BM’deki O Fotoğraflar: Kim Kazandı, Kim Kaybetti?

YAYINLAMA
27 Eylül 2025 20:08
GÜNCELLEME
18 Ekim 2025 20:33

BM’de öyle anlar, öyle kareler vardı ki, 21. yüzyılın ikinci yarısının nasıl geçeceğinin habercisi niteliğindeydi.
ABD’nin en çılgın başkanı Donald Trump’ın Avrupa liderleriyle, Erdoğan ve İslam ülkeleri liderlerine yaklaşımından tutunda, Erdoğan ve Netanyahu’nun BM zirvesindeki konuşma anlarına kadar…

Yani bu yıl Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, metinlerden çok fotoğraflarla konuşuldu. O kareler; kimin sözünün dinlendiğini, kimin yalnızlaştığını ve küresel gücün nerede toplandığını gösterdi.

*

ERDOĞAN VE NETANYAHU: AYNI KÜRSÜ, FARKLI DÜNYALAR

Kuruldaki en çarpıcı an, iki liderin konuşmalarıydı.

Erdoğan kürsüye çıktığında salon tıklım tıklımdı. Kameralar, delegeler, basın mensupları… Herkes dikkat kesilmişti.

Açıkçası Gazze konusunda Cumhurbaşkanının duruşunu takdir ediyorum.

Ölen çocukların ve açlıktan bir deri bir kemik kalmış bebeklerin fotoğraflarını göstererek, kararlı bir ses tonuyla şu ifadelere yer verdi:

“Gazze’de yaşanan soykırımı durdurmak insanlığın ortak sınavıdır.
 Birleşmiş Milletler’in kuruluş felsefesi, bugün Gazze’de yerle bir edilmiştir.
 Çocukları, bebekleri, kadınları öldüren hiçbir devletin meşruiyeti kalmamıştır.
 Filistinlilerin bağımsız devleti kurulmadıkça, Ortadoğu’ya barış gelmeyecektir.”

“Yeni Bir BM İçin Daha Büyük Kıyam” adlı köşe yazımda, BM’nin kuruluşunu, önceki kurumun çöküşünü ve BM’nin doğuşuyla başlayan sürecin nasıl tekrar çöktüğünü anlatmıştım. Bu yılki New York’taki BM toplantısı, o yazıda söylediğim her şeyi doğruladı.

BM’de dikkat çeken bir ayrıntı ise Netanyahu’nun Amerika’ya gitmek için Erdoğan’ın ayrılmasını beklemesi oldu.
Yani Erdoğan Türkiye’ye döndükten bir gün sonra Netanyahu ABD’ye gitti.

Bir diğer dikkat çeken unsur ise Erdoğan konuşurken tıklım tıklım dolu olan salonun, Netanyahu konuşmaya başladığı anda delegeler tarafından boşaltılmasıydı. Salon neredeyse tamamen boşaldı. Öyle ki, Netanyahu nereye bakıp konuşacağını şaşırdı.

Elinde bir kâğıt, üzerinde çizgiler ve haritalar… Sözde “İsrail’in güvenlik sınırlarını” anlatıyordu.

Bu kare; İsrail’in diplomatik ve ahlaki yalnızlaşmasının fotoğrafıydı.

*

TRUMP’IN KARELERİ: GÜCÜN VE MESAJIN DİLİ

Bu yılki BM’de en çok konuşulan fotoğraflardan biri de, “İyi ki orada Türkiye yoktu” diye şükrettiğimiz Donald Trump’ın Beyaz Saray’da Avrupa liderleriyle verdiği kareydi!

Bu kareyle Trump, Batı’nın tekeli kırdı desek yeridir.

Beyaz Saray’daki karede; Başkan Trump başkanlık koltuğunda, en başta.
Karşısında ise sandalyelere oturtulmuş, inci gibi dizilmiş Avrupa liderleri vardı.
Trump koltuğunda adeta “Patron benim, siz bir hiçsiniz” mesajı veriyordu.

Avrupa liderleri için o kadar onur kırıcı bir oturma düzeniydi ki, aklıma Osmanlı Devleti’ne “Hasta adam” diyenler ve Lozan Antlaşması’nda İnönü’nün yaşadığı sandalye krizi geldi.

