Hep diyorum ya!.. Hızına yetişmekte, ayak uydurmakta oldukça zorlanıyoruz. Nefes nefese kalıyoruz!..
Gazeteciler olarak aman vermez bir gündem ile uğraşıyoruz. Ana başlıklarıyla hem iç hem de dış politik konularda…
Böyle kritik ve ülke bütünlüğü için gayet nazik durumlarda akil insanlardan ne beklersiniz?.. Üstelik devletin en üst makamlarında görev yapmışlarsa… Üstelik unvanlarının önünde ‘E’ varsa… Üstelik “Cumhurbaşkanları” sıralamasında da yer almışsa…
Cevap zaten soruda saklı!..
Diyeceğim;
11’nci Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, uluslararası fikir ve analiz platformu Project Syndicate’te 5 Ekim'de yayımlanan "Iran’s Moment of Opportunity" (İran’ın Fırsat Anı) başlıklı makalesinde, Orta Doğu’da tırmanan çatışma ortamını, ABD'nin bölgedeki stratejik aşınmasını ve Tahran yönetiminin önündeki kritik diplomatik eşikleri kapsamlı bir şekilde değerlendirdi. Gül’ün makalesi Türkiye’de neredeyse hiç duyulmadı ve ses getirmedi. Bunun üzerine, Abdullah Gül, makalesini kendi şahsi internet sitesinde 3 gün önce bir daha yayınladı. Başlık, ”11 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den İran analizi: Fırsat penceresi kapanıyor” şeklindeydi.
***
“Fırsat penceresi kapanıyor”…
Çok çarpıcı bir başlık gibi geldi bana!.. Tam da Abdullah Gül usulü… İnce ve derinden!.. Makaleden alıntılar yapınca -sanırım- ne anlatmak istediğimi kolayca fark edebileceksiniz.
Bir yerlere gönderme 1;
The New York Times’ın 7 Nisan tarihli haberinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun ABD Başkanı Donald Trump’ı İran’a saldırmaya nasıl ikna ettiğinin ayrıntılarıyla yer aldığını belirten Abdullah Gül, bu tablonun iki temel zaafı açığa çıkardığına dikkat çekti:
"İlk olarak bu durum, nükleer silaha sahip bir süper gücün ne kadar kolay bir şekilde savaşa sürüklenebildiğini gösteriyor. Savaş ve barış söz konusu olduğunda karar alma mekanizmalarının son derece sağlam olması gerekirdi. İkinci olarak, Amerikan yönetiminin Venezuela’daki askeri başarısının yarattığı aşırı özgüven, İran müdahalesine zemin hazırladı. Trump yönetimi askeri güçle durdurulamaz olduğunu düşündü; fakat İran’da tablonun çok daha çetrefilli ve zor olduğu görüldü.."
(Aşırı özgüven, ikna gücü ve karar alma mekanizmalarının sağlamlığı vurgularına dikkat -AHT-)
Bir yerlere gönderme 2;
Gelişmelerin Körfez ülkeleri açısından da bir dönüm noktası olduğunu vurgulayan 11. Cumhurbaşkanı Gül, 2019 yılında Suudi petrol tesisleri vurulduğunda ABD’nin güvenlik garantörü rolünü yerine getiremediğini hatırlattı.
"Körfez ülkelerinde konuşlu ABD varlıkları, bir güvenlik kalkanı olmak yerine açık birer hedefe ve zafiyete dönüştü. ABD artık bölgede güvenilir bir güvenlik ortağı olarak görülmüyor. Körfez ülkeleri yalnızca savunma alanında değil, ticaret dahil her sahada ortaklıklarını çeşitlendirme yoluna gidecektir. Bu durum ABD’nin bölgedeki hâkimiyetini daha da zayıflatacak ve özellikle 2023’teki Suudi-İran yakınlaşmasına aracılık eden Çin, bu sürecin en büyük kazananı olacaktır."
(Güvenilmez ABD, güvenlik garantörü rolünü yerine getirememe ve Çin vurgusuna dikkat -AHT-)
Bir yerlere gönderme 3;
Abdullah Gül, Tahran yönetimine kritik bir uyarıda bulundu:
"İran çok dikkatli adım atmalı; kısa vadeli avantajları uzun vadeli kazanımlarla karıştırmamalıdır. Güçlü hasımlara karşı direnmiş olmanın getirdiği gurur, Tahran liderliğini maksimalist talepler peşinde koşmaya itebilir. Fakat bu ters tepecektir. İran liderliği bu anı yakalamalı ve elde ettiği pozisyonu yapıcı bir sonuca dönüştürmelidir."
(Maksimalist talepler vurgusu. İsterseniz, ben, kendi güvenliğimi düşünerek burada yoruma girmeyeyim -AHT-)
Bir yerlere gönderme 4;
Gül, İran’ın Körfez ülkeleri ve özellikle Suudi Arabistan ile ilişkilerini yeniden tanımlaması gerektiğinin altını çizdi. İsrail’in Suudi Arabistan’ı İran karşıtı cepheye çekme çabalarına rağmen Riyad yönetiminin sağduyu göstererek bu oyuna gelmediğini hatırlatan Gül, İran’ın bölgesel vekil güçler (proxy) politikasını da açık yüreklilikle masaya yatırması gerektiğini belirtti:
"İran, bölgedeki vekil güçlerine bel bağlama stratejisinin kendisine hiçbir fayda sağlamadığını, aksine Arap devletlerini hasımlarının kucağına ittiğini görmelidir. Körfez ülkelerinin Washington’a olan bağımlılıklarını sorguladığı böylesi kritik bir dönemde, bu ülkelere karşı düşmanca tavırları sürdürmek Tahran’ın stratejik kazanımlarını baltalar ve Arapları yeniden eski ittifaklara mecbur bırakır. Bölgesel dengenin tesisi için Tahran ve Riyad’ın ilişkilerini tamamen normalleştirmesi şarttır."
(Acaba Mekke Anlaşması’na üstü kapalı bir eleştiri mi var? Washington bağımlılığı ile ne kastediliyor? -AHT-)
Bir yerlere gönderme 5; İşte burası zurnanın zırt dediği yer!..
"FIRSAT PENCERESİ KAPANIYOR: ARA SEÇİMLERDEN ÖNCE HAREKETE GEÇİLMELİ"
"Bu fırsat penceresi hızla kapanıyor. ABD’de Kasım ayında yapılacak Kongre ara seçimlerinin ardından Trump yönetimi bir anlaşmaya varma konusunda aynı aciliyeti hissetmeyebilir. Hatta Cumhuriyetçilerin sandıkta uğrayabileceği olası bir yenilginin ardından intikamcı reflekslerle daha sert politikalara yönelebilirler. Dolayısıyla İran, müzakere gücü zayıflamadan önce elini çabuk tutmalıdır.
İran nasıl acele etmeliyse, karşı taraf da Tahran’ın güvenlik kaygılarını ve onlarca yıldır süren düşmanca tutumun yarattığı tehdit algısını hesaba katmalıdır. Asıl mesele, rejimin güvenlik endişeleri ile İran halkının barış ve refah içinde güvenle yaşama hakkını ortak bir zeminde uzlaştırabilmektir."
(Trump’ın ara seçimlerde kaybetme olasılığı… Acaba bu uyarı sadece İran yönetimine mi? -AHT-)
***
Naçizane kanaatim; Abdullah Gül, büyük bir ustalık ve ince diplomasi diliyle, “Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” demiş!..