Erdoğan CHP'ye Geçseydi Daha Az Karışırdı!

YAYINLAMA
12 Haziran 2026 22:17
GÜNCELLEME
12 Haziran 2026 22:25

Bu yazıya başlarken aklımdan acaba dedim: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı AK Parti’den CHP’ye transfer etsek ne olur?

Kafamda birçok senaryo canlandı. Atılan manşetler, AK Parti’nin durumu; büyük ihtimalle fetret devrine girerdi. Diğer partilerin durumu, ekonomi, orta doğu, batı ülkeleri…

Başına kim geçtiğine bakmadan sadece Atatürk kurduğu için oy veren CHP kitlesi şüphe götürmez "Doğru yolu buldu" deyip oy atardı.

Diğer CHP tabanı ve halk...

Of, bir de seçim zamanı olduğunu düşünün. Erdoğan herhalde FETÖ dışında kendi partisine muhalefet olacak bir şey bulamazdı demeyin, siyaset bu; "Sırtımdan bıçaklandım" der, "Atamızın emanetini kurtarmaya geldim" der. Düşünün sloganlar, seçim çalışmaları, yönler şaşmış, kim ne diyeceğini şaşırmış; evlere şenlik!

Neyse, hikâye uzun; bazıları ironik, bazıları komik, bazıları pek fenaydı. Bir de siz hayal edin bakalım ne çıkacak...

Ama unutmayalım; bir ülkenin kalitesi ana muhalefetin kalitesine bağlıdır. Ana muhalefet sağlam olacak ki iktidar kendini koyuvermesin.

**

Gelelim asıl konumuza: CHP içinde geri dönüşü olmayan çatlaklar...

Bildiğiniz gibi "Mutlak Butlan" kararıyla Türkiye siyasi tarihinde bir ilk yaşanıyor.

Haliyle başta CHP'liler ve hukukçular olmak üzere neredeyse hiç kimse sürecin nasıl sonuçlanacağını kesin olarak kestiremiyor.

O kadar çok belirsizlik var ki...

Başta Kılıçdaroğlu ve Özel’den hiç beklenmedik sözler ve adımlar.

Kılıçdaroğlu Özel’i ihraç edecek mi?

Kaldı ki Özgür Özel cephesi butlan kararı sonrası yeni partiyi kurmak için böyle bir hamleyi bekliyor. Giden değil zorla çıkartılan olmanın vereceği koz…

Grup toplantıları bundan sonra hep böyle mi olacak?

Kurultay ne zaman yapılacak? 

Bu ateşi gerçekten iktidar mı yaktı, yoksa CHP kendi içindeki çatışmayı yönetemeyerek süreci sokağa mı taşıdı?

Henüz kesinleşmemiş yargı süreçlerine ek olarak hukukçuların da kendi içinde ikiye bölündüğü bir tabloyla karşı karşıyayız.

Ama net olan bir şey var:

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu parti bugün ciddi bir kurumsal kriz ve güç mücadelesi içerisinde savruluyor.

**

Muhalif tabanın hafızasını, sanat dünyasının sınırlarını ve partinin tüzük tartışmalarını yeniden şekillendiren bu süreçte, bu hafta öyle adımlar atıldı ki sanırım hangi görüşten olursa olsun birçok kişi yaşananları üzüntüyle izledi.

Bir yanda Meclis koridorlarında yaşanan makam odası boşaltma krizleri...

Özel ekibinin Kılıçdaroğlu ekibini içeri sokmamak için Meclis'te sabahlamaları…

Diğer yanda TBMM önünde Kılıçdaroğlu ve Özel destekçileri arasında yaşanan arbede...

"Meclis çatısı altında darbe yapılıyor" diyerek süreci hukuki ve siyasi meşruiyet tartışması üzerinden okuyan Özgür Özel ve yönetimi...

Özel’in konuşması sonrası ihraç sürecini başlatan Kılıçdaroğlu…

Yazının başında kurduğumuz o "Erdoğan CHP'ye geçse ne olurdu?" ironisi, aslında bugün yaşanan trajikomik gerçeğin yanında hafif kalıyor.

Çünkü karşımızda kendi yazdığı tüzükle, kendi seçtiği yöneticilerle ve kendi kurumsal mekanizmalarıyla mücadele eden bir ana muhalefet partisi var.

**

Sol Hafızanın Kültürel Barikatı: "Şarkımı Çalamazsın!"

Siyasetin dilinin tıkandığı yerde, bu ülkenin entelektüel hafızasını temsil eden sanatçılar öyle bir barikat kurdu ki buna sosyolojik bir kırılma anı demek yanlış olmaz.

