Bir ara İsrail ürünlerini boykot ediyorduk, hatırladınız mı?
Market raflarının önünde markaları araştırıyor, birbirimize listeler gönderiyorduk. Şunu alma, bunu kullanma, onun yerine şunu tercih et…
Peki sonra ne oldu?
Boykota devam edenleri bir kenara koymuyorum. Ama ilk günlerdeki kadar konuşmuyoruz.
Ben de merak ettim: Bu kadar insan alışveriş alışkanlığını gerçekten değiştirebildi mi? İsrail’e ekonomik bir etkisi oldu mu? Yoksa zarar, burada o ürünü satan işletmecide mi kaldı?
Araştırmaya bu sorularla başladım. Açıkçası karşıma birkaç marka ve birkaç rakam çıkar, mesele anlaşılır diye düşünüyordum. Öyle olmadı. Bir şirketin ortağı başka ülkede, üretimi başka yerde, Türkiye’deki işletmecisi bambaşka biri. Bazı boykot listelerinde şirketin sahibi bile yanlış yazılmış.
Biz daha kimin ürününü almadığımızı netleştirmeden boykotun sonucunu tartışıyoruz.
Mesela McDonald’s…
İsrail’deki işletmecisinin askerlere ücretsiz yemek vermesinin ardından farklı ülkelerde boykot edildi. Şirket yönetimi de işlerinin etkilendiğini kabul etti. Buraya kadar tamam; demek ki tepki karşılıksız kalmamış.
Sonra şirket, İsrail’deki 225 restoranı yerel işletmeciden satın alma anlaşması yaptı. Peki şirket İsrail’den çıktı mı? Hayır. Restoranları kendi bünyesine almak için anlaşma yaptı.
Benim takıldığım yer de burası. Bana göre boykot, şirketleri İsrail’e açıktan verdikleri destek konusunda daha temkinli davranmaya zorladı. Ama desteğin göz önünden çekilmesiyle tamamen kesilmesi aynı şey değil. Ben, açık desteğin azalmasını ilişkinin bittiği şeklinde okumuyorum.
BİR KAHVEYİ ALMAYINCA KİM KAYBEDİYOR?
Gelelim Starbucks’a. Türkiye’deki bir şubesinden kahve almadığımızda kimin kazancı azalıyor?
Starbucks ABD merkezli; Türkiye’deki mağazalarını Kuveyt merkezli Alshaya Grubu işletiyor. Ödediğimiz para önce buradaki işletmenin cirosuna giriyor. Maaş, kira, süt, nakliye, vergi… Küresel markaya yapılan ürün ve lisans ödemeleri de bu hesabın içinde. Türkiye sözleşmesinin ayrıntıları elimizde olmadığı için bir kahvenin kaç lirasının yurtdışına gittiğini söyleyemiyoruz.
Satışlar uzun süre düşerse işletmecinin kazancıyla birlikte çalışanların işi ve tedarikçilerin siparişleri de etkilenebilir. Şirket, kullandığı sütün tamamını Türkiye’deki yerel üreticilerden aldığını söylüyor. Yani zincirin bir ucunda buradaki süt üreticisi de var.
Bu riskin yaşanmış örneği de bulunuyor. Reuters, Mart 2024’te Alshaya’nın Orta Doğu ve Kuzey Afrika operasyonlarında iki binden fazla kişiyi etkileyen işten çıkarmalar planladığını bildirdi. Ancak haberde Türkiye için ayrı bir sayı verilmiyor.
Ha, yeni bir pazar bulunur mu? Bulunabilir. Ama bunun ne kadar süreceği belli değil. Bu ekonomik zincirin içerisindekiler için kısa vadede de olsa zarara yol açan bir süreç yaşanabilir.
Buraya kadar okuyunca “Biz boykot ederken kendi ekonomimize mi zarar veriyoruz?” diye düşünebilirsiniz.
Ben de tam burada hesabın devamına bakmak gerektiğini düşünüyorum.
Peki kahveyi karşıdaki yerli kafeden aldıysak? Para Türkiye ekonomisinden kaybolmadı, başka işletmeye geçti. Fakat bir mağazada işini kaybeden kişinin diğerinde hemen işe başlayacağının garantisi yok. Tedarikçinin yeni müşteri bulması da zaman alabilir.
