Aliyev Gemileri Niye Yaktı?

YAYINLAMA
01 Kasım 2026 01:52
GÜNCELLEME
01 Kasım 2026 02:08

Bunun birkaç nedeni var, bir o kadar da cevaplanması gereken soru…

Ama o kısma geçmeden önce haberin ortasından başlamamak için kısaca ne olmuştu, bir bakalım:

Olay, Azerbaycan’da devlet okullarına getirilen yeni kıyafet kurallarının bazı okul yönetimleri tarafından başörtülü öğrenci ve öğretmenleri içeri almama şeklinde uygulanmasıyla başladı.AK Partili vekillerden gelen tepkiler derken Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral’ın açıklamasıyla ipler iyice gerildi.

Azerbaycan, aralarında siyasetçi, gazeteci ve akademisyenlerin de bulunduğu 31 Türkiye vatandaşının ülkeye girişini yasakladı. Ardından Oktay Saral’ın Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanlığı görevi sona erdi.

İşler düzelsin diye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İlham Aliyev’i bizzat arayarak Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi’ne davet etti. Sonra araya Devlet Bahçeli girdi. Yaptığı açıklamalarla ortamı yumuşattı.

Bunun üzerine Azerbaycan’ın Ankara Büyükelçisi Reşad Aslanov, Bahçeli’yi makamında ziyaret etti. Görüşmede “karşılıklı saygı, eşit ortaklık, güven ve kardeşlik” vurgusu yapıldı. Bahçeli, Aslanov ile kol kola girerek verdiği samimi görüntüler ile “Devlet aklı işi çözdü.” mesajını verdi.

Yani arka planda “devlet diplomasisi” yürütüldü.

Ama inatla işi yokuşa sürmek isteyen Aliyev, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda ters raket yaparak Ankara’da düzenlenecek zirveye katılmayacağını bildirdi.

Üstelik bu zirvede Türk Devletleri Teşkilatının dönem başkanlığı Azerbaycan’dan Türkiye’ye devredilecekti.

Aliyev’in katılmaması için resmî gerekçe olarak yoğun çalışma programı ve Bakü’de düzenlenen FIFA U-15 Dünya Kupası’nın ödül töreni gösterildi.

Azerbaycan hükümeti bu durumu, 2024 yılında Şuşa’da düzenlenen TDT Gayriresmî Zirvesi’ne Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılmadığını, Türkiye’yi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın temsil ettiğini ve Erdoğan’ın o gün EURO 2024’teki Türkiye-Hollanda çeyrek final karşılaşmasını izlemek için Almanya’ya gittiğini hatırlatarak “devletler arasındaki ilişki kısasa kısastır” demek istediler. Haklılar da.

Aynı zamanda Azerbaycan, “Sen benim ağabeyim değilsin. Biz Türkiye’nin yavru vatanı değiliz; iki ayrı ve eşit devletiz.” demeye getirdi.  

Elbette bu durum Erdoğan’ın, büyüklerimizin deyişiyle, façasını bozdu.

Erdoğan da TDT Zirvesi’nde yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:“Türk dünyasının aile fotoğrafında ayrılığa, gayrılığa, ihtilafa yer yoktur. Hepimiz biriz, beraberiz, ezelden ebede kadar inşallah kardeşiz.”

Elbette böylesine önemli bir zirvede avamca bir fırça veya uyarı çekmek iletişim açısından yanlış olurdu. Bu nedenle Erdoğan, “yer yoktur” diyerek hem alttan alan hem de uyaran bir ifade seçti.

Şunu hatırlatmakta da fayda var:Gerek Batı ülkeleri olsun gerek Körfez ülkeleri gerek Afrika ülkeleri gerek bazı Türk devletleri arasında gerekse de basında ve sosyal medyada Türkiye, Türk dünyasının “babası, ağabeyi ve baş devleti”; Erdoğan ise “baş reis” olarak görülüyor ve bu şekilde yansıtılıyor.

Azerbaycan bu durumdan oldukça rahatsız ve bu algıyı yıkmak istiyor.

Bunu da Aliyev’in Türkiye’nin adını vermeden doğrudan Türkiye’ye gönderdiği şu mesajdan anlıyoruz:

“Birine ders verme, onu eğitme, bağımsız bir ülkeye nasıl yaşayacağını, ne yapacağını ve ne yapmayacağını açıklama konusunda ahlaki hakkınız var mı? Bize yönelik her türlü saygısızlık, haksız bir üstünlük duygusunun her türlü tezahürü ve birilerinin bize bir şey dikte edebileceğine dair haksız bir fikir, direnişimizle karşılandı ve kararlı duruşumuzla karşılanmaya devam edecektir.”

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı mesajını da es geçmeyelim:

“Sayın Cumhurbaşkanı, Aziz Kardeşim,Kardeş Türkiye Cumhuriyeti’nin millî bayramı olan 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle size ve sizin şahsınızda tüm Türkiye halkına kendi adımdan ve Azerbaycan halkı adına en samimi tebriklerimi ve iyi dileklerimi iletmekten memnuniyet duyuyorum.Azerbaycan ile Türkiye’yi tarihin sınavlarından geçmiş gerçek dostluk ve kardeşlik bağları bağlamaktadır. 2021 yılında sizinle birlikte imzaladığımız Şuşa Beyannamesi ile ülkelerimiz arasındaki ilişkiler en yüksek seviyeye, müttefiklik düzeyine ulaşarak nitelik olarak yeni bir içerik ve mahiyet kazanmıştır.Bu bayram gününde size sağlam sağlık, mutluluk, yüce devlet görevinizde başarılar; kardeş Türkiye Cumhuriyeti’ne ve halkına daima huzur ve refah diliyorum.”