Bu yeni Batı hiyerarşisini gösteren fotoğraf, diplomasi tarihine şu soruyu kazıdı:

“BM’nin gücü, ABD’nin desteğine ne kadar bağımlı?”

Kısaca bu toplantının özeti: güç gösterisi + AB’yi aşağılama.

*

Gündeme bomba gibi düşen ikinci kare ise tamamen farklı bir tabloydu.

Trump bu kez İslam ülkeleri liderleriyle aynı masada oturuyordu.

U şeklindeki masanın en başında Trump ve yanında Cumhurbaşkanı Erdoğan, diğer taraflarda ise Körfez liderleri vardı.

Burada sadece masa düzeni ve oturma sırası değil, göz hizası eşitliği de dikkat çekiyordu.

Bu, Trump’ın bile farkında olmadan verdiği bir mesajdı:

Batı masasında hiyerarşi, Doğu masasında müzakere.

*

Trump’ın Erdoğan’ı yanına, baş köşeye oturtması; Ortadoğu bölgesindeki baş aktörün kim olduğunun göstergesiydi.

Kısaca Trump:

İslam dünyasına: “Siz yeni, stratejik partnerimsiniz.”
Türkiye’ye: “Siz bu partnerliğin anahtarısınız.” dedi.

Yeni düzen: Batı ↔ Türkiye ↔ İslam Dünyası.

*

Bir diğer çarpıcı kare ise Beyaz Saray’ın X hesabından paylaştığı Trump–Erdoğan fotoğrafıydı.


Fotoğraf karesinde, geçen yıl Netanyahu’nun sandalyesini çekip oturtan Trump, bu kez Erdoğan’ın sandalyesini tuttu.

Tabii güç dengesinin değiştiği anlamına gelen bu kare bir hayli olay oldu.

Üstüne bir de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Beyaz Saray’dan ayrılırken aracının camlarını açıp selam vermesi eklenince –ki bu tür bir jest, görüşmenin iyi geçtiği ve bazı kazanımlar elde edildiği anlamına gelir– İsrail’i bir hayli rahatsız etti.

PEKİ TRUMP, ERDOĞAN’A NEDEN BU KADAR İYİ DAVRANIYOR?

  1. Trump güçlü liderleri seviyor; Erdoğan’ı da güçlü, sonuç alan bir lider olarak görüyor.

  2. Duruşu etkili, karizması olan liderleri seviyor.

  3. Zor günlerinde yanında olanları unutmuyor. (Erdoğan, Trump’ın zor günlerinde hep olumlu destek veren demeçler verdi.)

Ancak bu sıcak fotoğrafların diplomatik karşılığı, Washington’daki politik dengeler tarafından belirlenmeye devam edecek.

*

YALNIZLAŞAN İSRAİL, YÜKSELEN TÜRKİYE

BM Genel Kurulu bu yıl, devletlerden çok vicdanların sınandığı bir sahneye dönüştü.
Netanyahu’nun boş salona konuştuğu, Erdoğan’ın ise dolu salonda alkışlandığı o görüntü bir dönemin bittiğini gösterdi.

İsrail artık yalnızca uluslararası hukuk önünde değil; ahlaki zeminde de kaybediyor.
Sadece bu da değil; Batı halkının sempatisini ve desteğini de kaybetti.

Şu anda dünyada, hiç olmadığı kadar “holokost(anti-İsrail)” bir hava var.
Öyle ki bazı ünlü Yahudiler bile “Katil İsrail ile gerçek Yahudileri ayırmayı bir görev biliyorum. Özgür Filistin!” sloganları atmak durumunda kaldı.

Batı ülkelerinin sembolik Filistin tanıma adımları ve salon protestoları, “koşulsuz İsrail desteği” döneminin bittiğinin işareti.

Lâkin bu tanımanın altında, Batı ülkelerinin somut, ticari ve ekonomik yaptırım uygulamak istemedikleri; öfkeli toplumlarını ise konsolide etmek için attıkları sembolik bir adım olduğu gerçeğini unutmamakta fayda var.

Tam bu noktada Türkiye; hem İslam dünyasının sesi hem de Batı diplomasisiyle konuşabilen ender aktör olarak öne çıkıyor.

 Erdoğan’ın BM kürsüsündeki kararlı tonu, bir konuşmadan öte, yeni bir jeopolitik duruş ilanıydı.


Yorumlar (0 yorum)
Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.