1 Mayıs haftasında meydanlarda yine emek, dayanışma ve işçi hakları konuşuldu.
1 Mayıs günü ise kürsüler kuruldu, sendikalar açıklamalar yaptı, sloganlar atıldı. Hem ilçelerde hem de Ankara merkezinde yürüyüşler ve kutlamalar düzenlendi.
Ah bir de şu yürüyüşleri yaparken etrafı biraz temiz bıraksalar…
Belki de İşçi Bayramı’nda çalışmaya devam eden sokak temizlik görevlilerinin yükü biraz olsun hafiflemiş olurdu.
İroniktir, en yoğun onlar çalışır o gün.
Bu yılki 1 Mayıs haftasının en dikkat çekici görüntülerinden biri ise Doruk Madencilik işçilerinin yaklaşık bir hafta süren açlık greviydi.
5 aydan fazla süredir maaşlarını ve tazminatlarını alamadıklarını söyleyen işçiler, Eskişehir-Ankara hattında yürüyüşe geçti.
Yerin metrelerce altında çalışan insanlar, bu kez başkentin ortasında seslerini duyurmaya çalışıyordu.
Üstelik bunu sloganlarla değil, aç kalarak yapıyorlardı.
**
Türkiye’de madencilik denince insanların aklına artık yalnızca kömür gelmiyor.
Soma geliyor akla.
Ermenek geliyor.
Göçükler geliyor.
Yer altında mahsur kalan işçiler, siren sesleri ve gözyaşları geliyor…
Bu ülke yıllardır maden facialarıyla sarsılıyor. Her facianın ardından “iş güvenliği”, “işçi hakkı” ve “denetim” tartışmaları yeniden başlıyor. Ancak görünen o ki yıllar geçse de bazı madencilerin yaşadığı ekonomik sorunlar tam anlamıyla çözülebilmiş değil.
Doruk Madencilik işçilerinin Ankara’daki açlık grevi günler ilerledikçe daha fazla dikkat çekmeye başladı. Süreç boyunca farklı siyasi isimlerden destek açıklamaları geldi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Veli Gündüz Şahin de işçilere destek veren isimlerden biri oldu.
Ardından devlet de devreye girdi. Önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından açıklama yapıldı. Bakanlık, sürecin yakından takip edildiğini ve çözüm için görüşmelerin sürdüğünü duyurdu.
Daha sonra İçişleri Bakanlığı öncülüğünde işçiler, sendika temsilcileri ve şirket yetkilileri arasında kritik bir toplantı gerçekleştirildi.
Ve sonunda taraflar arasında uzlaşma sağlandı.
Bağımsız Maden-İş Sendikası yaptığı açıklamada,
“Uzun soluklu mücadelemiz zaferle sonuçlandı”
ifadelerini kullandı. Sendika yönetimi, işçilerin alacaklarının önemli bölümünün ödendiğini, kalan ödemeler için ise belirli bir takvim oluşturulduğunu açıkladı.
Aslında sürecin çözülmesi sevindiriciydi.
Ancak tam da bu noktada başka bir tartışma başladı.
Çünkü günler süren açlık grevinin ardından çözümün kısa sürede gelmesi, birçok kişinin aynı soruyu sormasına neden oldu.
CHP Grup Başkanvekili Murat Emir’in,
“Bir telefonla çözülüyorsa neden aylarca aç bıraktınız?”
sözleri de tam olarak bu tartışmanın merkezine oturdu.
Çünkü insanların aklındaki asıl soru artık yalnızca maaşların ödenip ödenmediği değildi.
Mesele, işçilerin neden bu noktaya gelene kadar duyulmadığıydı.
Eylemler sürerken gözler bir yandan da şirketten gelecek açıklamalara çevrilmişti.
Doruk Madencilik’in bağlı olduğu Yıldızlar Holding tarafından yayımlanan açıklamada,
“Emekçinin emeğinin karşılığını zamanında ve tam olarak almasının öncelikleri olduğu”
vurgulandı.
Açıklamada yaşanan süreç nedeniyle “üzüntü” ve “mahcubiyet” ifadeleri de kullanıldı.
Üstelik tartışmanın merkezindeki yapı küçük ölçekli bir şirket de değildi.
Doruk Madencilik’in bağlı olduğu Yıldızlar Holding; enerji, madencilik ve farklı sektörlerde faaliyet gösteren büyük yapılardan biri olarak biliniyor.
Bu nedenle yaşanan maaş krizi ve açlık grevi yalnızca bir işveren-işçi anlaşmazlığı olarak değil, Türkiye’de büyük şirketlerin işçi hakları konusundaki sorumluluğunun nasıl denetlendiğine dair daha geniş bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
Süreç ilerledikçe dikkat çeken bir başka gelişme daha yaşandı.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, işçinin hakkını ödemeyen şirkete artık yeni ruhsat verilmeyeceğini açıkladı.
Bu açıklama kamuoyunda yalnızca ekonomik değil, sembolik bir mesaj olarak da yorumlandı.
Çünkü yıllardır Türkiye’de birçok işçi eylemi yaşandı ancak ilk kez bu kadar net şekilde,
“İşçinin hakkını vermeyen şirkete yeni ruhsat yok”
mesajı veriliyordu.
Elbette bunun sahada ne kadar uygulanacağını zaman gösterecek.
Ama yaşanan süreç, Türkiye’de işçi hakları konusunda artık yalnızca maaşların değil, şirketlerin kamu karşısındaki sorumluluklarının da daha yüksek sesle tartışılmaya başlandığını gösteriyor.
**
Mesut Enişte ağzıyla “demem o ki”, ne demiş Bertolt Brecht şiirinde:
"Hangi mutfakta pişti yemekler?
Kim ödedi hesabı?
Her sayfada bir zafer yazılı,
Peki, yemeği kim pişirdi?"