Tarımsal atıklar Ankara’da el yapımı kâğıda dönüşüyor
Ankara’daki geleneksel kâğıt atölyesinde tarımsal atıklar ve lifli bitkiler, asitsiz el yapımı kâğıda dönüştürülüyor.
Okunma Süresi: 5 dakika 27 saniye
Ankara’nın Hamamönü bölgesinde kurulan geleneksel kâğıt atölyesinde, lifli bitkiler ve tarımsal atıklar doğal yöntemlerle işlenerek el yapımı kâğıda dönüştürülüyor. Düzce Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Parlak ve usta öğretici Şerife Güven, sıfır atık ve sürdürülebilirlik anlayışıyla yürütülen çalışmaları gelecek nesillere aktarıyor.
TARIMSAL ATIKLAR GELENEKSEL YÖNTEMLERLE KÂĞIT OLUYOR
Ankara’da faaliyet gösteren geleneksel kâğıt atölyesi, tarımsal atıkları sanat üretiminin bir parçası hâline getiriyor.
Atölyede pamuk, keten, kenevir gibi uzun lifli bitkilerin yanı sıra muz ağacı gövdeleri, pirinç sapları, tekstil atıkları ve kullanılmayan kâğıtlar değerlendiriliyor. Doğal yöntemlerle işlenen bu malzemeler, asitsiz ve uzun ömürlü el yapımı kâğıtlara dönüştürülüyor.
Düzce Üniversitesi Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Geleneksel Türk Sanatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yusuf Parlak ile atölyede usta öğretici ve yönetici olarak görev yapan Şerife Güven, kâğıt yapımının hem sanatsal hem de çevresel yönünü katılımcılara anlatıyor.
ANKARA HAMAMÖNÜ’NDE GELENEKSEL KÂĞIT ATÖLYESİ KURULDU
Doç. Dr. Yusuf Parlak, Ankara’da katıldıkları İslam Sanatları Fuarı’nın ardından atık kâğıtları sanatsal kâğıtlara dönüştürmek amacıyla atölye kurduklarını söyledi.
Parlak, Hamamönü Sanat Sokağı’nın yeniden canlandırılması çalışmaları kapsamında sıfır atık ve sürdürülebilirlik vizyonuyla projelere başladıklarını belirtti. Bu doğrultuda geleneksel kâğıt atölyesinin hayata geçirildiğini ifade eden Parlak, atölyede okul grupları, ziyaretçiler ve sanat meraklıları için uygulamalı çalışmalar düzenlendiğini kaydetti.
Parlak, “Atölyemizde okul grupları ve gezmeye gelen misafirlerimizle geleneksel asitsiz kâğıtların üretimi konusunda workshop çalışmaları yapıyoruz” dedi.

“ATIK KÂĞITLARI SANATSAL KÂĞITLARA DÖNÜŞTÜRÜYORUZ”
Atölyede yürütülen çalışmaların yalnızca geri dönüşüm faaliyeti olmadığını belirten Parlak, atıkların sanat değeri taşıyan kalıcı ürünlere dönüştürüldüğünü söyledi.
Parlak, tarımsal atıklar ve atık kâğıtlar üzerinden başlattıkları projelerin çevre duyarlılığıyla geleneksel sanatları bir araya getirdiğini ifade etti. Geleneksel Türk sanatlarında kullanılabilecek nitelikte kâğıtlar üretmeyi hedeflediklerini aktaran Parlak, bu kâğıtların ebru, hat, minyatür ve benzeri sanat dalları için uygun olduğunu dile getirdi.
Atölyede hazırlanan kâğıtların hem eğitim çalışmalarında hem de sanatsal üretimlerde kullanıldığı belirtildi.
“BİN YILA YAKIN BOZULMADAN GELECEK NESİLLERE AKTARABİLİYORUZ”
Geleneksel yöntemlerle yapılan kâğıtların endüstriyel kâğıtlara göre daha uzun ömürlü olduğunu vurgulayan Parlak, üretim sürecinde kimyasal madde kullanılmadığını söyledi.
Endüstriyel kâğıtlarda kısa lifli ağaçların ve kimyasal pişirme yöntemlerinin kullanıldığını belirten Parlak, bu nedenle söz konusu kâğıtların 50 ila 100 yıl içinde bozulabildiğini ifade etti. Kendi ürettikleri kâğıtların ise uzun lifli bitkilerden, tamamen doğal yöntemlerle hazırlandığını dile getirdi.
Parlak, “Bizim kâğıtlarımız uzun lifli bitkilerden tamamen doğal yöntemlerle yapılıyor. Üzerinden yüz yıllar geçse bile bin yıla yakın bozulmadan gelecek nesillere aktarabiliyoruz” diye konuştu.

