İnsanlığın en eski alışkanlıklarından biridir başkalarının hayatını konuşmak. Kimin evliliği iyi gidiyor, kim boşanıyor, kim başarılı oldu, kim başarısız oldu… Kahve masalarında, sosyal medyada, iş yerlerinde ve aile sohbetlerinde en çok tüketilen konu çoğu zaman yine başka insanların hayatlarıdır. Oysa insanın en zor baktığı yer, kendi iç dünyasıdır.
Sürekli başkalarının yaşamını masaya yatıran insanlar aslında çoğu zaman kendi hayatlarının muhasebesini yapmaktan kaçıyor olabilirler. Çünkü başkasını eleştirmek kolaydır; insanın kendi eksikleriyle yüzleşmesi ise cesaret ister. Kendi karakterini geliştirmek, önyargılarını sorgulamak, hatalarını kabul etmek ve daha iyi bir insan olmaya çalışmak emek ister.
Bugün başarı kavramını çoğu zaman yanlış ölçüyoruz. Bir insanın ne kadar para kazandığına, hangi makamda olduğuna, kaç kişiye hükmettiğine ya da ne kadar tanındığına bakıyoruz. Fakat aynı insanın nasıl bir karaktere sahip olduğunu, çevresine nasıl davrandığını, insanlara ne hissettirdiğini çoğu zaman göz ardı ediyoruz.
Düşünün; alanında dünyanın en iyi bilim insanlarından biri olabilir, önemli keşiflere imza atabilir, sayısız ödül kazanabilir. Ama eğer insanlara sürekli nefret, kibir, küçümseme ve olumsuzluk yayıyorsa, bu başarılar onun karakterindeki eksikliği gerçekten kapatabilir mi? Ya da çevresindeki insanlar onu başarılarıyla mı, yoksa yarattığı olumsuz etkiyle mi hatırlayacaktır?
Bilgi çok değerlidir. Başarı da öyledir. Ancak karakterle desteklenmeyen bilgi, insanı yalnızca daha etkili birine dönüştürür; daha iyi birine değil. Çünkü iyi bir insan olmakla başarılı bir insan olmak aynı şey değildir. Asıl mesele, ikisini bir araya getirebilmektir.
Belki de bu yüzden dünya bugün diploması olan ama vicdanı olmayan, kariyeri olan ama empati kuramayan, çok şey bilen ama kendini tanımayan insanlarla dolu. Teknolojik olarak ilerliyoruz, ancak aynı hızla insanlaşabiliyor muyuz? Asıl soru budur.
İnsanın gerçek başarısı, başkalarının hayatını didik didik etmekte değil; kendi karakterini inşa etmekte saklıdır. Çünkü günün sonunda insanlar sizin ne kadar zeki olduğunuzu, ne kadar kazandığınızı ya da kaç ödül aldığınızı unutabilir. Ama onlara nasıl davrandığınızı, nasıl bir insan olduğunuzu ve ardınızda nasıl bir iz bıraktığınızı kolay kolay unutmazlar.
Bu satırlar bir hüküm vermekten çok, birlikte anlamaya çalışmanın bir parçası olarak kaleme alındı.
Bir sonraki yazıda yeniden düşünmek üzere...