Yıllardır muhalefetin miting meydanlarında on binleri coşturan, adalet yürüyüşlerinde kitleleri ayağa kaldıran o ikonik sesler peş peşe yayınladıkları açıklamalarla Kılıçdaroğlu yönetimine adeta kültürel bir mesafe koydu.

Düşünün...

Kılıçdaroğlu’nun konuşma yaptığı salonda Edip Akbayram’ın "Meydan Türküsü" çalıyor.

Hemen ardından Akbayram ailesinden sert bir açıklama geliyor:

"Mutlak butlan sürecinin temsilcisi olan organizasyonların siyasi etkinliklerinde eserlerimizin kullanılmasına izin vermiyoruz."

Dalga bununla da sınırlı kalmıyor.

Zülfü Livaneli çıkıyor, "Butlanla gelen şu anki yönetimin bestelerimi kullanmasına iznim yoktur" diyor.

Selda Bağcan aynı tonda tepki gösteriyor.

Cahit Berkay, Suavi, Sabahat Akkiraz, Onur Akın derken "Hak, Hukuk, Adalet" marşının bestecisi Ali Altay dahi "Sizi desteklemek için ikna ettiğim insanlardan ve Atatürk'ten özür dilerim" diyerek çok sert bir çıkış yapıyor.

Bu, sıradan bir telif hakkı tartışması değil.

Bu tavır, muhalif entelektüel çevrelerin önemli bir bölümünün Kılıçdaroğlu ile arasına ciddi bir mesafe koyduğunu gösteriyor.

Ali Mahir Başarır’ın kürsüden sorduğu o soru da aslında bu duygunun siyasetteki yansımasıydı:

"Utanmıyor musunuz Zülfü Livaneli’den, Selda Bağcan’dan? Bu saatten sonra sunumunuzu Erkan Tan’a yaptırır, Yavuz Bingöl’ün şarkılarını çalar oturursunuz."

Muhalefeti yıllardır besleyen kültürel damar ile Kılıçdaroğlu arasındaki bağın ciddi biçimde zedelendiği açıkça görülüyor.

28 İstifa ve Tüzük Satrancı: Saltanat Düşüyor mu?

İşin siyasi ve hukuki cephesinde ise amansız bir bilek güreşi yaşanıyor.

Kılıçdaroğlu kanadı, Özgür Özel dahil bazı milletvekillerini ve grup yöneticilerini disiplin süreçleriyle karşı karşıya bırakırken, Özel ekibi siyasi tarihe geçebilecek bir hamleyle yanıt verdi.

Aralarında Selin Sayek Böke, Veli Ağbaba, Zeynel Emre ve Yunus Emre gibi isimlerin bulunduğu 28 Parti Meclisi üyesi noter aracılığıyla topluca istifa etti.

Bu hamlenin matematiksel karşılığı oldukça net.

CHP Tüzüğü'nün 24/3 maddesine göre, yedekler dâhil Parti Meclisi üye sayısı tam sayının üçte ikisinin altına düşerse Parti Meclisi düşüyor ve Genel Başkan'ın 45 gün içerisinde olağanüstü kurultayı toplaması gerekiyor.

Üçte iki sınırı 40 üyeye denk geliyor.

Yani istifalarının ardından PM'deki üye sayısı 29'a kadar düştü.

İşte tartışmanın merkezindeki hukuki düğüm de tam burada başlıyor.

Kılıçdaroğlu cephesinden bazı isimler PM'nin mevcut haliyle çalışmalarını sürdürebileceğini savunurken, Özel cephesi tüzüğün açık olduğunu ve kurultay sürecinin artık kaçınılmaz hale geldiğini öne sürüyor.

Zeynel Emre ise tehlikenin boyutuna dikkat çekerek şu uyarıda bulunuyor:

"Bu saatten sonra kurultayı toplamamak hukuken suçtur."

Önümüzdeki günlerde mahkemelerin, Yargıtay sürecinin ve parti organlarının vereceği kararlar CHP'nin yalnızca bugünkü yönetimini değil, önümüzdeki yıllardaki yapısını da belirleyecek gibi görünüyor.

Çünkü artık tartışma yalnızca Kılıçdaroğlu mu haklı, Özgür Özel mi haklı tartışması olmaktan çıkmış durumda.

Asıl mesele, Türkiye'nin ana muhalefet partisinin bu ağır kurumsal krizden nasıl çıkacağı ve Mutlak Butlan kararının demokrasiye olumsuz etkilerinin iktidara ve Türkiye’ye yansımasının sonuçları…

Ve bu kavga bittiğinde ortada nasıl bir CHP kalacak?

Yorumlar (0 yorum)
Yorum kurallarını okudum ve kabul ediyorum.
Henüz yorum eklenmemiş, ilk yorum ekleyen siz olun.