Dün CHP’de iki ayrı buluşma gerçekleşti.
Görüntüleri izledim, konuşmaları dinledim.
Açıkçası bugün yaşananları kesin hükümlerle değerlendirmek için henüz çok erken olduğunu düşünüyorum. Çünkü salı günü yapılacak grup toplantısı birçok sorunun cevabını verecek.
Kürsüye kim çıkacak?
Vekillerin tamamı orada olacak mı?
Hangi kanadın ağırlığı daha fazla hissedilecek?
Daha da önemlisi, salı gününden sonra yeni bir siyasi oluşumun kapısı aralanacak mı?
Şimdilik bunların hiçbirini bilmiyoruz.
O yüzden ben dünkü iki ayrı buluşmada dikkatimi çeken birkaç ayrıntıya değinmek istiyorum.
**
KEMAL KILIÇDAROĞLU BULUŞMASI
Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP Genel Merkezi'ne gelişi sırasında Barış Bozkurt’un okuduğu şiir oldukça manidardı.
Şiiri duyunca içimden, “CHP’de şiir düellosu vaaay” dedim.
Hatırlarsanız, mayıs ayının ilk haftasındaki grup toplantısında Özgür Özel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun iktidara yakın bazı çevrelerle görüştüğü iddiaları üzerine Nazım Hikmet’in “Toprak Ol” şiirinden dizeler okumuştu:
"Saraydan medet umanlara, milletin, delegenin vermediğini saraydan dilenenlere söylüyorum: Bırak saraylarda mermer olmayı, toprak ol, bağrında güller yetişsin."
O gün denmişti ki, Özel sert bir şekilde son noktayı koydu.
Bildiğiniz üzere “yürümek” denince ilk akla Kemal Kılıçdaroğlu gelir.
O yüzden iki buçuk yıl sonra ilk kez genel merkeze gelen Kılıçdaroğlu hem geçmişe hem şimdiki politikasını açıklayan, Nazım Hikmet’ten “…kelleni orta yere, yüreğini yumruklarının içine koyup yürümek!.. Yürümek; yolunda pusuya yattıklarını, arkadan çelme attıklarını bilerek yürümek... Yürümek; yürekten gülerekten yürümek...” şiiriyle nokta atış yaptı.
Hatta bu iki buluşmada bu şiirle bir adım öne geçti; şiir hakkı verilerek okundu.
Bir şiirli rest daha gelir mi ki?
**
Malumunuz Kılıçdaroğlu orta yere bomba atıp kaçmayı sever.
- “Hesap soracağım, sonra kurultayımızı tertemiz yapacağız"
Yani kendi elini güçlendiren ortam oluştuğunda yapacak.
-“…Ruhunu satmış FETÖ ajanlarını zamanında fark edemediğim için sizden özür diliyorum.”
“Kontrollü darbe” diyen Kılıçdaroğlu diyor bunu, siyaset işte -düşünce gör-üyorlar diyelim.
Öz eleştiri diyeceğim ama öyle bir şey söyledi ki bu ulusal güvenliğe giren bir konuya bağladı.
Bakalım tek tek açıklayabilecek mi bu FETÖ’cüleri?
İyi anlatabilecek mi nasıl sızdıklarını?
Mesela siyaset literatürümüze "Kayıp 8 saat" veya "Hamburger olayı" olarak geçen 2022 ABD ziyareti illa hatırlatılacak.
Yani önümüzde çok uzun bir süreç var.
Bol bol özür dileyip beyaz güvercin uçurarak Ecevit dönemine ve destekçilerine de selam çakan Kılıçdaroğlu bakalım daha ne bombalar patlatacak.
**
ÖZGÜR ÖZEL BULUŞMASI
İkisi de aynı gün aynı saatlerde konuşma yaptı demiştim. Özel buluşmasında hem dikkatimi çeken hem beni güldüren bir an yaşandı.
Özel, İmamoğlu peşinde koşarak hem kendini hem partiye yazık ediyor diyorduk, İmamoğlu’nu bıraktı şükür kendi liderliğine yöneldi derken Cumhurbaşkanı Erdoğan’a iyice sardı bu sefer “Erdoğan yaptı, Erdoğan’ın işi” sözleriyle helak oldu.
