Bir FETÖ bir Süleymancılar bir tarikatçılar...

YAYINLAMA
16 Ağustos 2026 23:43
GÜNCELLEME
16 Ağustos 2026 23:44

Şimdi bana kızacak ve “Her tarikat, her cemaat aynı değil.” diyeceksiniz.

Evet, hepsi aynı değil belki. Ancak FETÖ ile Süleymancıların örgütlenme biçimlerine baktığınızda birçok noktada benzerlikler bulacaksınız.

**

Çok sayıda öğrenci yurdu açarlar. Dar gelirli fakat başarılı gençlerin büyük şehirlerdeki barınma sorununu çözerler.

Bu yurtlarda yalnızca kalacak yer sunmazlar, kendi müfredatları, yani kendi dinî anlayışları doğrultusunda eğitim de verirler.

Gençlerin iş sorununu çözer, iyi eğitim almalarını ve daha yüksek mevkilere gelmelerini sağlarlar. Kimilerinin şirket kurmasına, ticarette yükselmesine yardımcı olurlar.

Şirketlere bağlı vakıfları vardır. Kurban parası ve çeşitli yardım bağışları toplarlar. Ancak toplanan paraların büyük bir kısmının “harp zamanı” başlığı altında başka alanlarda kullanıldığı biliniyor. En azından FETÖ ve dünyada geçmişten günümüze var olan birçok dinî tarikat aynı mantığı uygulamıştır.

Ticaret ağları çoğunlukla kendi içlerinde işler.

Yani anlayacağınız, oldukça sıkı bir dayanışma içerisindedirler. Ancak başlangıçta dayanışma gibi görünen bu sistem, zamanla insanın barınmasını, eğitimini, işini, ticaretini ve sosyal çevresini kuşatan kapalı bir bağlılık ağına dönüşür.

Bu sıralamaya bakıldığında insanların neden hâlâ tarikatlara yöneldiğinin büyük ölçüde anlaşıldığını düşünüyorum. Elbette bunun birkaç kalemi daha var.

**

Örneğin Hasan Sabbah’ın kurduğu Haşhaşîler hakkında anlatılanlara bakalım…

Gençlerin zayıf yönlerini buldukları, öğretilerini bu açıklar üzerinden yavaş yavaş aktardıkları söylenir. Yani psikolojik manipülasyon…

Dönemin koşullarına uygun biçimde bir “cennet” vadeder, üyelerine lüks ve şatafatlı bir hayat sunarlardı. Karşılığında istedikleri ise koşulsuz ve şartsız itaatti. Bu kişileri sıkı bir disiplin ve eğitimden geçirirlerdi.

Nitekim bu yöntemi geçmişten günümüze birçok örgütlenmede ve yapılanmada görüyoruz.

**

Tarikatlar yalnızca birer konfor alanı da değildir. Aynı zamanda ciddi birer oy deposudur.

Baştaki lider kimi desteklemelerini isterse büyük çoğunluk ona yönelir. Buna en yakın örneklerden biri şu: İtirafçı olan iş insanı Yusuf Yadoğlu, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek’le 2024 seçimleri hakkında yaptıkları bir sohbette kendisine söylediği şu sözleri aktardı:

“Süleymancılar bende, bak ekmek yiyorsun, sen oy vermiyorsun ama ben yüzde 7 ile seçimi onlarla birlikte kazanacağım.”

Yani tarikatlar açısından sağ veya sol fark etmez. Dönemin şartlarına ve kendi çıkarlarına göre cemaat mensuplarının oylarını yönlendirirler.

Bugün FETÖ ve bazı tarikatlarla bağlantılı hesaplara baktığınızda hem CHP’ye hem de yeni ana muhalefet partisi YENİ PARTİ’ye yönelik destek paylaşımlarını görebilirsiniz. Aynı şey iktidar için de geçerli. Tarikatların, örgütlerin siyasi destek anlayışı, çıkarlara ve şartların gerektirdiği yöne kolaylıkla dönebilir.

Bu durum yalnızca Türkiye’ye özgü de değildir.

ABD’de Evanjelikler ve Mormonlar, yine ABD tarihinin en tehlikeli yapılanmalarından Jonestown, Japonya’da Aum Şinrikyo…

Yahudilerden bahsetmeye zaten gerek yok.

Elbette bütün bu yapıların amaçları, yöntemleri ve ortaya çıkardıkları sonuçlar aynı değildir. Ancak inanç üzerinden kurulan aidiyetin ekonomik, siyasi ve hatta yıkıcı bir örgütsel güce dönüştürülmesi dünyanın pek çok yerinde karşımıza çıkar.

İsimler ve coğrafyalar değişir ama yöntem çoğu zaman benzerdir: Önce insana ihtiyaç duyduğu imkân ve aidiyet sunulur, ardından bu bağlılık örgütlü bir güce dönüştürülür.

TANRISALLAŞTIRMA VE GRİ ALAN SORUNSALI

Kuriş hakkındaki soruşturmaya geçmeden önce bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyorum.

Ülkemizde maalesef siyasi partiden futbol takımına, X cemaatinden ünlülere kadar hemen her şeyi putlaştırma ve tanrısallaştırma gibi bir huy var.

Gri alan yok…

Ya siyah ya beyaz.

Sorgulama yok!

