CHP’deki "Mutlak Butlan" depremi.
Herkes bir şey söylüyor.
Türkiye günlerdir aynı olaya bakıyor ama herkes başka bir manşet görüyor.
İktidara yakın medya süreci;
“CHP’de kaos”,
“Mutlak butlan kararı”,
“Kılıçdaroğlu geri dönüyor”,
“Özel görevden uzaklaştırıldı”
başlıklarıyla verdi. Özellikle Takvim ve Yeni Şafak çizgisi meseleyi “mahkeme kararının uygulanması”, “şaibeli kurultay” ve “Kılıçdaroğlu’nun meşru dönüşü” olarak okudu.
Muhalif medya ve CHP tabanı ise tamamen başka bir yerde durdu.
Onlara göre yaşanan şey;
“yargı darbesi”,
“kayyum girişimi”,
“müesses nizam operasyonu”
ve hatta “partiye çökme hamlesi”ydi.
Özgür Özel’in,
“CHP’yi butlan kolları yönetemez”
çıkışı da aslında tabandaki bu öfkenin sloganına dönüştü.
Dış basının yaklaşımı ise daha da dikkat çekiciydi.
Reuters, Associated Press ve Financial Times çizgisi meseleyi yalnızca CHP içi kavga olarak görmedi.
Olayı doğrudan:
“Erdoğan’ın rakiplerine yeni darbe”
başlığı altında değerlendirdiler.
Yani dünya bu krizi,
“CHP iç savaşı”ndan çok,
“Türkiye’de muhalefetin zayıflaması”
olarak okudu.
**
Aslında bütün bu farklı manşetler CHP’nin neden bu noktaya geldiğini de anlatıyor.
Çünkü CHP uzun süredir yalnızca seçim kaybetmiyor;
aynı zamanda hem ortak bir siyasi kimlik üretmekte hem de politika üretmekte zorlanıyor.
Partinin içinde yıllardır aynı anda birkaç farklı CHP yaşıyor:
Atatürkçüler,
ulusalcılar,
sosyal demokratlar,
değişimciler,
merkez solcular,
daha muhafazakâr açılım isteyenler…
Ve hepsi birbiri içinde güç savaşı veriyor.
**
Bir taraf:
“CHP özüne dönmeli”
diyor.
Diğer taraf ise:
“CHP büyümek istiyorsa kabuğunu kırmalı”
fikrinde.
Ve her seçimden sonra kaybetmenin de getirdiği hırs ve öfkeyle bu kavga biraz daha sertleşiyor.
**
Son dönemde parti içindeki disiplin süreçlerinin hızlanması, Yüksek Disiplin Kurulu sevkleri ve örgütlerde yaşanan görev değişimleri de bu gerilimi iyice büyüttü. Genel merkez bunu “kurumsal ciddiyet” olarak savunurken, parti içi muhalefet başka bir cümle kurdu:
“CHP’yi CHP yapan şey çok sesliliğidir.”
Genel olarak yapılan değerlendirmelerde işin perde arkasında çok daha büyük bir korkunun olduğu:
Olağanüstü kurultay ihtimali…
Siyasi kulislerde konuşulanlara göre genel merkez, özellikle delege gücü bulunan belediye başkanları ve örgütlerde oluşabilecek yeni bir kurultay hareketini başlamadan bastırmak istiyor. Bu yüzden disiplin süreçlerinin yalnızca “parti düzeni” değil, aynı zamanda bir güç konsolidasyonu hamlesi olduğu yorumları yapılıyor.
Bazı siyaset yorumcuları ise süreci daha sert tanımlıyor:
“İmamoğlu sonrası CHP’de tek merkezli bir yapı kurulmaya çalışılıyor.”
Çünkü Ekrem İmamoğlu’nun siyasi yasak ve cezaevi süreci sonrası partide oluşan boşlukta, Özgür Özel yönetiminin kontrolü daha sert biçimde toplamaya çalıştığı görüşü hâkim.
Ancak bütün bu süreç CHP içinde başka bir korkuyu da büyütüyor:
“Burada bize artık alan kalmadı” hissi…
Nitekim son dönemde yaşanan kopuşlar, bağımsız kalan isimler ve AK Parti’ye geçen bazı belediye başkanları da parti içinde bu tartışmayı iyice büyüttü.
Davayı açan isimlerden birinin eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş olması da krizin ne kadar derinleştiğini gösteriyor. Çünkü dava artık yalnızca bir hukuk dosyası değil; CHP’nin kendi iç hesaplaşmasının sembolüne dönüşmüş durumda.
**
İronik bulduğum şey yıllarca demokrasi, hukuk ve meşruiyet tartışmalarının merkezinde duran CHP, şimdi aynı tartışmaları kendi içinde yaşıyor.
Kılıçdaroğlu kesin gelirse Özgür Özel ve kabinesinde yeni bir parti gelecek bunu bilmeyen yok.
Neyse ki süreç borsanın kapandığı ve bayram tatiline geldi ki büyük ihtimalle bunu bilinçli olarak bu tarihe getirme olasılıkları yüksek.
Umarım süreç bayramdan sonra sular durulmuş sakin bir şekilde ilerler.