Türkiye, CHP içindeki en alevli tartışmalara odaklanmışken Osman Gökçek kendinden emin bir şekilde öyle bir iddia attı ki bir anda herkes pür dikkat kesildi.
Çok iyi hatırlıyorum, CHP durumuna ilişkin yazımda "Sen bir dur Gökçek, ortalık zaten yangın yeri, tatile çık." diye isyan etmiştim ama ortaya attığı iddia o kadar büyük, tehlikeli ve cezbediciydi ki avuçlarım kaşındı desem yeridir. Hele ki "ASKİ sayaç" olayından sonra bu iddianın peşine düşmemek elde değil.
Ya benim gibi isyan edenlerin sesini duydu, ya partisi aynı uyarıyı yaptı ya da tatile çıktı... Bilemiyorum, ondan sonra Osman Gökçek'ten hiç ses çıkmadı.
**
Peki neydi o büyük iddia?
Gökçek, "yüz yılın vurgunu" diyerek Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi'nde Mansur Yavaş'ın ABB ihalesinde 53 milyarlık dev vurgun yaptığını, müteahhit İsmail Mert Fırat'ın 6 ay sonra meclisten geçecek imar kararını önceden nasıl bildiğini ve buna göre hareket ettiğini iddia etti.
Sosyal medyada milyonlarca kez izlenen videonun ardından elbette herkes kendi cephesinden konuştu. Kimileri "Belgeler ortada." dedi, kimileri ise bunun "tamamen siyasi bir karalama" olduğunu savundu; kimisi "İktidar CHP'ye darbe yaptı, şimdi Yavaş'ı indirmek istiyor." dedi, kimisi de "Çalmanın ve yolsuzluğun CHP'nin el alışkanlığı." olduğunu savundu.
Ben ise oturdum araştırmaya.
Çünkü ortada iki ihtimal vardı. Ya gerçekten kamuoyunun bilmediği ciddi bir sorun vardı ya da yıllardır devam eden bir projenin yalnızca siyasi yönü öne çıkarılıyordu. Bunun cevabını sosyal medya yorumlarında veya Gökçek'in iddiasında değil, resmi belgelerde aramaya karar verdim.
Yaklaşık iki haftadır belediye meclisi kararlarını, Sayıştay raporlarını, Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin açıklamalarını ve kamuoyuna yansıyan haberleri karşılaştırıyorum.
Yetinmedim; Osman Gökçek'in dile getirdiği bazı iddiaların kronolojisini netleştirebilmek için Ankara Büyükşehir Belediyesi'ne resmi olarak bilgi talebinde bulundum. Özellikle ilk ihale şartnamesi, bazı satış tarihleri ve iddiaları test etmeye yardımcı olabilecek belgeleri istedim. Ancak yazıyı kaleme aldığım tarihe kadar bu sorulara yanıt verilmedi. İstediklerim gizli belgeler niteliğinde değildi.
**
Ancak belgeler tamamen açık değil demek de eksik olur; zira Sayıştay'ın PORTAŞ raporu zaten elimizde. Yavaş dönemiyle birlikte projenin kalbine yerleştirilen belediye iştirakleri PORTAŞ ve Metropol İmar A.Ş. ekseninde dönen bu tartışmada, o raporda kamuoyunun pek bilmediği fahiş malzeme alımları net birer mali tespit olarak duruyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı fiyatlarının çok üzerindeki hazır beton faturaları ve resmi listelerde adedi 3,25 TL olan tuğlanın şirkete tanesi 77,50 TL'ye alınması gibi çarpıcı detaylar resmi belgelere geçmiş durumda. Yani ortada iddiadan öte, devletin resmi raporuna girmiş somut bir bütçe yönetimi sorunu var.
Bu nedenle bu yazının amacı bir tarafı haklı çıkarmak ya da diğer tarafı suçlamak değil. Amacım, yaklaşık 20 yıldır devam eden Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi'nde resmi belgelerin ne söylediğini, hangi iddiaların mevcut verilerle desteklenebildiğini ve hangi soruların hâlâ cevap beklediğini ortaya koymak.
**
TALİHSİZ MAMAK
Araştırmaya projenin başlangıcından başladım. Çünkü bugün konuşulanları anlayabilmek için yaklaşık yirmi yıl öncesine dönmek gerekiyordu.
Mamak Kentsel Dönüşüm Projesi, 2008 yılında Melih Gökçek döneminde büyük vaatlerle başlatıldı. Binlerce gecekondu kaldırılacak, hak sahipleri modern konutlara kavuşacaktı.
Ancak Mamak bölgesi yatırımcılar açısından değerli görülmediği için büyük şirketler projeye girmedi. Onlar olmayınca ihale küçük ve orta ölçekli şirketler arasında paylaşıldı. Aradan geçen yıllarda ekonomik krizlerle birlikte bu şirketler bir bir batmaya başladı, yükleniciler değişti, proje farklı yöntemlerle devam ettirilmeye çalışıldı ama olmadı; en sonunda kentsel dönüşüm askıya alındı.