İnsanların hatalarını ve yanlışlarını belgeleriyle ortaya çıkarsanız ya da en küçük bir eleştiride bulunsanız dahi katiyen kabul edilmez. Gerçek bilinse bile reddedilir.

Hele bir de unvan ve mevki sahibi kişiler söz konusuysa kibirlerinden gerçeklerle yüzleşmek istemez, bile bile yanlışı savunurlar.

Bu nedenle halk kimi zaman Atatürk’ün adı kullanılarak, kimi zaman dinî duyguları, kimi zaman da manevi hassasiyetleri üzerinden dolandırılıyor. Haluk Levent örneğinde olduğu gibi, yardım ve iyilik etrafında oluşan güçlü duygular bile sorgulamayı zorlaştırabiliyor.

**

Gelelim Alihan Kuriş soruşturmasına…

Soruşturmaya yansıyan iddialara göre Kuriş, tıpkı FETÖ’nün merkezini Pensilvanya’ya taşıması gibi Süleymancıların merkezini Almanya’ya taşımak istiyordu. Almanya’ya kaçmaya çalışırken yakalandığı bildirildi.

Yakalanmasındaki en dikkat çekici ayrıntı ise kendi ikametgâhında bulunamaması ve başka bir ikametgâhtaki gizli bölmede yakalanmasıydı.

Tanıdık hikâyeler…

Söylenenlere göre Süleymancıların Almanya’da iki milyon kişiyi kapsayan 300’e yakın faaliyet noktası bulunuyor. Yapının, tıpkı FETÖ gibi 180 ülkede faaliyet gösterdiği; Türkiye’de ise iki bine yakın dernek, vakıf ve şirketten oluşan bir ağa sahip olduğu ileri sürülüyor.

**

“Konfor tarikatları” demiştim ya…

Ankara’da Süleymancılar, Alihan Kuriş’e destek vermek için Millet Bahçesi’nde toplandı. Toplanmadaki araçlar özellikle dikkatimi çekti. Gördüklerimin arasında kötü veya mütevazı sayılabilecek neredeyse hiçbir araç yoktu; hepsi lükstü.

Gerçi parkın altında yer alan kapalı otoparktaki araçları görmedim…

Elbette yalnızca oradaki otomobillere bakarak bütün cemaatin ekonomik durumuna ilişkin hüküm veremeyiz. Ancak meydandaki görüntü, hizmet ve fedakârlık söylemleriyle yan yana getirildiğinde insanın ilk düşündüğü şey oluyor.

Bunlara ek olarak Alihan Kuriş soruşturmasının Ekrem İmamoğlu üzerinden İBB soruşturmasıyla bağlantı kurularak genişleyebileceğini ve birçok şirketi etkileyebileceğini düşünüyorum.

“Neden böyle söylediniz?” derseniz, belediye soruşturmalarının seyri ve ulaştığı şirket ağları beni böyle düşünmeye sevk etti. Elbette dosyanın gerçekten İBB soruşturmasıyla kesişip kesişmeyeceğini önümüzdeki süreç gösterecek.

Hatta soruşturmaların bununla sınırlı kalmayacağı, farklı tarikat ve cemaat yapılanmalarına da sırayla operasyon yapılacağı kanısındayım.

PEKİ, BU TARİKATLAR BİTMEZ Mİ?

Devlet barınma sorununu çözerse başarılı fakat maddi imkânları sınırlı gençlerimiz tarikatların eline düşmez.

Dinî eğitim doğru verilirse, çocuklara küçük yaşlardan itibaren sorgulama ve araştırma alışkanlığı kazandırılırsa manevi duyguların istismar edilmesi zorlaşır.

Devlet; tarikatları, vakıfları, şirketleri ve eğitim kurumlarını sıkı ve tarafsız biçimde denetlerse kapalı yapıların devlet içerisinde güç biriktirmesinin önüne geçilebilir.

Bunlar zamanında yapılsaydı FETÖ’den boşalan koltukları doldurmak için güç mücadelesi veren Süleymancılar ile Menzilciler arasında, 2023’te Jandarma Genel Komutanlığında yaşanan “birbirinin arkasında namaz kılmama” tartışması gibi olaylarla karşılaşılmazdı.

“Terörsüz Türkiye” süreci başarıya ulaşırsa ülke ekonomisi önemli ölçüde rahatlar. Buna ekonomik refahı artıracak diğer çalışmalar da eklenirse insanların başka yapılarda güvence ve konfor arama ihtiyacı azalır.

İşe alımlarda eş, dost ve cemaat torpilinin yerini liyakat alırsa gençlerimiz kariyer kurabilmek için herhangi bir yapıya mensup olmak zorunda kalmaz.

Siyasetçiler taht peşinde koşmak yerine ülke menfaatine projeler üretirse…

Nefret ve ötekileştirme dili yerine yapıcı bir dil kullanılırsa…

Muhalefet partileri, iktidar partisinin gerçek alternatifi olabilecek bir kaliteye ulaşırsa…

Ve siyaset birkaç bin örgütlü oy uğruna bu yapılarla pazarlık etmekten vazgeçerse tarikatların “oy deposu” kozu da boşa çıkar.

Bütün bunlar hem mevcut tarikatları zayıflatır hem de yeni tarikatların doğmasının önüne geçer.

Yorumlar (0 yorum)
Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.