Kış, takvimden silinmeden önce içimizde çözülmeye başlar. Önce bir sabah daha az üşürüz. Sonra güneş biraz daha uzun kalır pencerede. Ve bir gün fark ederiz; sadece havaya değil, içimize de bir sıcaklık düşmüştür. İşte o an, cemre düşmüştür.
Halk takvimine göre cemre, baharın habercisidir. Soğukla sıcak arasında kurulan o görünmez köprüdür. Üç adımda gelir; önce havaya, sonra suya, en son toprağa dokunur.
İlk cemre 19-20 Şubat tarihlerinde havaya düşer. Soğuğun keskinliği kırılır, rüzgârın dili yumuşar. Sanki gökyüzü derin bir nefes alır.
İkinci cemre 26-27 Şubat tarihlerinde suya düşer. Buz çözülür, akarsuların sesi değişir. Su artık kışın değil, baharın taşıyıcısıdır.
Üçüncü ve son cemre ise 5-6 Mart tarihlerinde toprağa düşer. İşte o zaman gerçek dönüşüm başlar. Toprak uyanır. Tohumlar kıpırdar. Hayat yeniden prova yapar.
Cemre sadece doğaya düşmez aslında. İnsan da kendi cemresini bekler. Uzun süren yorgunlukların, iç sıkıntılarının, geçmeyen kışların ardından bir gün içimize de bir sıcaklık düşer. Umut gibi, sabır gibi, yeniden başlama isteği gibi…
Belki de bu yüzden cemre bir meteoroloji olayı değil, bir ruh halidir.
Takvim bize cemrenin ne zaman düşeceğini söyler.
Ama insanın içine ne zaman düşeceğini kimse bilemez.
Yine de her yıl aynı şey olur:
Önce hava yumuşar, sonra su çözülür, en sonunda toprak uyanır.
Ve biz anlarız ki;
Bahar, doğadan önce insanın içine gelir.