimi getirmişsin

Sana yük taşıyıcı olsun

İhtiyarcık anamı getirmişsin

Bre kâfir anamı ver bana

Savaşmadan vuruşmadan çekileyim

Geri döneyim gideyim belli bil

dedi. Kâfir der:

Bre Kazan

Penceresi altın otağını getirmişiz

Bizimdir

Kırk ince belli kız ile

Boyu uzun Burla Hatun'u getirmişiz

Bizimdir

Kırk yiğit ile oğlun Uruz'u getirmişiz

Bizimdir

Tavla tavla koç atlarını

Katar katar develerini getirmişiz

Bizimdir

İhtiyarcık ananı getirmişiz

Bizimdir

Sana vermeyiz, Yayhan Keşiş oğluna veririz, Yayhan Keşiş oğlundan oğlu doğar, biz onu sana hasım koruz” dediler. Çoban hiddetlendi, dudakları kabardı. Çoban der:

Bre dini yok akılsız kâfir

Aklı yok derneksiz kâfir

Karşı yatan karlı dağlar ihtiyarlamıştır otu bitmez

Kanlı kanlı ırmakları ihtiyarlamıştır suyu gelmez

Yiğit yiğit atlar ihtiyarlamıştır tay vermez

Kızıl kızıl develer ihtiyarlamıştır yavru vermez

Bre kâfir Kazan'ın anası ihtiyarlamıştır oğul vermez

Dölünü almaktan sefan var ise Şökli Melik, kara gözlü kızın var ise, getir Kazan'a ver, bre kâfir senin kızından oğlu doğsun, siz onu Kazan Beğe hasım koyasınız” dedi.

Bu sırada kudretli Oğuz beyleri yetişti. Hanım görelim kimler yetişti. Kara Dere ağzında Kadir veren, kara boğa derisinden beşiğinin örtüsü olan, hiddeti tutunca kara taşı kül eyleyen, bıyığını ensesinde yedi yerde düğümleyen, yiğitler ejderhası, Kazan Bey'in kardeşi Kara Göne dört nala yetişti. “Çal kılıcını kardeş Kazan, yetiştim” dedi.

Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Demir Kapı Derbendi'ndeki demir kapıyı tepip alan, altmış tutam alaca mızrağının ucunda er böğürten, Kıyan Selçuk oğlu Deli Dundardört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

Bunun ardınca hanım görelim kimler yetişti: Hemid ile Merdin kalesini tepip yıkan, demir yaylı Kapçak Melik'e kan kusturan, gelerek Kazan'ın kızını erlik ile alan, Oğuz'un ak sakallı ihtiyarlarının görünce o yiğidi takdir ettiği, al ipekli şalvarlı, atı deniz ördeği püsküllü, Kara Göne oğlu Kara Budak dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: Destursuzca Bayıdır Han'ın düşmanını bastıran, altmış bin kâfire kan kusturan, ak boz atının yelesi üstünde kar durduran, Gaflet Koca oğlu Şîr Şemseddin dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: Parasarın Bayburt Hisarı'ndan fıkrayıp uçan, ap alaca gerdeğine karşı gelen, yedi kızın ümidi, kudretli Oğuz'un imrenileni, Kazan Bey'in inançlısı, boz aygırlıBeyrekdört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

Bunun ardında hanım görelim kimler yetişti: Dönüp baksa çalımlı, kartal hünerli, süslü eklem kuşaklı, kulağı altın küpeli, kudretli Oğuz beylerini bir bir atından yıkıcı, Kazılık Koca oğlu Bey Yigenekdört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

Bunun ardınca görelim hanım kimler yetişti: altmış ögeç derisinden kürk eylese topuklarını örtmeyen, altı ögeç derisinden külâh etse kulaklarını örtmeyen, kolu budu irice, uzun baldırları ince, Kazan Bey'in dayısı, at ağızlı Aruz Koca dört nala yetişti. “Çal kılıcını beyim Kazan, yetiştim” dedi.

Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Giderek Peygamber'in yüzünü gören, gelerek Oğuz'da sahabesi olan, hiddeti tutunca bıyıklarından kan çıkan, bıyığı kanlı Bügdüz Emen dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

Bunun ardınca görelim kimler yetişti: Kâfirleri it ardına bırakıp horlayan, yurttan çıkıp Aygır Gözler suyundan at yüzdüren, elli yedi kalenin kilidini alan, Ak Melik Çeşme kızına nikâh eden, Sofı Sandal Melik'e kan kusturan, kırk cübbe bürünüp otuz yedi kale beyinin dilber kızlarını çalıp bir bir boynunu kucaklayan, yüzünden dudağından öpen, Eylik Koca oğlu Alp Eren, dört nala yetişti. “Çal kılıcını ağam Kazan, yetiştim” dedi.

Sayılmakla Oğuz beyleri tükense olmaz, hep yetiştiler. Arı sudan abdest aldılar, ak alınlarını yere kodular, iki rekât namaz kıldılar Adı güzel Muhammed'e salâvat getirdiler, derhâl kâfire at saldılar, kılıç çaldılar. Gümbür gümbür davullar dövüldü, burması altın tunç borular çalındı. O gün ciğerinde olan er yiğitler belirdi. O gün nâmertler sapa yer gözetti. O gün bir kıyamet savaş oldu, meydan dolu baş oldu. Başlar kesildi top gibi. Yiğit yiğit atlar koştu, nalı düştü. Alaca alaca mızraklar saplandı. Kara çelik öz kılıçlar çalındı, ağzı düştü. Üç kanatlı kayın oklar atıldı, temreni düştü. Kıyametin bir günü o gün oldu. Bey hizmetkârından, hizmetkâr beyinden ayrıldı.

Dış Oğuz beyleri ile Deli Dundar sağdan tepti. İç Oğuz beyleri ile Kazan merkeze tepti, Şökli Melik'e havale oldu, Şökli Melik'i böğürderek attan yere düşürdü, derhal kara başını tutup kesti, parçalayarak alaca kanını yer yüzüne döktü. Sağ tarafta Kara Tüken Melik'e Kıyan Selçukoğlu Deli Dundar karşı geldi, sağ yanını kılıçladı, yere düşürdü. Sol tarafta Buğacık Melik'e Kara Göne oğlu Deli Budak karşı geldi, altı dilimli gürz ile tepesine şiddetle tutup vurdu, dünya âlem gözüne karanlık oldu, at boynunu kucakladı, yere düştü. Kazan Bey'in kardeşi kâfirin tuğu ile sancağını kılıçladı yere düşürdü. Derelerde tepelerde kâfire kırgın girdi, leşine kuzgun üşüştü. On iki bin kâfir kılıçtan geçti. Beş yüz Oğuz yiğitleri şehit oldu. Kaçanını Kazan Bey kovalamadı, aman diyenini öldürmedi. Kudretli Oğuz beyleri ganimet aldı.

Kazan Bey ordusunu, çoluğunu çocuğunu, hazinesini aldı geri döndü. Altın tahtında yine evini dikti. Karacık Çoban'ı tavlacıbaşı eyledi. Yedi gün yedi gece yeme içme oldu. Kırk tane kul, kırk cariye oğlu Uruz'un başına âzât eyledi. Kahraman koç yiğitlere çok ülke verdi, şalvar, cübbe, çuha verdi. Dedem Korkut gelerek destan söyledi deyiş dedi, bu Oğuzname'yi düzdü koştu, böyle dedi.

Hani dediğim bey erenler

Dünya benim diyenler

Ecel aldı yer gizledi

Fâni dünya kime kaldı

Gelimligidimli dünya

Ahir son ucu ölümlü dünya

Dua edeyim hanım: Karlı kara dağların yıkılmasın. Gölgeli büyük ağacın kesilmesinTaşkın akan güzel suyun kurumasın. Kadir Tanrı seni nâmerde muhtaç etmesin. Koşar iken ak boz atın sendelemesin. Vuruşunca kara çelik öz kılıcın çentilmesin. Dürtüşürken alaca mızrağınufanmasın. Ak sakallı babanın yeri cennet olsun. Âmin diyenler Tanrı'nın yüzünü görsün. Ak alnında beş kelime dua kıldık, kabul olsun. Allah'ın verdiği ümidin kesilmesin. Derlesin toplasın günahınızı adı güzel Muhammed Mustafa yüzü suyuna bağışlasın hanım hey!...

Yorumlar (0 yorum)
Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.