NATO Zirvesi'nin sona ermesinin üzerinden birkaç gün geçti.
Bildiriler yayımlandı.
Liderler ülkelerine döndü.
Gazeteler siyasi analizlerini yaptı.
Televizyonlar ekonomi, siyaset ve güvenlik politikalarını tartıştı.
Ama ben bu yazıda bunların hiçbirini anlatmayacağım.
Bu kez zirvenin sosyal medyaya yansıyan yüzünü anlatacağım.
İnanın bana, X, resmi zirveden çok daha hareketliydi.
ÖNCE MEHTER...
Öncelikle şunu söylemeliyim; zirve boyunca liderlerin Mehter Takımı ile karşılanmasını çok beğendim. Uzun yıllardır tarihimizle kurduğumuz mesafeyi düşününce, dünyanın en güçlü liderlerinin "Ceddin Deden" marşıyla karşılanması oldukça anlamlıydı.
Mehter yalnızca bir askeri bando değildir. Osmanlı ordusunun psikolojik üstünlük kurmak için kullandığı en güçlü sembollerden biridir. Daha savaş başlamadan "güçlü bir devlet geliyor" mesajı verir, düşman üzerinde baskı oluştururdu. Bu nedenle NATO gibi dünyanın en önemli güvenlik zirvelerinden birinde Mehter'in yer almasını, tarihe yapılmış güçlü bir gönderme olarak görüyorum.
Bir ayrıntı daha dikkatimi çekti. 16 Türk devletini temsil eden askerlerin iki yıl önce yenilenen kıyafetleri oldukça başarılıydı. Ancak keşke tarih boyunca savaş meydanlarında yer alan Türk kadın savaşçılarını temsil eden figürler de bu kortejde yer alsaydı. Son yıllarda dönem dizileriyle bu konu daha görünür hale geldi. Böyle bir dokunuş, geçmişten bugüne uzanan anlatıyı daha da güçlendirebilirdi.
NATO MU, TÜRKİYE TANITIM KAMPANYASI MI?
NATO Zirvesi öncesinde özellikle Ankara'nın bazı bölgelerinde yapılan yenileme çalışmaları sosyal medyada çok tartışıldı.
Ben bu tartışmada sadece şu eleştiriye katılıyorum:
"Madem yapılabiliyordu, bugüne kadar neden yapılmadı?"
Ancak "Ankara'nın eksiklerini reklam panolarıyla kapatamazsınız", "Olduğunuz gibi olun" diyenlere de katılmıyorum.
Evimize misafir geleceğinde hepimiz aynı hazırlığı yapmıyor muyuz?
Dip bucak temizlik yapıyor, en güzel yemek takımlarını çıkarıyor, eksikleri tamamlıyor, hele düğün kız isteme vs. olacaksa boya badana bile yaptırıyoruz. Kimse buna "olduğun gibi davranmıyorsun" demiyor.
Devletler de büyük organizasyonlara aynı anlayışla hazırlanır.
Üstelik yapılan yolları, düzenlemeleri ve havalimanlarını zirve bittikten sonra yine biz kullanacağız. NATO sadece bu süreci hızlandıran bir etken oldu.
Bu arada TOGG'un golf araçları da zirve sayesinde dünyaya ücretsiz reklam yapmış oldu.
BU KEZ POLİTİKA DEĞİL, TÜRK MİSAFİRPERVERLİĞİ VE KEDİLER KONUŞULDU
Bilmeyenler için söyleyeyim...
Normal şartlarda NATO zirvelerinde basına yemek, çay, kahve, su ikram edilmez. Gazetecilere hediye verilmez. Hatta otelden zirve alanına ulaşım bile çoğu zaman organize edilmez. Basın mensupları birçok ihtiyacını kendi imkânlarıyla karşılar.
Ancak Ankara'daki zirvede bambaşka bir tablo vardı.
Politikadan çok Türk misafirperverliği konuşuldu.
Basına verilen yemekler, ikramlar, hediyeler ve organizasyon büyük beğeni topladı.
Yabancı meslektaşlarımızdan;
"Zirvenin üstünde bir zirve yaptınız."
"Katıldığım en iyi NATO Zirvesi buydu."
"Bundan sonraki zirvelerin sizi geçmesi çok zor."
gibi yorumlar geldi.
Sosyal medyada bir Alman gazetecinin hediye çantasını çocuk heyecanıyla tek tek açması milyonlarca kişiye ulaştı.
Türk kahvesini anlattı.
Kahvaltıyı öve öve bitiremedi.
Başka gazeteciler menüyü paylaştı.
