Yüksek müsaadelerinizle, yazının en can alıcı kısmını – ara sıra yaptığımız gibi – sona bırakacağım…
En baştan ifadeyim, bu bir sağlık yazısı değildir. Konumuz iç siyaset…
Tıp uzmanları diyor ki; “Demans genellikle 65 yaş ve üzeri bireylerle ilişkilendirilse de, daha genç yaşlardaki insanları da etkileyebilir. 65 yaşından önce ortaya çıkan demans vakalarına Genç Başlangıçlı Demans (veya Erken Başlangıçlı Demans) adı verilir. Bu durum 30'lu, 40'lı veya 50'li yaşlardaki bireylerde de teşhis edilebilmektedir.”
Demans nasıl bir hastalık? Onu da kısaca izah etmeye çalışalım;
“Bunama olarak da bilinen Demans, beyin hücrelerinin zarar görmesi sonucu, düşünme, hatırlama ve muhakeme gibi zihinsel işlevlerin kişinin günlük yaşamını ve aktivitelerini etkileyecek düzeyde kaybıdır. İnsan beyninde geçmişte sağlıklı olan sinir hücrelerinin doğru çalışamaz hale gelmesi sonucu diğer beyin hücrelerinin aktivitelerini kaybetmesi ve ölmesi demansın nedenidir. Demansın en yaygın belirtisi hafıza kaybıdır. Hafıza sorunları olduğu için kişilerin yaptığı konuşmaları anımsamaması, sürekli aynı şeyleri tekrar etmesi ya da sorması demans belirtisi olarak ortaya çıkar. Demans belirtileri nedene bağlı olarak değişir.”
***
Ülkemizde en bildik ve tanıdık siyasi liderlerin yaşlarını da hatırlayalım;
Özgür Özel, Yeni Parti, doğum yılı 1974, yaş 52
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP, doğum yılı 1948, yaş 77
Devlet Bahçeli, MHP, doğum yılı 1948, yaş 78
Müsavat Dervişoğlu, İYİ Parti, doğum yılı 1960, yaş 66
Mustafa Destici, Büyük Birlik Partisi, doğum yılı 1966, yaş 60
Ali Babacan, DEVA Partisi, doğum yılı 1967, yaş 59
Fatih Erbakan, Yeniden Refah Partisi, doğum yılı 1979, yaş 47
Mahmut Arıkan, Saadet Partisi, doğum yılı 1977, yaş 49
Yavuz Ağıralioğlu, Anahtar Parti, doğum yılı 1972, yaş 54
Erkan Baş, Türkiye İşçi Partisi, doğum yılı 1979, yaş 47
***
Sakın ha, yanlış anlaşılmasın!.. Amacım, “yaşlı siyasetçiler” tartışmasına falan girmek değil. Üstelik, devlet ve siyaset hayatında, tecrübeye ve bilgeliğe çok önemserim. Ve bu da ancak belirli bir yaş çıtasının üstünde olur. Yine yanlış anlaşılmalara ve sağa sola çekiştirmelere mahal vermemek için yakın geçmişimizden örnek vereyim. Merhum Süleyman Demirel ile merhum Bülent Ecevit’in gençlik dönemleri ile olgunluk dönemlerindeki siyasi hayatını ve Türkiye’ye neler katamayıp neler kattıklarını incelemeniz yeter de artar.
İlerleyen yaş, aktif siyaset yapmaya, koca koca partileri idare etmeye hatta devlet yönetiminin direksiyonunda oturmaya asla mani değildir. Yeter ki sağlıkları tam yerinde olsun!..
Bülent Ecevit'e Başbakanlık yaptığı (1999-2002) dönemin sonlarında Miyastenia Gravis (Ağır Kas Güçsüzlüğü), Parkinson, sol bacakta tromboflebit (damar iltihabı ve pıhtı), kaburga kırığı ve sindirim sistemi problemleri teşhisi konmuştu. Bülent Ecevit'in göreve devam edip edemeyeceği parti içinde ve kamuoyunda yoğun şekilde sorgulanmış, çekilmesi yönünde çağrılar yapılmıştı. Ecevit ise çoğu zaman evinden çalışarak durumu kurtarmaya çalışmıştı. Sonrası da malumunuz!..
***
Siyaset kulislerine dalıp çıkmak günlük hayatımızın doğalı!.. Hafta sonu, Türkiye’nin önemli büyük bir siyasi partisinin çok değerli ve etkin bir kurmayı ile bir aradaydım. Siyasi gelişmeleri, partisinin geleceği ve Genel Başkanı’nın tartışma yaratan son çıkışlarını değerlendirirken, “bizimkine demans teşhisi kondu” diye ağzından kaçırıverdi. Hayret ve şok içinde “nasıl yani” diye yerimden zıplayınca okun yaydan çıktığının farkına vardı. “Sakın ha yazma” dedi. Böyle bir haberin kamuoyundan saklanamayacağına istemeyerek de olsa ikna oldu. Genel Başkan’ın adını yazmamak ve bazı bilgilerin off the record kalması şartıyla mutabakata vardık. O sohbetten sadece şu kadarını aktarabilirim. Kaynağım şunları söyledi;
“Genel Başkan ile bir konuyu değerlendirmeye alıyoruz. 1 saat önce söylediğini unutuyor ve hiç söylememiş gibi tekrar tekrar anlatıyor. Zaten buna son zamanlarda çok sık şahit oluyorduk.”