Benim dikkat çekmek istediğim bu. Boykotun maliyeti yalnızca uzaktaki şirket sahibine ulaşmıyor. Buradaki çalışanı ve üreticiyi de etkileyebiliyor. Harcamayı nereye yönlendirdiğimiz, Türkiye ekonomisi açısından hesabın önemli bir parçası.
PEKİ BÜTÜN BUNLARDAN İSRAİL NASIL ETKİLENİYOR?
Starbucks örneğinde doğrulayabildiğimiz ticari hat, Türkiye’deki faaliyet, Kuveyt merkezli işletmeci ve ABD merkezli marka arasında. İsrail’e doğrudan bir para aktarımı iddiası kurulacaksa onun ayrıca belgesi gerekiyor.
Boykot çağrısı ise doğrudan para aktarımı dışında, şirketin tutumu veya ilişkileri nedeniyle de yapılabilir. O zaman amaç, markaya satış ve itibar baskısı uygulayarak belirli bir karar aldırmaktır.
Starbucks özelinde bu boykotun İsrail’e doğrudan ekonomik bir etkisi olmamış olabilir. Ama buradan bütün boykotların etkisiz olduğu sonucunu çıkarmıyorum. Diğer ürünlere yönelik boykotların, şirketlerin İsrail’le ticari bağlarına göre etkili olmuş olabileceğini düşünüyorum.
Bana göre katil İsrail üzerinde en güçlü baskıyı kurabilecek ülke ABD. Peki o baskıyı kurmak istiyor mu?
PEKİ TÜRKİYE’DE KAÇ İSRAİL ŞİRKETİ VAR?
Bu sorunun cevabını ararken 505 sayısıyla karşılaştım. Nisan 2024 tarihli haberlerde, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine dayandırılarak Türkiye’de 505 İsrail sermayeli şirket bulunduğu yazılıyor. Ancak dayanak gösterilen resmî tabloya doğrudan ulaşamadığım için bunu bugünün kesin sayısı olarak veremiyorum. Haber tarihiyle birlikte aktarıyorum.
Şirketlerin varlığını ise kendi kayıtlarından görebiliyoruz. Siber güvenlik şirketi Check Point’in İstanbul ve Ankara ofisleri bulunuyor. İlaç şirketi Teva’nın da Türkiye’de faaliyetleri ve pazarlanan ürünleri var. Yani bağlantılar yalnızca market raflarında aradığımız markalardan ibaret değil.
KİM KİMİ SATIN ALMIŞ?
Burada da satın alma, ortaklık ve finansmanı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Bir şirketin Türkiye’de ofis açması ile Türk şirketini satın alması farklı şeyler.
Örneğin İlaç Endüstrisi İşverenler Sendikasının sektör kataloğunda, Teva’nın 2007’de Medilaç’ı satın alarak Türkiye’deki faaliyetlerine başladığı bilgisi bulunuyor. Bu, adı ve tarihi belli bir satın alma örneği.
Üstelik sahiplikler zamanla değişiyor. Hazera’nın İsrail ve Hollanda’da merkezleri var, bağlı olduğu Limagrain ise Fransa merkezli. İsrail merkezli ADAMA da Çin sahipliğindeki Syngenta Group bünyesinde. Bir markanın geçmişini öğrenmek yetmiyor; bugünkü sahibine de bakmak gerekiyor.
Şirket el değiştirdi diye geçmişteki ilişkilerini unutacak değiliz. Ama desteğin bugün de sürdüğünü söylüyorsa onun belgesini de ortaya koymalıyız.
Boykota tekrar dönersek, etkisiz olduğunu düşünmüyorum. Şirketlerin ticari baskıyı kabul eden açıklamaları var. Ama tüketicinin gösterdiği çabanın karşılığını anlamak için sloganlardan sonra rakamlara ve kararlara da bakmalıyız. Basının da bu süreci sıkı takip edip topluma gerekli hatırlatmaları yapması gerektiğini düşünüyorum.
Araştırırken o kadar çok şeye ulaştım ki hepsini buraya elbette yazamam. Kaldı ki bir de yazıyı ikiye böldüm.
Bir sonraki yazıda bu kez rafın önünden çıkıp sevkiyatın peşine düşeceğiz: Türk malları İsrail’e nasıl gidiyor? Yerli ürüne yöneldiğimizde ekonomide ne değişiyor?