Kurban Bayramı bitti herkes evine dönüyor.
Bu bayram bizde ekipçe çalıştık.
Yurdun dört bir yanında her sene olduğu gibi benzer görüntüler geldi.
Kimisi kurbanı motosiklette taşıdı, kimisi kurbanını 4 kat merdivenlerden çıkartıp terasta kesti.
Kimisi de maalesef yine kurbanını araç arkasına bağlayıp canlı bir şekilde sürükledi. O eziyet sonrası ne kadar kabul olur Allah bilir.
“Acemi kasaplar” yine acilleri doldurdu.
Ama galiba kurban kesme konusunda biraz elitleştik.
Sokak aralarında veya boş bir arazide kontrolsüz kurban kesim görüntülerini artık çok az görüyoruz. En azından basına yansıdığı kadar kurban kesiminde daha düzenli, daha temiz, daha kontrollü bir noktaya geldik.
*
Ama galiba aynı başarıyı bayramın ruhunu korumakta gösteremedik.
Kurban Bayramını kim, kaç kişi, ne kadar gerçek manasıyla yaşadı bilinmez.
Ama insan az çok tahmin edebiliyor durumu.
Sanki her geçen yıl, Kurban Bayramı, manası ve maneviyatını kaybediyor.
Sanki biraz daha yabancılaşıyor, hatta kaçıyor gibiyiz.
Büyüklerimiz olmasa hepten bırakacak gibiyiz.
Bayram ziyaretleri, bayram telefonları, bayram mesajları, bayram çocukları sanki hepsi yavaş yavaş azalıyor.
Hepten kaybolma ihtimali elbette yüksek ama insan yaş aldıkça eskiye özlem duyuyor, o yüzden yeniden canlanma ihtimali de yüksek. Ama bir arada bir derede kalma ihtimali de var.
*
Gelelim bu bayramın manasına: “Kurban” kelime anlamıyla “yaklaşmak” demektir, yani Allah’a yaklaşmak.
Bu kavramın kullanılması nedeni ise kısaca şöyle: Allah, İbrahim Peygamber’e, sadakatini kanıtlaması için oğlu İsmail’i kendisine kurban etmesini ister. İbrahim Peygamber bu durumu oğluna söyler, oğlu da, ne emrediliyorsa onun yapılması gerektiğini belirtip kurban olma rızasını gösterir. Baba, oğlunu kurban edecekken bıçak kesmez. İbrahim Peygamber’in tam sadakati, oğlu İsmail’in tam teslimiyeti ile imtihandan geçerler ve Allah onlara bir koç göndererek İsmail’in canını bağışlar.
Yani Kurban Bayramı’nın manası Allah’ın rızasını alıp ona tam teslimiyet ve bağlılık göstermek, şükretmek demek. Aynı zamanda toplumsal dayanışma ve paylaşmanın en üst seviyede olunduğu gündür.
Ama “Kurban” denince zihinde ilk oluşan örüntü başka şeyler oluyor.
Sizi bilmem ama bende ilk; kurban parası, bayram şekeri, çocuklar için harçlık, kavurma, aranacaklar ve mesaj atılacaklar…
Kısaca harcamalar.
Sıralama değişse de eminim hemen hemen hepimizde böyle.
Ha kurban kesilmeyip tatile gidilecekse o zaman hepsi değişir.
Özellikle bayram tatili 9 güne çıkınca insanlar direkt tatil beldelerine kaçma planı yapıyor.
Haksız da değiller çalışma hayatı, büyük şehirlerin stresi, bayrama özel indirimlerde olunca tatil daha cazip geliyor.
*
Zamanın ruhu; enflasyon, geçim, çalışma şartları…
Her şeyi ama her şeyi değiştiriyor.
İnançlarımızı, gelenek ve göreneklerimizi, kültürümüzü, alışkanlıklarımızı, sağlığımızı…
Belki de mesele bayramların değişmesi değil.
- Çünkü hayat değişiyor.
- Şehirler değişiyor.
- İnsanlar değişiyor.
Dedelerimizin yaşadığı bayramları birebir yaşamamız zaten mümkün değil.
Ama bayramın özünü korumak hâlâ mümkün.
- Bir telefonu açmak mümkün.
- Bir büyüğün elini öpmek mümkün.
- Bir çocuğu sevindirmek mümkün.
- Bir ihtiyaç sahibini hatırlamak mümkün.
- Bugünlerimiz için şükretmek mümkün.
Belki de önemli olan yalnızca kestiğimiz kurban değil; niyetlerimizdi.
Allah’a ne kadar yaklaşabildik?
Birbirimize ne kadar yaklaşabildik?
Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey birbirimize yeniden yaklaşabilmek.