Ankara’da gündem hiç olmadığı kadar yoğun.
Tüm belediyeler, bir yarışa girmişçesine aynı anda etkinlik ve asfalt çalışması başlattı.
NATO Zirvesi’ne hazırlık nedeniyle 9 ilçede ayrı bir tempo var.
CHP deseniz; genel merkezinde ayrı, Ankara İl Başkanlığı’nda ayrı, TBMM’de ayrı, Kılıçdaroğlu’nun evi ya da ofisinin önünde ayrı bir olay yaşanıyor. En son uzlaşamadılar.
Bu kısımlar zaten gündemde tüm sıcaklığıyla konuşuluyor.
**
CHP içindeki karmaşadan kendisine fırsat gelmeyince Osman Gökçek’in canı bu hafta çok sıkılmış olacak ki oturmuş, “Ne yapsam?” diye düşünmüş.
Gökçek bu, bulmaz olur mu hiç?
“1 milyon 250 bin adet ceset torbası ve kefen nerede, kimlere dağıtıldı?” diye sordu.
Ee tabii, hemen Kızılay çadır olayı yapıştırıldı; Meclis’te tansiyon yükseldi.
Gökçek Bey, acaba biraz kameralardan uzaklaşıp sakin sakin dursanız mı? Hani ortalık zaten yangın yeri.
**
Gelelim biz Ankara’nın yaşamsal dertlerine ve güzelliklerine.
Öncelikle pozitiflerden başlayalım:
Ankara, bilinenin aksine tam bir kültür ve tarih merkezidir.
Bol bol konserler, gösteriler, oyunlar, etkinlikler… Özellikle ilçe belediyeleri, bir iki belediye hariç, şu sıralar hizmet ve etkinlik konusunda yarışır duruma geldi. Ne mutlu Ankara’ya. Hep böyle gider inşallah.
Tarkan konseri ise Ankara’yı bir başka salladı.
ABB’nin gerek Melih Gökçek döneminde başlattığı, gerekse şu anda Mansur Yavaş’ın devam ettirdiği çalışmalarla; Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın da katkılarıyla başkentin tarihî dokuları yeniden yaşam buldu. Bu alanlara ulaşım da kolaylaştırıldı.
Bu da bölge halkının geçim kaynaklarını şekillendirdi ve kazancını artırdı. Enflasyon olmasa “köşeyi döndüler” diyebilirdim.
Bugün Beypazarı’nda başlayan Türk-Japon Kültür Günleri’ndeki görüntüler ise ayrı güzeldi. Kendi yöresel kıyafetlerini giyen Japon hanımların tahta kaşıklı Erik Dalı gösterisi oldukça hoşuma gitti.
ABB’nin çiftçilere yaptığı destek de sürüyor. Bu konuda çiftçilerimiz mutlu.
Bu yazıyı yazarken fark ettim: Gündemdeki olumsuzluklara o kadar yoğunlaşmışız ki olumlu gelişmeleri kaçırmışız. Ekonomik sorunu saymazsak Ankara’da azımsanmayacak derecede pozitif gelişme de varmış.
Gelelim olumsuzlara…
Etimesgut’taki kuyumcu vakasının ardından bu kez Sincan’da bir kuyumcu, aldığı altınları vermeyip kaçtı. Birbirine yakın tarihlerde meydana gelen kuyumcu olaylarında artış olur mu bilmiyorum ama umarım bir kuyumcu-inşaat-Bitcoin zincirleme para aklama şebekesi daha görmeyiz.
**
Ankara bu hafta dolu ve sel derken oldukça zor günler geçirdi. Özellikle Yenimahalle’de, İvedik Caddesi ve çevresinde; Elmadağ gibi bölgelerde sokaklar göle döndü, taş ve molozlar yollara sürüklendi. Çok şükür ki Beypazarı’ndaki gibi bir facia yaşanmadı.
Uzmanların dediğine göre mayıs ayında hiç olmadığı kadar yağış meydana gelmiş. Geçen yıl yaşananları düşünürsek demek ki neymiş? Su kanalları temizlenince köprü altları ve yollar göle dönmüyormuş. Bu sene hizmet edilmiş, çok şükür.
**
Sıhhiye’de otobüs duraklarının arkasında biriken güvercinler nedeniyle vatandaşlar koku, dışkı ve uçuşan tüylerden şikâyetçi olmuş. Acaba güvercinler de insanların sigara kokularından ve çöplerinden şikâyetçi olmuş mudur?
Zira otobüs duraklarında ve banliyöde içilen sigara dumanları insanı öksürtüyor. Hele bir de parfümle birleşirse mide bulandırıcı bir koku ortaya çıkıyor.
**
Ama tüm bu gündemin içinde beni en çok Etimesgut’taki olay düşündürdü.
Piyade Mahallesi’nde bir baba, üç yaşındaki kızını bıçakla rehin aldı. İkna çalışmaları sonuç vermeyince özel harekât devreye girdi. Neyse ki çocuk kurtarıldı, baba etkisiz hale getirilerek hastaneye kaldırıldı.
Elbette bu olayın adli ve psikolojik boyutunu yetkililer araştıracaktır. Biz dışarıdan kesin hükümler kuramayız.
Ama şu soruyu sormadan da geçemeyiz:
Bir insan hangi noktada kendi evladını rehin alacak kadar kopar?
Son günlerde Ankara’nın farklı ilçelerinden gelen haberler de aynı yere işaret ediyor. Polatlı’da tartışma pompalı tüfeğe dönüyor. Altındağ’da taksi durağına satır ve sopalarla saldırılıyor. Trafikte, sokakta, evde, iş yerinde öfke artık çok daha hızlı alev alıyor.
Bunlar birbirinden bağımsız olaylar olabilir.
Ama bu kadar sık yaşandığında, ortada sadece münferit vakalar değil, şehir hayatının içinde biriken büyük bir gerilim olduğunu da görmek gerekiyor.
Belki de ekonomik sorunların toplumu nasıl daha sert, daha tahammülsüz ve daha hoyrat hale getirdiğini de…
**
Bugün Ankara’da bir tarafta konserler, kültür günleri, asfalt çalışmaları, diplomasi trafiği ve NATO hazırlıkları var. Diğer tarafta ise evlerin içinde, mahalle aralarında, taksi duraklarında patlayan bir öfke var.
Şehir sadece yollarıyla, parklarıyla, etkinlikleriyle güzelleşmiyor.
Şehir, insanların birbirine ne kadar tahammül edebildiğiyle de ölçülüyor.
Ve Ankara’da galiba tahammül eşiği giderek düşüyor.