UZUN LİFLİ BİTKİLER VE TARIMSAL ATIKLAR KULLANILIYOR
Atölyede kullanılan ana ham maddeler arasında pamuk, keten ve kenevir yer alıyor.
Parlak, bunun yanında muz ağacı gövdeleri ve pirinç saplarının da geleneksel kâğıt üretiminde değerlendirildiğini söyledi. Pirinç saplarının genellikle endüstriyel alanda kullanılmadığını belirten Parlak, bu atıkların ağır metal içeriği nedeniyle hayvan yemi olarak da tercih edilmediğini ve çoğu zaman anız olarak yakıldığını ifade etti.
Anız yakılmasının hem toprak verimliliğine hem de atmosfere zarar verdiğine dikkat çeken Parlak, bu malzemelerden doğal kâğıt üretilebildiğini belirtti. Parlak, tarımsal atıkları endüstriyel üretimden farklı olarak geleneksel sanatlarda kullanılabilecek kâğıtlara dönüştürmeyi planladıklarını kaydetti.
DOĞAL PİŞİRME YÖNTEMİYLE KÂĞIT HAMURU HAZIRLANIYOR
El yapımı kâğıdın üretim süreci hasat ve ham madde teminiyle başlıyor.
Parlak, bazı ham maddeleri kendilerinin hasat ettiğini, bazılarını ise tedarik ettiklerini söyledi. İplik sektöründe havaya karışan pamuk liflerinin de kâğıt üretiminde değerlendirildiğini belirten Parlak, tekstil sektöründen çıkan paçavra ve farklı atık materyallerin de yeniden kâğıda dönüştürülebildiğini anlattı.
Ham madde temininden sonra doğal pişirme aşamasına geçildiğini ifade eden Parlak, endüstriyel üretimde kimyasal pişirme yapıldığını, kendilerinin ise meşe külü kullandığını söyledi. Parlak, meşe külünün bir gün suda bekletildiğini, elde edilen suyla kâğıdın pişirildiğini ve bu işlemle ligninin uzaklaştırıldığını belirtti.

DOĞAL BOYALARLA RENK VERİLİYOR
Atölyede üretilen kâğıtlarda renklendirme işlemi de doğal malzemelerle yapılıyor.
Parlak, kâğıtlara ağartmayan beyazlatma işlemi uyguladıklarını, bunun da kâğıdın uzun ömürlü olmasına katkı sağladığını söyledi. Kâğıt hamuru hazırlandıktan sonra teknelere su konulduğunu, renk verme aşamasında ise kök boyalar ve doğal boyalardan yararlanıldığını ifade etti.
Asit içermeyen ham maddelerle boyama yapıldığını belirten Parlak, daha sonra teknedeki hamurun elekler yardımıyla kâğıda dönüştürüldüğünü anlattı. Eleğin boyutunun kâğıdın ölçüsünü belirlediğini söyleyen Parlak, A5 boyutundan 70’e 100 ölçülerine kadar el yordamıyla kâğıt üretebildiklerini aktardı.
EL YAPIMI KÂĞIT GELENEKSEL TÜRK SANATLARINDA KULLANILIYOR
Atölyede hazırlanan asitsiz kâğıtlar, geleneksel Türk sanatlarının farklı alanlarında değerlendiriliyor.
Ebru, hat, minyatür ve tezhip gibi sanatlarda uzun ömürlü kâğıdın önemli olduğunu belirten Parlak, doğal yöntemlerle üretilen kâğıtların sanat eserlerinin gelecek kuşaklara aktarılmasını kolaylaştırdığını söyledi.
Parlak, geçmişte de ataların kâğıtları doğal yöntemlerle yaptığını ve bu sayede pek çok eserin günümüze ulaştığını ifade etti. Aynı anlayışı sürdürdüklerini belirten Parlak, geleneksel üretim bilgisini usta-çırak ilişkisiyle talebelere aktardıklarını kaydetti.

