Acı Gün: 3 Ekim 2008…
Aktütün Karakolu Şehitleri…
Ben bu yazıyı tam bitirmiş, yayımlayacakken öğrendim ki bana felsefeyi sevdiren Prof. Dr. İoanna Kuçuradi hayatını kaybetmiş.
Allah rahmet eylesin, ailesine ve sevenlerine sabır versin. Türkiye bir değerini daha kaybetti.
Bana çok şey katan Kuçuradi, Çağın Olayları Arasında kitabında çağın sorunlarına ince ince dokunarak beni düşünmeye ve sorgulamaya itti; bazı gerçekleri görmeme ve ön yargılarımı kırmama yardımcı oldu.
Eğer okumadıysanız tavsiye edebileceğim bir kitap… İnsan hayatına dokunan toplumsal olayları âdeta bir gazeteci edasıyla anlattığı için felsefeden anlamayan bir insanın bile anlayabileceği kadar açık bir dile sahip.
Acı bir tesadüf…
Tam şehitlerimizi anıp “Terörsüz Türkiye” sürecinden bahsetmişken ölümüyle kendisini hatırlatıp bu yazıyı bana yeniden redakte ettirdi üstat.
***
Hadi, o günü bir hatırlayalım…
O dönem çok büyük tartışmalara neden olan saldırı, Hakkâri’nin Şemdinli ilçesinde, kamuoyunda Aktütün Karakolu olarak bilinen; Irak sınırına 4, İran sınırına ise 40 kilometre mesafede bulunan 13. Jandarma Sınır Bölük Komutanlığında cereyan etti.
Neden tartışma yarattığı kısmına da geleceğim.
Kayıtlara geçen bilgilere göre saldırı, 200 ila 400 PKK’lı teröristin ağır silahlarla Aktütün Karakolu’na Kuzey Irak’tan ateş açmasıyla başladı.

Amerikalıların ve İngilizlerin finanse edip eğittiği, ellerine kendi ürettikleri ağır silahları verdiği PKK’lılar; uçaksavarlar, farklı tiplerde füzeler ve çeşitli silahlarla Mehmetçiğimizin üzerine saldırdı.
Saldırıda 17 askerimiz şehit oldu, ikisi ağır 21 Mehmetçiğimiz yaralandı. Çatışma sırasında 23 PKK’lı terörist de öldürüldü.
Çatışmanın ardından iki askerimizle bağlantı kesilmiş, şehitlerimizin cansız bedenlerine 6 Ekim’de ulaşılmıştı.

Yaklaşık dokuz buçuk saat süren çatışma, PKK’lılar tarafından üç ayrı kamerayla kayda alınarak örgütün propaganda amacıyla kullandığı internet sitelerinde yayımlandı.
Bu görüntülerde örgüt mensuplarının Türkiye sınırını nasıl geçtikleri, silahlı intikali nasıl gerçekleştirdikleri ve çatışmadan kesitler yer alıyordu.
Taraf’ın askerî yazışmalara ve günlük durum raporlarına dayandırdığı haberlerine göre, yaklaşık dokuz buçuk saat süren çatışmada Aktütün’deki askerler uzun süre desteksiz kaldı; takviye birlikler ancak çatışmanın sonlarına doğru bölgeye ulaşabildi.
Mehmetçiğin yoğun ateşi ve direnişi sonucunda PKK geri çekilmek zorunda kaldı.
***
GELELİM TARTIŞMALI YÖNÜNE…
Saldırının ardından Taraf gazetesinin “Aktütün’ü İtiraf Edin Demiştik, Biz Açıklıyoruz” manşetiyle ve askerî yazışmalara dayandırarak yayımladığı haberler, kamuoyunda derin bir tartışma başlattı.
Açıklanan belgeler ve raporlarda yer alan iddialar yenilir yutulur cinsten değildi!
Taraf’ın haberleştirdiği belgelerdeki ayrıntılar şöyleydi:
Adım adım gelen istihbarat:
Haberlerde, saldırıdan bir ay önce İHA’ların bölgeye yönelen PKK’lı grubu tespit ettiği, GES Komutanlığı ve istihbarat birimlerinin ilgili makamları bilgilendirdiği ileri sürüldü.