Tabii böyle olunca Melih Gökçek sözünü yerine getiremediği için mağdur olan ailelere kira desteği ve çocuklu ailelere okul masrafının bir kısmını karşılama desteği sağladı sağlamasına ama ABB'nin sırtına yük bindikçe binmeye başladı ve ortaya büyük bir borç yükü çıktı.
AK Parti birçok sebepten ötürü Gökçek'i görevden alıp Sincan Belediye Başkanı Mustafa Tuna'yı getirdi. Tuna göreve gelir gelmez ilk yaptığı iş, malum bütçe sebeplerinden dolayı bedava konserleri ve etkinlikleri iptal etmek oldu.
Yani Mansur Yavaş oldukça külfetli bir borca sahip ABB devraldı. Ama bu demek değil ki Mansur Yavaş tamamen masum; bunu zaman gösterecek.
Bugün gelinen noktada ise ABB'nin hâlen 8.006 adet konut borcu bulunuyor.
Aslında dosyanın en dikkat çekici yönü de tam burada başlıyor.
Kamuoyunda milyarlarca liralık iddialar konuşuluyor ama bu tartışmaların merkezinde olması gereken insanlar çoğu zaman unutuluyor.
Evlerini yıllar önce teslim eden, kira yardımıyla yaşamını sürdürmeye çalışan ve "Acaba bu kez bitecek mi?" sorusunu sormaya devam eden binlerce hak sahibi var. Dolayısıyla bu dosya yalnızca ihalede usulsüzlük ya da siyaset dosyası değil; aynı zamanda yıllardır çözüm bekleyen bir vatandaşlık meselesi.
İncelediğim resmi belgelerde projenin 2008 yılında başladığı, bugün hâlâ tamamlanmadığı ve Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin kendi verilerine göre binlerce konut yükümlülüğünün sürdüğü görülüyor.
Osman Gökçek'in hedefindeki müteahhit İsmail Mert Fırat'ın yürüttüğü o devasa 10 bin konutluk Natura Banliyö projesinin takvimi ile ABB Meclisi'nin Haziran 2026 oturumundaki imar kararlarının kronolojik olarak örtüşmesi, her ne kadar şu aşamada hukuki bir hükme bağlanmasa da, imar kulislerinde "içeriden bilgi sızdırma" şüphesini besleyen en büyük veri olarak ortada duruyor.
Kronolojiyi tamamen netleştirecek diğer bazı spesifik şirket içi satış tarihleri ve şartnameler ise belediye tarafından henüz paylaşılmadığı için şimdilik cevapsız kalıyor.
**
"İHALELER ZATEN CANLI YAYINLANIYOR" SAVUNMASI MASUM DEĞİL
Araştırma sırasında beni en çok düşündüren konulardan biri de "İhaleler zaten canlı yayınlanıyor." savunması oldu.
İlk bakışta bu güçlü bir şeffaflık göstergesi gibi görünüyor.
Ancak ihale hukuku yalnızca kameraların kayıt yaptığı birkaç saatten ibaret değil.
*İhale başlamadan önce teknik şartnameler hazırlanıyor,
*yaklaşık maliyet hesaplanıyor ve katılım kriterleri belirleniyor.
*İhale tamamlandıktan sonra ise hakedişler, iş artışları, fiyat farkları ve uygulama süreçleri yürütülüyor.
PORTAŞ gibi iştiraklerin yasal muafiyetleri kullanarak işleri kapalı kapılar ardında alt yüklenicilere nasıl pasladığı gerçeği ortadayken, yalnızca ilk vitrinde canlı yayın yapılması sürecin tamamının tartışmasız olduğu anlamına gelmiyor.
Bu tespit, Mamak'ta mutlaka bir usulsüzlük yapıldığı anlamına da gelmez. Ancak kamuoyunda oluşan soru işaretlerinin giderilebilmesi için ihale öncesi ve sonrasındaki süreçlerin de en az ihale anı kadar şeffaf olması gerekiyor.
Yazıyı bitirirken elimde iki ayrı dosya vardı. Birinde siyasi iddialar, diğerinde resmi belgeler. Bazı başlıklarda belgeler iddialarla örtüşüyor, bazı başlıklarda ise hâlâ cevap bekleyen sorular bulunuyor.
Çok kıymet verdiğim bir hocam hep şu hatırlatmayı yapar: "Gerçeklerin ortaya çıkması gibi kötü bir huyu vardır." Eğer ortada bir suç varsa ya da iddialar yalan ise elbet bir gün ortaya çıkacaktır.
Şimdilik bu olayda net olan bir şey var: Yaklaşık yirmi yıldır devam eden bu projede en büyük bedeli, evlerini teslim edip hâlâ anahtarlarını bekleyen Mamaklı hak sahipleri ödedi.