Kimileri organizasyona hayran kaldı.
Bence bu zirveyi diğerlerinden ayıran en güzel ayrıntılardan biri ise Külliye'nin kedileri Lokum ve yavrusu Akkız'dı.
Ortamı yumuşatan, sıcaklık katan bu iki sevimli ev sahibi; liderlerden gazetecilere kadar herkesin ilgisini çekti.
Seven sevene
Fotoğraf çektiren çektirene
Artık dünya çapında küçük birer fenomen oldular.
Ayasofya'nın kedisi Gli, Obama ile fotoğraf çektirdikten sonra bu kadar konuşulmuş muydu, emin değilim.
SOSYAL MEDYADA TREND OLAN LİDERLER
Sosyal medyada en çok konuşulan görüntülerden biri de İzlanda Başbakanı Kristrún Frostadóttir'in Külliye karşısındaki hayranlığıydı.
Bunun nedenini biraz araştırınca şaşırmadım.
Yaklaşık 400 bin nüfuslu İzlanda'nın başkanlık binası oldukça mütevazı hatta eskiden hapisaneymiş. Zaten ülkelerinin nüfusu neredeyse Etimesgut(632.458 kişi) kadar.
Gerek küçük bir ülke oluşu gerekse kültürel farklılıklar nedeniyle güç gösterisi anlayışları bizimle aynı değil. Bunlar ek olarak yaşadıkları coğrafyanın getirdiği rahatlık, sakinlik nedeniyle böyle bir şeye ihtiyaçları yok.
Biz ise ateş çemberinin ortasında bulunan, caydırıcılığın hayati önem taşıdığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Yani göründüğümüzden daha da güçlü görünmek zorundayız.
Bu nedenle devletlerin sembolleri ve anlayışlarıda aynı olmak zorunda değil.
İzlanda Başbakanı üzerinden sosyal medyada şu asparagas söz dolaşıma sokuldu:
"Türkler beni çok mütevazı karşıladı. Artık burası ikinci evim."
Birincisi...
Karşılanma mütevazı değildi; oldukça ihtişamlıydı.
İkincisi...
İnsan iki günlük ziyaret ettiği bir ülkeye "ikinci evim" demez.
*
Macaristan Başbakanı Péter Magyar ise zirvenin en rahat lideri ilan edildi.
İstanbul'u gezdi.
Ankara'da rahat görüntüler verdi.
Sosyal medyada hemen şu yorum dolaşmaya başladı:
"Turizm Bakanlığı'nın yapamadığı reklamı NATO yaptı."
Abartı mı?
Belki...
Ama milyonlarca görüntülenmeye ulaşan videolara bakınca insan buna tamamen itiraz da edemiyor.
EN ÇOK KONUŞULAN HEDİYE
Sanırsınız NATO'da savunma stratejisi değil, hediyeleşme konuşuldu.
Liderlere verilen Türk yapımı revolver, zirvenin en çok konuşulan ayrıntılarından biri oldu.
Estonya Başbakanı Kristen Michal, ülkesindeki silah mevzuatı nedeniyle hediyeyi doğrudan ülkesine götüremedi. Revolver bir süre Ankara'daki Estonya Büyükelçiliğinde muhafaza edildi.
Belçika Başbakanı Bart De Wever, kutuyu ülkesine döndükten sonra açtı. İçinden silah çıkınca revolveri havalimanı polisine teslim etti.
İngiltere Başbakanı Keir Starmer, hediyeyi Türkiye'de bıraktı ve etkisiz hâle getirilmesini istedi.
Kanada Başbakanı Mark Carney, revolveri aldı ancak mermileri Türkiye'de bıraktı.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, hediyeyi Alman Büyükelçiliğine teslim ederek yasal ithalat sürecini başlattı.
İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin revolveri ise gerekli işlemler tamamlandıktan sonra Roma'ya götürüldü ve devlet hediyeleri envanterine kaydedildi.
Hollanda Başbakanı Rob Jetten, silahı Türkiye'de bıraktı. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte ise hediyeyi kabul etmedi.
İsveç Başbakanı Ulf Kristersson'un revolveri, ithalat işlemleri tamamlanana kadar Ankara'daki İsveç Büyükelçiliğinde tutuldu.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, silahı etkisiz hâle getirildikten sonra askerî müzeye bağışlamayı planladı.
Avrupa Birliği Konseyi Başkanı António Costa'nın hediyesi ise güvenlik ekibi tarafından teslim alınarak yasal prosedüre bağlandı.
Kısacası zirve bitti ama liderlerin en büyük güvenlik meselesi, Ankara'dan ayrıldıktan sonra bavullarındaki revolver oldu.