Rapor numarasıyla kayıtlara geçen uyarılar:
Özellikle Van Asayiş Güvenlik Komutanlığı Harekât Merkezinde görevli nöbetçi İstihbarat Kurmay Binbaşı Zafer Kılıç imzasıyla, “gizli ve çok ivedi” ibaresiyle başta Genelkurmay Başkanlığı olmak üzere ilgili bütün birimlere gönderilen HRK.: 3070-69254-08/HRK.MRK. sayılı İç Güvenlik Harekât Günlük Durum Raporu’nda ayrıntılı uyarıların bulunduğu iddia edildi.
Raporda PKK’nın “önümüzdeki günlerde Yüksekova-Dağlıca köyünde konuşlu bulunan 3’üncü Motorlu Piyade Tabur Komutanlığına yönelik bir eylem hazırlığı içerisinde olduğu” bilgisinin bulunduğu; terörist grubun hareketliliğinden uçaksavar takviyelerine, hatta Mezi Deresi’nde bekletilen 25-30 katıra kadar birçok ayrıntının yer aldığı ileri sürüldü.

Canlı takip ve müdahalenin zamanlaması:
Saldırı günü İHA’ların aktardığı bölgedeki hareketliliğin canlı olarak izlendiği ancak hedeflere, çatışmanın yoğunlaştığı saatlerde müdahale edilebildiği öne sürüldü.

Açıklamalar ve raporlar arasındaki farklılıklar:
Dönemin Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Hasan Iğsız’ın “Hiçbir hasar yok.” şeklindeki açıklamasıyla söz konusu iç güvenlik raporlarındaki saat ve durum kayıtları karşılaştırıldı.
Takviye birliklerin intikal zamanı, Bayraktepe’deki mevzilerin durumu ve merkeze düşen havan mermilerine ilişkin kayıtlar arasındaki tutarsızlıklar basında geniş biçimde sorgulandı.

Taraf’ın “Aktütün’ü İtiraf Edin Demiştik, Biz Açıklıyoruz” başlığıyla sunduğu ve raporlara dayandırdığı habere ilişkin Genelkurmay Başkanlığı sessizliğe büründü; kamuoyunu tatmin edecek ayrıntılı bir açıklama yapılmadı.

