Yapay zekâyı hâlâ “metin yazıyor, kod yazıyor, görsel üretiyor, işi hızlandırıyor” diye konuşuyoruz.
Oysa dünyanın büyük güçleri bu meseleyi çoktan başka bir başlık altında tartışmaya başladı:
Egemenlik.
Geoffrey Hinton, Yoshua Bengio ve Stuart Russell…
Bu üç önemli isim, yapay zekânın öncüleri arasında yer alıyor. Bu isimlerin herkes tarafından takip edilmesi gerektiğini ve yaptıkları her uyarının, her açıklamanın dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü onlar yaptıkları ve büyüttükleri evlatlarını çok iyi tanıyorlar. Bizler ise yalnızca maruz kaldığımız ve deneyimlediğimiz küçük bir çerçeveden görebiliyoruz.
Gelecek, sandığımızdan çok daha hızlı, çok daha hırslı ve ne yazık ki kontrolsüz bir şekilde kapımıza dayanmış durumda.
Artık mesele, telefonlarımızın daha akıllı olması ya da işlerimizi hızlandırması değil. İnsanlık, tarihinde ilk kez kendisinden çok daha zeki bir aktörle karşı karşıya kalmanın eşiğinde.
Üstelik bu korkuyu yayanlar teknoloji karşıtları da değil; bizzat bu sistemleri laboratuvarlarda gece gündüz geliştiren bilim insanları.
Hinton’ın korkusu zekânın kontrolden çıkması, Bengio’nun uyarısı ise sistemlerin yalnızca cevap veren değil, kendi başına hareket eden yapılara dönüşmesi. Russell ise meseleyi daha temel bir yerden kuruyor: Amaç yanlışsa, zekânın büyümesi insanlık için güvenlik değil, tehdit üretir.
İnsanlık Goril Konumuna mı Düşecek?
Yapay zekâ alanının en saygın isimlerinden Stuart Russell’ın bugünkü durumu özetleyen son derece sarsıcı bir benzetmesi var.
Diyor ki:
“Biz gorillerden daha güçlü değiliz ama onlardan daha zeki olduğumuz için dünyayı biz yönetiyoruz. Goriller dünyanın geleceğiyle ilgili karar veremiyor, çünkü ipler bizim elimizde. Peki ya yarın yapay zekâ insandan daha zeki hale gelirse? Bu kez insanlık mı goril konumuna düşecek?”
İlk bakışta bir bilimkurgu filmi repliği gibi duran bu soru, aslında bugünkü küresel siyasetin tam merkezinde oturuyor. Çünkü mesele artık laboratuvarlardan çıktı, jeopolitik bir güç savaşına dönüştü.
20. yüzyılda dünya siyasetini, haritaları ve savaşları şekillendiren yegâne güç kaynaklarından biri petroldü. Soğuk Savaş yıllarında ise gücün adı nükleer teknoloji oldu. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılın bu ikinci çeyreğinde ise yeni nükleer yarışın adı netleşti:
Yapay zekâ ve hesaplama kapasitesi.
Ankara’dan Küresel Denkleme Bakmak
Bugün ABD ile Çin arasında yaşanan, ilk bakışta sadece ticari bir sürtüşme gibi görünen o meşhur “çip savaşları”, aslında yarının dünyasını kimin yöneteceğinin mücadelesidir.
Veri merkezleri, devasa işlemciler ve algoritmalar artık birer ticari meta değil; doğrudan stratejik güç unsuru.
Pentagon’un yapay zekâ bütçelerini milyar dolarlarla katlaması, Çin’in bu alandaki agresif yatırımları ve Avrupa’nın apar topar yasal düzenleme, yani regülasyon yarışına girmesi tesadüf değil.
Hepsi aynı gerçeği görüyor:
Bu teknoloji sadece ekonomik büyümeyi tetiklemeyecek; askerî stratejileri, siber güvenliği, istihbaratı ve en nihayetinde demokrasileri kökten değiştirecek.
Belki de bildiğimiz anlamdaki “devlet” kavramını bile yeniden tanımlatacak.
Peki Ankara’dan bakınca biz bu küresel denklemin neresindeyiz?
Eğer bu büyük dönüşümü sadece “teknolojik bir yenilik” veya eğlenceli birer asistan olarak görmeye devam edersek, yarın kurallarını başkalarının koyduğu o masada sadece birer seyirci olarak kalırız.
Kendi masamızı kurmak, kendi algoritmalarımızı ve veri güvenliğimizi üretmek bir lüks değil, artık bir egemenlik meselesidir.
Savunma sanayiinde elde edilen kapasiteyi yapay zekâ, çip, veri merkezi ve siber güvenlik hattına taşıyamayan ülkeler, önümüzdeki dönemde yalnızca teknoloji ithal eden değil, karar ithal eden ülkelere dönüşebilir.
Çünkü bu seferki devrim, insanlık tarihinin gördüğü hiçbir şeye benzemiyor. Dünya ilk kez, insanlık tarafından icat edilen bir teknolojinin insanı aşmasından ve kontrolden çıkmasından korkuyor.
Oyunun kuralları yeniden yazılırken, goril konumuna düşmemek için yapay zekânın babası olarak anılan bu isimlerin uyarılarını dikkate almakta fayda var.
Yapay zekâ çağında mesele, makinelerin ne kadar zeki olacağı değil; insanın masada kalıp kalamayacağıdır.
Meraklıları için kitap önerisi:
Stuart Russell - Human Compatible: Artificial Intelligence and the Problem of Control
İnsanlık için Yapay Zekâ: Yapay Zekâ ve Kontrol Problemi