Sosyal medya yine ikiye bölündü.
Bir taraf,
“Türkiye gibi savunma sanayiinde yükselen bir ülkeye en çok bu hediye yakışır.”
derken;
diğer taraf,
“Diplomatik hediyeye silah mı verilir?”
sorusunu sordu.
Bunca ülke, bunca farklı yasa...
Hiçbiri aynı hediyeyi aynı şekilde kabul edemedi.
Açıkçası revolverin etkisi daha uzun süre konuşulacak gibi görünüyor.
MELONİ BİR BAKTI, BAKMADI...
Zirvenin en uzun analizlerinden biri Donald Trump'ın konuşması değil, Giorgia Meloni'nin bakışlarıydı.
İki saniyelik görüntü saatlerce konuşuldu.
"Baktı."
"Bakmadı."
"Görmezden geldi."
"Soğuk davrandı."
"Normaldi."
Bir anda milyonlarca insan beden dili uzmanına dönüştü.
BİR BARDAK SU BİLE GÜNDEM OLDU
Japon Başbakanı'nın masadaki kullan-at bardaktaki suyu ilk bakışta mum sanması ve üzerindeki jelatini çıkarırken yaşadığı şaşkınlık sosyal medyanın en eğlenceli görüntülerinden biri oldu.
Dünyanın en gelişmiş teknoloji ülkelerinden birinin liderinin, bizim şehirlerarası otobüslerde gördüğümüz kapalı plasitk su bardağına bu kadar şaşırması gerçekten ilginçti.
SAHTE KABADAYI...
Kiryakos Miçotakis...
Sana da helal olsun.
Yürüyüşünü görünce sanırım ülkece aynı filmi hatırladık:
Kemal Sunal'ın "Sahte Kabadayı"sı...
Sosyal medyada en çok yapılan benzetmelerden biri de buydu.
*
Arnavutluk Başbakanı Edi Rama'nın klasik beyaz spor ayakkabıları artık alışıldık bir görüntü. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan ile yaptığı boy şakası da zirvenin sempatik anlarından biri olarak hafızalarda kaldı.
*
Emmanuel Macron ise bu kez gözlükleri ve makam aracı yerine kullandığı Japon yapımı arazi aracıyla konuşuldu. Sosyal medyada bu görüntü üzerine birbirinden ilginç mizah paylaşımları yapıldı.
Herhalde üzerinde katılacağı son NATO zirvesi olmasının rahatlığı vardı.
WELCOME TO TURKEY!
Benim en çok hoşuma giden ayrıntılardan biri de buydu.
Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung'un Ankara ziyaretine ilişkin paylaşımında, yıllar önce Mr. Jade ve İsmail YK'nın seslendirdiği "Welcome to Turkey" şarkısını kullanması beni gerçekten gülümsetti.
İtiraf edeyim...
Ben bile bu şarkıyı baştan sona ilk kez bu paylaşım sayesinde dinledim.
Sonrasında olan oldu.
Şarkı yabancı hesaplarda da paylaşılmaya, remix videolar yapılmaya başlandı.
Bir ücretsiz Türkiye reklamı daha...
Kim derdi ki yıllar önce yapılmış bir pop şarkısı, NATO Zirvesi'nin dijital hafızasının en eğlenceli parçalarından biri olacak?
MİZAH YİNE KAZANDI
İnternet mizahı hiçbir ayrıntıyı kaçırmadı.
Trump'tan Mark Rutte'ye kadar onlarca montaj üretildi.
Dakikalar içinde binlerce paylaşım yapıldı.
Diplomasi ile caps kültürü aynı zaman diliminde yaşadı.
BİR ZİRVE... İKİ FARKLI DÜNYA...
Ankara'da liderler savunma harcamalarını konuşuyordu.
Sosyal medya ise bambaşka bir gündemdeydi.
Belki yıllar sonra NATO Ankara Bildirisi'nin kaçıncı maddesinde ne yazdığını çok az kişi hatırlayacak.
Ama Alman gazetecinin kahvaltı çeşitliğine şaşırmasına basına verilen hediyeleri sevmesini...
Liderlere verilen revolveri...
Basına verilen kahvaltı ve yemkler
Meloni'nin bakışlarını...
Lokum ile Akkız'ı...
Ve yıllar sonra yeniden gündeme gelen "Welcome to Turkey" şarkısını...
Birçok kişi hatırlamaya devam edecek.
Ee… malumunuz artık uluslararası zirvelerin hafızasını yalnızca resmî tutanaklar değil, sosyal medya da yazıyor.