O zamanlar dava açılması ve hapis yatma endişesi nedeniyle rahatça dile getirilemese de artık söyleyebiliriz:
Bugünden geriye doğru baktığımda, ordunun içindeki FETÖ-PKK iş birliğinin ve FETÖ-ABD-İngiltere ilişkisinin raporlara yansıdığını düşünüyorum.
FETÖ’den boşalan alanlarda ise Süleymancılar ile Menzilciler arasında bir güç mücadelesi yaşanıyor.
Bir gün onlar da FETÖ gibi olur mu, bilinmez?
Aslında bu konu hakkında söylenecek çok şey var ama huzur ve güven için “Susmak en büyük erdemdir.” sözüne sığınmak, sanırım en akıllıca davranış olacaktır.
Velhasılkelam Aktütün, yalnızca acısını yüreğimize gömdüğümüz bir saldırı değil; istihbaratın, ihmal iddialarının ve askerî bürokrasinin günlerce sorgulandığı derin bir süreç olarak hafızalara kazındı.
***
Şimdi diyeceksiniz ki:
“‘Terörsüz Türkiye’ sürecini destekleyen biri olarak bu saldırıyı neden yeniden hatırlattın?”
Anlatayım efendim…
Ama önce durumu daha iyi izah edebilmek için Aktütün şehitlerimizin memleketlerini parantez içinde özellikle belirtmek istiyorum:
Şehit J. Astsb. Çvş. Hasan ÖNAL (2006-M.90, Eskişehir)
Şehit P. Uzm. Çvş. Cahit YILDIRIM (1999-P.380, Erzurum)
Şehit P. Uzm. Çvş. Selçuk CAN (2002-Ulş.581, Osmaniye)
Şehit Uzm. J. I. Kad. Çvş. Hasan AYGÖR (2004-1146, Kırıkkale)
Şehit Uzm. J. I. Kad. Çvş. Egemen YILDIZ (2005-396, İzmir)
Şehit Uzm. J. I. Kad. Çvş. Ozan Onur İLGEN (2005-548, Adana)
Şehit J. Uzm. Onb. Rasim ESER (2007-140, Mersin)
Şehit P. Çvş. İlhan KÜÇÜKSOLAK (1987-4, Kastamonu)
Şehit P. Er Halil İbrahim ARALIK (1987-4, Kale/Denizli)
Şehit P. Er Muhammet AYDEMİR (1987-4, Artvin)
Şehit P. Er Davut İLBAŞ (1987-4, Siirt)
Şehit P. Er Ramazan YEŞİL (1987-4, Serik/Antalya)
Şehit J. Er Oktay KARAKELLE (1988-1, Bayburt)
Şehit J. Er Hakkı ARAN (1988-1, Diyarbakır)
Şehit J. Er Çağlar MENGÜ (1988-1, Ordu)
Kayıp durumdayken daha sonra cansız bedenlerine ulaşılan uzman çavuşlarımız:
Şehit Uzm. J. II. Kad. Çvş. Nurullah OYMAK (Afyonkarahisar)
Şehit Uzm. J. II. Kad. Çvş. M. Bahattin ERTURHAN (Sivas)

Tıpkı Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi omuz omuza, sırt sırta savaştık.
Tıpkı Afrin Harekâtı’nda olduğu gibi terörle mücadelede Kürdüyle Türküyle birlikte savaştık…
Daha önce de söylemiştim: Bu süreçte her iki tarafın da hoşuna gitmeyecek çok şey olacak.
Ama bu kan artık durmalı.

Levent Kırca, Okan Bayülgen’in programında şöyle demişti:
“Benim annem babam zamanında çukura düştü. Yıllar geçti, ben de çukura düştüm. Benim çocuğum da çukura düştü. Bu ülkenin sorunları düzelmedikçe gelecekte aynı çukura düşecek.”
Ve izninizle, Prof. Dr. İoanna Kuçuradi’nin üzerinde durduğu insan onuru ve etik yaklaşımından hareketle kendimize şu soruları sorarak bitirmek istiyorum:
Kuçuradi’nin de sık sık hatırlattığı Albert Camus’nün ifadesiyle:
“İyiyi isteme, aydınlanmamışsa kötüyü isteme kadar zarar verebilir.”
Yüksek veya haklı görülen bir amaç; politik bir hedef, kimlik ya da güvenlik gerekçesi, insan onurunun ve yaşam hakkının feda edilmesinin gerekçesi olabilir mi?
Biz bir soruna bakarken karşı tarafı “düşman” veya “öteki” olarak etiketleyip yok etmeye mi çalışıyoruz, yoksa ortadaki hak ihlalini giderecek ve insan onurunu koruyacak etik bir çözüm mü arıyoruz?
Ağzımızdan çıkan “barış”, “güvenlik”, “adalet” ve “özgürlük” kelimeleri gerçekten ne anlama geliyor? Yoksa bunları yalnızca kendi konumumuzu savunmak için birer silah gibi mi kullanıyoruz?
Aktütün şehitlerimizin ve bugüne kadar verdiğimiz bütün şehitlerimizin mekânı cennet olsun.
AA arşivi Aktütün Saldırı Haritası


