Bu yılki yıllık iznimi Kırşehir’in Kaman ilçesindeki köyümüzde geçirdim.
On günlük iznimin yedi gününü köyde geçirecektim. Dedim ki fırsat bu fırsat, yedi günlük bir dijital detoks yapayım.
Ne televizyon ne telefon ne de internet…
Bir ara bozacak gibi oldum ama dayandım ve başardım.
İki kitap bitirip bir de beyaz orkide tablosu yapmanın gururunu yaşadım.
Evimizin arka tarafında dağ manzarası var. Aşağı doğru baktığınızda önümüzdeki birkaç evi saymazsak daha ileride rengârenk tarlalar uzanıyor. Kafanızı kaldırdığınız anda ise köyü çevreleyen, mesafeden dolayı hafif soluk görünen dağları ve eteklerinde yalnızca keskin gözlülerin seçebileceği diğer köyleri görüyorsunuz.
Eee, köy olur da yıldızlarla dolu gökyüzü olmaz mı?
O da vardı.
İki gün de yağmura denk geldim. Şehirdeki gibi rahmetten kaçacak değilim…
Mis gibi toprak kokusunu içime çekip yağmur damlalarının beni ıslatmasına izin verdim. Bir yandan da yarı çay yarı yağmur sulu çayımı içtim.
Meğer hayat huzurlu ve güzelmiş de biz şehir kaosundan, dünya ve Türkiye gündeminden, dijital mecralardaki sahte hayatlardan kafamızı kaldırıp göremiyormuşuz.
Kısacası çok iyi geldi.
***
Köyde ilk defa bu kadar uzun kaldım.
Sabah kalkıp kahvaltı için güverenden, yani evin yanındaki sebze bahçesinden, taze biber ve domates topluyordum. Bizimkiler de kapının önünde komşularla, daha doğrusu akrabalarla konuşuyordu.
O sırada öğrendim ki artık köyde yerleşik olarak yaşayanların çoğu güveren yapmıyor, birçok şeyi hazır alıyormuş.
Yufka ekmekmiş, salçaymış, çirmiş, kakmış, peynir basmaymış…
Biz köy peyniri diye ölürken köyde yaşayan akrabalarım hazır reyon peynirlerini tercih ediyormuş.
Biz köy salçası derken onlar hazır salça diyormuş.
Köyün marketi yok ama bakkalı var. Herhâlde bu “modernleşme” en çok ona yaramıştır.
Bizim evin bulunduğu yer köyün merkezinde değil. Daha çok Almanya’dan veya büyükşehirlerden dönenlerin, aileden kalan arazilere yaptırdığı modern evlerden oluşuyor.
Evler modern ve şık ama yanlarında mutlaka bir güveren var. Güverende çeşit çeşit sebze, çevresinde ise meyve ağaçları bulunuyor.
Kamanlı olunca ceviz ağacı da olmazsa olmazımız…
Mutlaka dikilir ama güverenden uzağa. Çünkü ceviz ağacının altında ot bile yetişmez.
Bu modern evlerde salçalar yapılır; meyveler(çir,kak), sebzeler ve otlar kurutulur. Turşular kurulur, yufka ekmekler büyük bir özlemle ve aşkla açılır.
Evler yapılırken bütün bunlar düşünüldüğü için hazındamı (kiler) ve kurutma alanları da önceden ayarlanır.
Peynir bastırmak için de köyde bu işi bilen kişinin peşinden koşulur. Kim müsaitse ücreti karşılığında ona bastırılır.
Peynir işi oldukça zahmetlidir.
Kim bilir, belki köyde yaşayanların hazır peynire yönelmesinin nedeni de budur.
Anlayacağınız, köyde yaşayanlar şehrin kolaylığına alışmış; şehirde yaşayanlar ise köyün zahmetini özlemiş.
Köylüler modernleşirken şehirliler gönüllü gönüllü köylüleşmiş.
***
Dedim ya, yedi günlük dijital detoks diye…
Yedinci gün aynı zamanda Ankara’ya dönüş günümdü. On günlük iznimin kalan üç gününü Ankara’da geçirecektim.
Ertesi sabah kalkıp “Dünyada neler olmuş?” diye bir baktım.
Aman yarabbi, ne olmamış ki!
Mansur Yavaş, yavaş yavaş CHP’den kopuyor demiştim.
Meğer yavaş değilmiş, hızlıca kopmuş. “Bağımsız devam edeceğim.” deyip sekiz ilçe belediye başkanını da peşinden götürerek Ankara’nın siyasi haritasını değiştirmiş.
