Memleketimin kötü bir huyudur; hep en uçlarda yaşamayı sever.
Ne yapsan beğendiremezsin, her zaman bir suç, bir kusur bulur. Çözüm de sunmaz sana, ölesiye vurur kırbacı.
Bu yazı nedeniyle “Sen şehit ailesini anlayamazsın”, “Gazinin derdini anlayamazsın”, “Hain, terör destekçisi” ya da “AK Parti yanlısı” gibi birbirinin tamamen zıddı suçlamalarla karşılaşacağımı biliyorum.
Açıkçası bu duruma çok takılmıyorum. Mesleğim gereği doğru olanı aktarmak ve farkındalık oluşturmak benim görevim.
Öncelikle evet, ateş düştüğü yeri yakar. O yüzden şehit ailelerini ve gazileri tam manasıyla anlamam söz konusu değil. Sadece onlarla konuşabilir, empati kurabilir ve endişelerini anlamaya çalışabilirim.
Ben savaş muhabiri de değilim, Körfez ülkelerine hiç gitmedim. 60’lı, 70’li, 80’li yılları da yaşamadım. Kürt değilim, Orta Doğu’da yaşamadım. Herhangi bir partinin destekçisi de değilim.
"Terörsüz Türkiye” sürecini gözlemlerken; tarih okumalarından, yaptığım araştırmalardan, geçmişe yönelik arşivlerden, büyüklerimizden ve ustalarımızdan dinlediklerimizden, güvenlik güçlerinin ve o bölgede yaşamış insanların aktardıklarından oluşan farklı çerçevelerden bakıyorum.
***
Malumunuz, bu tür süreçlerde provokatörler, provokasyonlar, iddialar, asıllı asılsız bilgiler ve açıklamalar sürüler hâlinde etrafta dolaşıp toplumu sarar.
Ve ortaya yeni bir iddia atıldı.
DEM heyetinin ardından Helin Ümit, Duran Kalkan ve Sabri Ok’tan oluşan Kandil heyetinin 1-2 Şubat’ta İmralı’da Öcalan ile görüştüğü ileri sürüldü.
DEM Parti ve PKK bu iddialara tepki göstererek kendileri tarafından açıklanmayan ve teyit edilmeyen bilgilere inanılmaması gerektiğini belirtti. Söz konusu iddiaların, sürece zarar vermek amacıyla ortaya atılmış bir provokasyon olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Ancak Rasti TV, görüşmeye ilişkin notlara ulaştığını iddia ederek diyalogları üç bölüm hâlinde paylaştı.
Diyalogları okurken bazı ifadelere kızdım, bazılarına tepki gösterdim; bazı tespitleri ise sürecin ilerlemesi açısından önemli buldum.
Diyalogda Öcalan’ın kendisi için yaptığı “davul-tokmak” benzetmesi ise beni gülümsetti. Malum, şu sıralar herkesin dilinde bir “davul-tokmak” benzetmesi var.
Öcalan’ın Kandil’deki yönetim kadrosunu açık bir şekilde eleştirmesini ise oldukça önemli buldum.
İngiltere’nin yalnızca kendi çıkarları doğrultusunda hareket ettiğini, sözlerini tutmadığını ve Türk-Kürt çatışmasından sürekli fayda sağladığını ekipçe tasdikleyip anlamış olmaları da olumlu bir gelişme.
Kısaca diyalogdan ve süreç boyunca çıkan birçok haberden anladığım kadarıyla onlar da bu süreçte oldukça kararlı ve sürecin zedelenmesini istemiyorlar. Genel olarak tablo bu…
Tepki gösterdiğim diğer ifadeler ise bana kalsın. Ama ayrıntılı biçimde değerlendirilmesi gereken nitelikte.
Üç bölümden oluşan diyaloglar oldukça uzun, o yüzden ayrıntılarına girmeyeceğim.
Ama şunu da belirtmek isterim:Eğer iddia doğruysa bu, radikal bir adımdır!
Ve bu, devletin terör sorununu kökten çözmede ne kadar kararlı olduğunu gösterir.
Peki, bu iddia doğruysa böyle bir görüşme yapılmalı mıydı?
Kesinlikle EVET.
Eğer bu işi hızlıca ve kökten çözmek istiyorsak sürece tüm uzuvlarıyla, kılcal damarlarına kadar herkesi dâhil etmek zorundayız.
Hem şehit ailelerimizi hem de gazilerimizi incitmeden, diğer taraftan Kürtlerin ve o coğrafyada yaşayan insanların penceresinden bakmak, empati kurmak zorundayız.
Bu sebepten soruyorum: Bazıları hoşumuza gidecek, bazılarıysa hiç hoşumuza gitmeyecek durumlarla karşılaştığımızda ne kadar kararlıyız ve toplum olarak ne kadar hazırız?
Ki bu sorular her iki taraf için de geçerli.
***
Bu iddia gündemdeki yerini korurken terör örgütü PKK/KCK’nın İran yapılanması PJAK’tan 27 Ağustos’ta bir açıklama geldi.
Bu zamana kadar cılız ve genelgeçer açıklamalar yapan örgüt, ABD ile İran arasında anlaşma sağlanamaması üzerine ABD’den destek alma umuduyla, Türkiye’yi doğrudan karşısına almadan konuştu.
PJAK Sözcüsü Rêwar Avdanan, “PKK’nın feshi bizi bağlamaz. Bizim PKK/KCK ile doğrudan bir bağlantımız yok. Ama İran’da da Türkiye’deki gibi bir süreç olursa o zaman silahlarımızı bırakırız.” dedi.
Bunlara ek olarak İran’da İKDP ve Komele gibi diğer Kürt silahlı grupları arasında dengeleyici bir unsur olduğu için PJAK’ın bağımsızlığını ilan etmesi, kendini feshetmeyip şansını sonuna kadar zorlayacağı zaten konuşuluyordu.
Fakat bu açıklama, akıllara ister istemez silah bırakmayı reddeden örgüt mensuplarının PJAK’a katılma ihtimalini gündeme getirdi.
Ki bu geçişler illaki yaşanacaktır. Aynı grup içinde yer alsan dahi fikir ayrılıkları olacaktır.
***
Geçtiğimiz günlerde Güvenpark’ta 47 gün boyunca eylem yapan gazi ve şehit aileleri, Oktay Saral ile gerçekleştirdikleri videolu görüşmenin ardından eylemlerini sonlandırdılar.
İlk günlerdeki polis müdahalesinin son derece yanlış ve saygısızca bir davranış olduğunu belirtmiş; yapılması gereken tek şeyin akil bir insanın ya da AK Parti veya MHP’den temsilcilerin gidip onlarla konuşması olduğunu söylemiştim.
ŞÜKÜR!
Sonunda doğru bir yaklaşım sergilendi. Keşke bunu en başında yapsaydınız.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, hakların iadesi konusunda “Ezanlar hürmetine” diyerek büyük bir söz verdi.
Meclis açıldığında verilen sözlerin tutulup tutulmadığını hep birlikte göreceğiz.