Bu kutlama mesajından anlayacağınız üzere Aliyev, bir taraftan mesafe koymak istiyor, diğer taraftan Erdoğan ile bağını koparmamaya dikkat ediyor.

Eee, babası Haydar Aliyev KGB’de yetişmiş, SSCB’de üst düzey görevlerde bulunmuş biri. Siyaset yapmayı çok iyi bilen bir isim ve böyle bir babanın yetiştirdiği bir evlattan böyle stratejik davranışlar beklenir.

SORULMASI GEREKEN SORULAR VE “NİYELER”

Başlıkta, “Aliyev gemileri niye yaktı?” diye sormuştum.

Şimdi ise soruyu biraz değiştiriyorum:Aliyev gerçekten gemileri yaktı mı, yoksa yalnızca yakmış gibi mi göründü?“

Ne geveliyorsun?” dediğinizi duyar gibiyim.Hemen anlatayım:

1. Başörtüsü tartışmasıyla başlayan kriz danışıklı dövüş olabilir. Ama asıl soru şu: Eğer öyleyse iki kardeş devlet bu gerilimden ne kazanacak?

2. Aliyev, Türkiye ile arasına mesafe koyarak İsrail’e daha fazla yakınlaşmayı planlıyor olabilir. İsrail, İran’ı mezhepsel ve etnik fay hatları üzerinden birkaç parçaya bölmek istiyor. Biraz romantik ve duygusal bir ihtimal ama Azerbaycan açısından “Güney Azerbaycan’ı İran’dan geri almak” için fırsat olarak görülüyor olabilir. Malumunuz, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik yeni saldırı ihtimali de uzun süredir tartışılıyor. Ancak İran’ın parçalanmasının Azerbaycan açısından göç, sınır güvenliği ve etnik çatışma gibi ağır riskler yaratacağını da unutmamak gerekiyor.

3. İsrail’le yakınlığını, Washington ve Batılı başkentler nezdindeki stratejik değerini artırmak için kullanmak istiyor olabilir.

KOPUŞ KİME KAYBETTİRİR?

Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkinin yalnızca “kardeşlik” söyleminden ibaret olmadığını enerji ve ticaret rakamları açıkça gösteriyor.

Türkiye Dışişleri Bakanlığının 2025 verilerine göre Türkiye, Azerbaycan’a 3,136 milyar dolarlık ihracat yaparken bu ülkeden 3,944 milyar dolarlık ithalat gerçekleştirdi.

Toplam ticaret hacmi 7,08 milyar dolar, Türkiye’nin verdiği dış ticaret açığı ise 808 milyon dolar oldu.Bu açıkta enerji ürünleri belirleyici bir yere sahip.

Bakanlığın ürün dağılımına göre Azerbaycan’dan yapılan ithalatta ham petrolün payı yüzde 59,53, doğal gazın payı yüzde 24,92, petrol ürünlerinin payı ise yüzde 2,93 olarak kayıtlara geçti.

Azerbaycan Enerji Bakanlığının açıklamasına göre Türkiye’ye 2025 yılında 9,6 milyar metreküp doğal gaz gönderildi.

Türkiye’nin aynı yıl yaptığı toplam 58,34 milyar metreküplük doğal gaz ithalatı dikkate alındığında Azerbaycan’ın payı yaklaşık yüzde 16,5 seviyesinde.

Yani Türkiye’nin ithal ettiği yaklaşık her 6 metreküp doğal gazın 1 metreküpü Azerbaycan’dan geliyor.

Bakü-Tiflis-Ceyhan hattından taşınan Azerbaycan petrolünün büyük bölümü Ceyhan’dan tankerlerle Avrupa’ya ve dünya pazarlarına gönderiliyor. Türkiye’nin Azerbaycan’dan ayrıca ham petrol ithalatı bulunmakla birlikte BTC üzerinden taşınan petrolün Türkiye’nin iç tüketimindeki doğrudan payı oldukça sınırlı.

Dolayısıyla Türkiye enerji bakımından kısmen Azerbaycan’a bağımlı. Kısmen diyorum; birinci sırada Rusya, sonra Azerbaycan geliyor. Ama Azerbaycan, kısa sürede ve aynı maliyetle yerine başka bir ülkenin konulabileceği sıradan bir tedarikçi de değil.

Türkiye’nin LNG, ABD, Cezayir, Katar, İran, Karadeniz gazı ve farklı boru hatları gibi alternatifleri var. Irak ise altyapı ve güvenlik koşullarının oluşması hâlinde ilerleyen dönemde bu seçeneklerden biri olabilir.

Türkiye’nin seçenekleri Azerbaycan’a kıyasla daha çeşitli olabilir. Buna rağmen olası bir kopuşun kazananı olmaz.

Azerbaycan enerji ve transit bağlantılarında, Türkiye ise arz güvenliği ve Kafkasya’daki stratejik derinliğinde ciddi kayıp yaşar.

Ancak Avrupa bağlantıları, NATO üyeliği, Rusya ile kurduğu iletişim, ekonomik büyüklüğü ve coğrafi gücü düşünüldüğünde Türkiye bu denklemi yönetebilir.

“Tek Millet, İki Devlet” anlayışına ağır zarar verecek bir kopuşun uzun vadeli maliyeti ise Bakü için daha ağır olabilir.

Peki Azerbaycan-İsrail yakınlaşması ne zaman başladı?

İsrail, Azerbaycan’a göbeğine kadar nasıl bağlandı?

Bu soruların cevaplarını ise bir sonraki yazıda arayalım…

Yorumlar (0 yorum)
Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.