“UNESCO SOMUT OLMAYAN KÜLTÜREL MİRAS TAŞIYICI LİSTESİNDEYİM”
Doç. Dr. Yusuf Parlak, el yapımı kâğıt ve ebru sanatı alanında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras taşıyıcı listesinde yer aldığını söyledi.
Bu kapsamda üretimlerine devam ettiklerini belirten Parlak, tarımsal atıklardan elde edilen asitsiz kâğıtların üzerine sanatsal çalışmalar yaptıklarını ifade etti. Amaçlarının hem kalıcı eserler bırakmak hem de geleneksel kâğıt yapımını gelecek nesillere öğretmek olduğunu dile getirdi.
Parlak, atıklardan oluşturduğu eserlerle ikiye yakın kişisel sergi açtığını, ayrıca çok sayıda karma sergiye katıldığını belirtti.
“DÜNYANIN EN BÜYÜK EL YAPIMI KÂĞITTAN TÜRK BAYRAĞINI OLUŞTURDUK”
Parlak, Kocaeli Seka Kâğıt Müzesi’nde düzenlenen festivalde özel bir çalışmaya imza attıklarını söyledi.
Türk Kâğıtçılık Günü anısına dünyanın en büyük el yapımı kâğıttan Türk bayrağını oluşturduklarını belirten Parlak, çalışmanın asitsiz kâğıtlarla gelecek nesillere aktarılacak bir eser niteliği taşıdığını ifade etti.
Parlak, çocuklarla yapılan atölye çalışmalarının da büyük önem taşıdığını söyledi. Küçük yaş gruplarının kendi okullarında topladıkları atık kâğıtları atölyeye getirdiğini, burada liflendirme işlemiyle yeniden kâğıda dönüştürdüklerini anlattı.

ÇOCUKLARA SIFIR ATIK VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ANLATILIYOR
Atölye çalışmalarına katılan çocukların kâğıt üretiminin zorluğunu gördükten sonra kâğıdı daha dikkatli kullanacaklarını söylediklerini aktaran Parlak, bunun önemli bir farkındalık oluşturduğunu belirtti.
Parlak, sıfır atık ve sürdürülebilirlik vizyonu kapsamında çocuklara atığın değerini, kaynakların korunmasını ve geleneksel üretim kültürünü anlattıklarını ifade etti.
Aileleri ve okul gruplarını atölyeye davet eden Parlak, “Biz bu atölyeyi insanlara geleneksel kâğıdı, kâğıt yapımını ve sürdürülebilirliği anlatmak için kurduk. Okul gruplarını, aileleri ve çocukları atölyemize bekliyoruz” dedi.
“KÂĞIDIN NE KADAR KIYMETLİ OLDUĞUNU YANSITIYORUZ”
Atölyede usta öğretici ve yönetici olarak görev yapan Şerife Güven, katılımcıların çalışmalardan mutlu ayrıldığını söyledi.
Güven, ziyaretçilerin kâğıdın üretim sürecini gördükten sonra bu malzemenin ne kadar kıymetli olduğunu daha iyi anladıklarını belirtti. Atölyede hem çocukların hem de yetişkinlerin sanatla buluştuğunu ifade eden Güven, katılımcıların heyecanına ortak olduklarını dile getirdi.
Güven, “Biz burada çok güzel etkinlikler yapıyoruz. Kâğıdın ne kadar kıymetli olduğunu yansıtıyoruz. Herkesin bu duyguya ve heyecana ortak olmasını, sanatla tanışmasını istiyoruz” diye konuştu.

GELENEKSEL SANAT VE GERİ DÖNÜŞÜM AYNI ATÖLYEDE BULUŞUYOR
Ankara’daki geleneksel kâğıt atölyesi, çevre bilinci ile kültürel mirası aynı üretim sürecinde buluşturuyor.
Tarımsal atıkların, tekstil artıklarının ve kullanılmış kâğıtların yeniden değerlendirilmesiyle hem doğaya katkı sağlanıyor hem de geleneksel Türk sanatlarında kullanılabilecek nitelikte özel kâğıtlar üretiliyor. Atölye, çocuklara ve yetişkinlere yönelik uygulamalı eğitimleriyle sürdürülebilir yaşam, geri dönüşüm ve kültürel aktarım alanında örnek bir çalışma olarak öne çıkıyor.