Artık bu sözler diline nasıl pelesenk olduysa, konuşma yaptığı miting otobüsün jeneratörü küçük bir arıza yapıp sesi gidince “Değerli arkadaşlar beklediğimizi yaptılar elektriği kestiler, jeneratör devrede, bizim sesimizi asla kesemeyecekler. Bunlar niye başımıza geliyor derseniz, bu yargı darbesi, bu sabotajlar, bir tek şey istenmiyor: İktidara yürüyen bir CHP değil, iktidarla yürüyen bir CHP istiyorlar. Ant olsun, yemin ederim ki iktidar yürüyüşünden asla vazgeçmeyeceğim.” dedi.
Bu mesleğin kıyısından köşesinden geçen, konsere giden, mitinglere katılan herkes bilir, illaki görmüştür. Bu otobüslerin ses sistemi üzerlerindeki jeneratörle çalışır ve bu jeneratörler uzatma kablosu ile bulunduğu noktadaki bir dükkâna veya herhangi bir enerji alabileceği yere bağlanarak çalışır.
Özel, jeneratörün çalışmamasını o atmosferin gazıyla olsa gerek o sözleri sarf edince aklıma Türk edebiyatının iki dev ismi Neyzen Tevfik ve Ahmet Rasim arasında geçen “sandalye gıcırtısı” hikâyesi aklıma geldi. Bir anda kahkaha atarken buldum kendimi. İlahi Özgür Bey çok yaşayın.
Hatırlamayanlar için hikâye şöyle:
Bir gün edebi bir mecliste, Neyzen Tevfik gayriihtiyari (ve oldukça sesli bir şekilde) yellenir (osurur). Ortamdaki sessizliği bozan bu durum karşısında hiç bozuntuya vermeden, hemen oturduğu sandalyeyi ileri geri oynatarak bir gıcırtı sesi çıkarır. Güya az önceki sesin kendisinden değil, sandalyeden geldiği süsünü vermeye çalışmaktadır.
Bu durumu ve kurnazlığı hemen fark eden dostu Ahmet Rasim, taşı gediğine koyan şu muhteşem ve esprili cevabı verir:
"Hadi sesini benzettin diyelim be Neyzen... Peki ya kokusunu nasıl benzeteceksin?"
**
Kılıçdaroğlu konuşmasında FETÖ itirafı ve partide temizlik ön plana çıkarken Özel’in konuşmasında da kurultay çağrısı ön plana çıktı kısaca şöyle:
“Derhal sandığı koyalım 2 milyon üyeyi çağıralım”
“Eğer %85 altında oy alırsam göreve talip olmayacağım”
“Sanıldığı gibi Kılıçdaroğlu-Özel meselesi değil, CHP-Erdoğan meselesidir”
“Mansur Yavaş ile birlikteyiz”
**
ÖZGÜR ÖZEL BULUŞMASINDA MANSUR YAVAŞ
Konforlu alanda durmayı seven Mansur Yavaş için herhalde en rahatsız edici hiç olmak istemeyeceği bir andaydı diyebiliriz.
Surat ifadesi beden dili zaten bunu kanıtlıyor. Kaldı ki konuşmasını kağıda sadık kalarak yaptı.
Konuşmanın sonuna doğru oradakilerin kesinlikle duymak istemeyeceği sözler sarf etti. Zaten çok alkışlayanda olmadı:
-“ İnsanların umudunu tüketecek bir durumun içinde bulunmaktansa siyaseti bırakacağımı dahi söyledim.”
-“Gelin bu süreci ortak akılla yönetelim.”
-“Bırakın parti içinde bölünmeyi, tam tersine tüm muhalefeti bir araya getirecek çalışmaları başlatarak bu oyunu bozalım.”
-“Bu bizim ortak sorumluluğumuzdur. Parti bu durumdayken televizyonun karşısına geçip kıs kıs gülenleri güldürmeyelim, hep birlikte bu oyunu bozalım."
Aslına bakarsanız çok bir şey de söylemedi hızlı hızlı konuştu geçti.
Acaba Mansur Yavaş’tan bir Cemal Enginyurt performansı çıkar mı ki?
MHP’den DP’ye, DP’den Kılıçdaroğlu CHP’sine, Kılıçdaroğlu CHP’sinden Özel CHP’sine … kim bilir, belki sonraki durak yeni Özel partisi olur.
Kim bilir, belki Yavaş da Enginyurt’a uyar…