Bak sen şu işe…
Usta gazeteci Mevlüt Peker, bir yıl önce bu bilgiyi sitemizde haber yaptığında bizi “Asparagas, fondaş medya, inanmayın bunlara.” diye yerden yere vurmuştu.
Canın sağ olsun be Yavaş…
Bu arada Mansur Yavaş, peş peşe gelen tepki mesajlarına ve istifasına ilişkin değerlendirmelere açıklamalarıyla cevap vermiş.
Ama ben en çok Kılıçdaroğlu’nun ağır göndermesine takılıp kaldım:
“Mansur Yavaş’ın ‘Seçmenin iradesine sadakat, siyasetin namusudur.’ değerlendirmelerine aynen katılıyoruz.”
***
BM’de “Erdoğan dönemi bitti.” diyenleri üzecek gelişmeler yaşanmış.
Cumhurbaşkanı Erdoğan dış politikada yeni bir yol çizmiş ve dünya politikasına yön veren bir lider olarak yeni bir Erdoğan dönemi başlatmış.
Dünya basını da Erdoğan’ın açıklamalarına ve dış politikadaki yeni dönemine bolca yer vermiş.
Ama zirvenin bir de diğer yüzü var…
Erdoğan bu defa Trump’la bir araya gelmemiş.
Emin değilim ama galiba Mekke Anlaşması nedeniyle Türkiye aşağıdaki girişimlerin hiçbirinde yer almamış:
AB, Hindistan, Brezilya, Avustralya, Kanada, Kenya ve Barbados, “Partners for Multilateralism” girişimini başlatmış.
Brezilya, Norveç, İspanya, Güney Afrika ve Afrika Birliği, Uluslararası Eşitsizlik Paneli girişimini hayata geçirmiş.
AB, Kanada, Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda, Güney Kore ve Birleşik Krallık, D7 oluşumunda bir araya gelmiş.
Hindistan ayrıca “Visegrad 4 + Hindistan” formatını başlatmış.
Bir tarafta dünya basınının konuştuğu ve dış politikada yeni bir dönem başlatan Erdoğan…
Diğer tarafta Türkiye’nin yer almadığı yeni uluslararası girişimler…
Anlayacağınız, zirvenin görünen yüzü kadar görünmeyen yüzü de dikkat çekici.
***
Irak’la yeni bir anlaşma yapmışız. TSK, PKK’yla mücadelede kullandığı Başika Üssü’nden kademeli olarak çekilecekmiş. Bunun karşılığında da günlük 750 ton petrol akışı sağlanacakmış.
Belli ki PKK’nın silah bırakma sürecinde istenen ilerleme sağlanamayınca kalıcı güvenin tesisi için böyle bir adım atma ihtiyacı doğdu.
TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un geçen haftalarda yaptığı konuşmada, Irak’ta silah bırakma işleminin Ekim ayında başlayabileceğini söylediğini düşünürsek bu anlaşmayla birlikte süreç başlamış demektir.
***
İsrail’i biliyorsunuz…
Netanyahu yine tutuklanmamak için uçuş rotasını uzatmak zorunda kalmış.
BM’de bir sürü tehdit savurmuş o da ayrı bir yazı konusu.
Kısacası BM’de hava biraz karışıkmış.
****
Borsa vurgununda “Mahşerin 12 Atlısı”nın kimler olduğu ortaya çıkmış.
Babam doğrudan:
“Aynı Banker Kastelli olayı…” dedi.
Geçmişteki ekonomik krizlerden ne zaman söz etse Banker Kastelli’yi mutlaka hatırlatır.
“Bütün bunlar neden şimdi oldu?” diye düşünürken MASAK’ın Entegre Mali İstihbarat Sistemi’ne ilişkin operasyon haberi geldi.
Ekonomist olmayınca iznimin bir gününü bu olayı anlamaya harcadım.
Sonunda her şeyin neden şimdi ortaya çıktığını, süreci, vurgunu anladım.
Aklımda tek bir soru kaldı:
Hükümet bu işin içinden çıkabilecek mi?
Çünkü mağdur sayısı bir hayli fazla!
***
O kadar çok şey olmuş ki yapay zekâdan on günlük Türkiye ve dünya gündeminin özetini istedim.
Sonra da belirli olayların gelişimini tek tek sordum.
Buna rağmen iznimin bir günü yalnızca gündemi anlamaya gitti.
YZ olmasa gündemi kendi başıma toparlamam bayağı zaman alacaktı.
Anlayacağınız, köylüler modernleşmiş, şehirliler köylüleşmiş…
Ben ise dijital detokstan çıkar çıkmaz yeniden dijitale teslim olmuşum.