“Bir ara görüşürüz” lafı, artık vedalaşma cümlesi gibi. Ne net bir tarih var içinde ne de gerçek bir söz. Sanki karşıdakini kırmamak için söylenmiş, içi boş ama kulağa hoş gelen bir ifade. Hepimizin ağzında, hepimizin hayatında.
Günler hızlı akıyor, bunu inkâr edemeyiz. Sabah alarm çalıyor, apar topar evden çıkılıyor. Trafik, iş, telefonlar, mesajlar derken gün bitiyor. Akşam olduğunda yorgunluktan koltuğa zor oturuyoruz. “Yarın ararım” diyoruz, yarın oluyor… yine aynı telaş.
Bir kahve içelim diye sözleştiğimiz arkadaşlar var mesela. Aynı şehirdeyiz, hatta bazen aynı semtte. Ama aylar geçiyor, sadece sosyal medyada birbirimizin hayatını izliyoruz. Birinin çocuğu büyüyor, diğeri iş değiştiriyor; biz uzaktan izleyip geçiyoruz. Görüşmek yerine “beğenmekle” yetiniyoruz.
Bir de hep ertelediğimiz telefonlar var. Arayınca yarım saat sürmeyecek ama bize yük gibi geliyor. Oysa o arama, karşı taraf için günün en güzel anı olabilir. Bunu çoğu zaman düşünmüyoruz.
Sonra bir gün bir haber geliyor. Hastalık, taşınma ya da beklenmedik bir kayıp… İşte o an, ertelenen cümleler bir bir diziliyor aklımıza. “Geçen hafta arayacaktım”, “bayramdan sonra görüşürüz demiştik” diye başlayan pişmanlıklar kalıyor geriye.
Kimse kimseden her gün görüşmeyi beklemiyor elbette. Ama hatırlanmak, yoklanmak herkesin ihtiyacı. İnsan gerçekten değer verdiğine, yoğunluğun arasında bile bir yer açabiliyor. Geri kalanlar ise hep “bir ara” ya kalıyor.
Belki de artık bu cümleyi daha az kullanmalıyız. Çünkü hayat ertelenecek kadar uzun değil, insanlar da bekleyecek kadar sabırlı değil.